Şok Edici Gerçek: Eltilik Bağları ve Bir Yalanın Gölgesinde Kalan Hayatım
“Zeynep, gerçekten mi? Hamile misin?” Annemin sesi, mutfakta yankılandı. O an, elimdeki çay bardağı neredeyse yere düşecekti. Zeynep, gözleri dolu dolu, başını öne eğdi ve kısık bir sesle, “Evet abla… Doktor kesin söyledi. İki aylıkmışım,” dedi. Murat’ın yüzünde bir gülümseme belirdi, babam ise hemen dua etmeye başladı. Oysa ben, içimde açıklayamadığım bir huzursuzlukla Zeynep’e bakıyordum. Onunla altı yıldır aynı apartmanda, yan yana yaşıyorduk. Sessiz, içine kapanık biriydi. Ama son zamanlarda, işten kaçmak için türlü bahaneler buluyordu. Şimdi ise bu hamilelik haberiyle, sanki her şey daha da karmaşık bir hal almıştı.
O akşam, herkes Zeynep’in üzerine titremeye başladı. Annem ona sürekli çorba yapıyor, babam ise “Aman kızım, ağır kaldırma,” diye tembihliyordu. Eşim Murat, “Zeynep’in işi bırakması lazım, hamile kadın çalışmaz,” dediğinde, içimde bir şeyler koptu. Çünkü Zeynep’in çalıştığı iş, aile bütçemiz için önemliydi. Evimizde iki aile yaşıyorduk ve masraflar her geçen gün artıyordu. Zeynep’in işi bırakması, yükün tamamen bana ve Murat’a kalması demekti. Ama kimse bunu düşünmüyordu. Herkesin gözü Zeynep’in karnındaydı.
Günler geçtikçe, Zeynep’in davranışları daha da tuhaflaşmaya başladı. Sabahları geç kalkıyor, ev işlerinden kaçıyor, sürekli başının döndüğünü, midesinin bulandığını söylüyordu. Annem, “Hamilelik böyle olur kızım, sabret,” diyordu. Ama ben, Zeynep’in doktor raporunu hiç görmemiştim. Bir gün, “Zeynep, doktorun kim? Kontrole birlikte gidelim mi?” diye sordum. Gözleri bir anlığına büyüdü, sonra hemen toparlandı: “Yok abla, ben yalnız gitmek istiyorum. Hem doktorum çok yoğun, randevu bulmak zor,” dedi. İçimdeki şüphe büyüdü. Ama kimse bana inanmıyordu. Murat bile, “Abartıyorsun, Zeynep’in üstüne gitme,” diyordu.
Bir sabah, işe gitmek için hazırlanırken, Zeynep’in odasından gelen sesleri duydum. Kapı aralıktı. Telefonla konuşuyordu: “Yok, kimse anlamadı. Herkes inandı. Biraz daha idare ederim. İşe gitmek istemiyorum, evde kalmak daha rahat.” O an, kalbim yerinden çıkacak gibi oldu. Hemen içeri girdim. Zeynep, beni görünce telefonu kapattı, yüzü bembeyaz oldu. “Kiminle konuşuyordun?” dedim. “Hiç… Arkadaşımla,” dedi. Ama sesindeki titremeyi fark ettim. O an, her şeyin bir yalan olduğunu anladım. Ama bunu aileme nasıl anlatacaktım?
O gün, iş yerinde aklım hep Zeynep’teydi. Eve döndüğümde, annem ve babam yine Zeynep’in etrafında pervane olmuştu. Annem, “Kızım, Zeynep’in canı çekmiş, marketten nar alır mısın?” dedi. İçimden bir isyan yükseldi. “Anne, Zeynep’in doktor raporunu gördün mü hiç?” diye sordum. Annem şaşkınlıkla bana baktı: “Ne demek o? Kız hamile işte, niye yalan söylesin?” dedi. Babam ise, “Kızım, Allah’ın işine karışılmaz,” diyerek susturdu. Murat ise bana sinirli bir bakış attı. O an, ailede yalnız kaldığımı hissettim.
Bir gece, Zeynep’in odasına gizlice girdim. Çekmecelerini karıştırırken, bir yerde doktor raporu bulmayı umuyordum. Ama hiçbir şey yoktu. Sadece eski bir ajanda ve birkaç makyaj malzemesi… Tam çıkacakken, Zeynep kapıda belirdi. “Ne yapıyorsun odamda?” dedi. “Gerçeği öğrenmek istiyorum,” dedim. Gözleri doldu, “Bana inanmıyor musun?” diye sordu. “İnanmak istiyorum ama bana hiç kanıt göstermedin,” dedim. O an, Zeynep ağlamaya başladı. “Herkes bana inandı, bir tek sen inanmıyorsun. Neden?” dedi. “Çünkü davranışların bana doğru gelmiyor,” dedim. O gece, Zeynep odasına kapanıp sabaha kadar çıkmadı.
Ertesi gün, Murat’la tartıştık. “Zeynep’in üzerine çok gidiyorsun. Hamile kadın stres yaparsa bebeğe zarar gelir,” dedi. “Ya hamile değilse?” dedim. Murat, “Sen iyice paranoyak oldun,” diye bağırdı. O an, evdeki huzur tamamen bozuldu. Annem ve babam da bana küstü. Herkes Zeynep’in tarafındaydı. Ben ise yalnız kalmıştım. Ama içimdeki şüpheyi susturamıyordum.
Bir gün, Zeynep’in eski iş yerinden bir telefon geldi. Müdürü, “Zeynep’in hamile olduğunu söylediği için işten ayrıldığını biliyoruz ama raporunu göndermedi. Sizde var mı?” diye sordu. O an, her şey netleşti. Zeynep, iş yerinde de aynı yalanı söylemişti. Müdüre, “Hayır, bende yok,” dedim. Telefonu kapattıktan sonra, aileme her şeyi anlatmaya karar verdim.
O akşam, aileyi topladım. “Zeynep’in hamile olduğuna dair hiçbir kanıt yok. Doktor raporu yok, ultrason yok. İş yerinden de rapor istemişler ama göndermemiş. Sizce bu normal mi?” dedim. Annem, “Kızım, Allah’tan kork,” dedi. Babam ise, “Zeynep’i bu kadar üzmeye hakkın yok,” dedi. Murat ise, “Yeter artık, bu evde huzur bırakmadın,” diye bağırdı. O an, Zeynep’in gözlerinden yaşlar süzüldü. “Yeter! Ben… Ben hamile değilim!” diye bağırdı. Herkes donup kaldı. Annem yere çöktü, babam başını ellerinin arasına aldı. Murat ise bana bakıp, “Mutlu musun şimdi?” dedi. Ama ben sadece Zeynep’e bakıyordum. O an, içimde bir boşluk oluştu. Zeynep, “İşe gitmek istemiyordum. Evde kalmak istedim. Herkes bana acısın, ilgilensin istedim,” dedi. O an, ailedeki güvenin nasıl sarsıldığını, bir yalanın nelere mal olabileceğini anladım.
O günden sonra, evde hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Annem ve babam, Zeynep’e küstü. Murat’la aramızda soğuk bir duvar oluştu. Zeynep ise odasına kapanıp günlerce çıkmadı. Ben ise, her gece yatağa yattığımda, “Acaba ailedeki güven bir daha geri gelir mi? En yakınlarımız bile bize böyle yalan söyleyebiliyorsa, kime güveneceğiz?” diye düşünmeden edemiyorum. Siz olsaydınız, böyle bir durumda ne yapardınız?