Beni Umutlarla Besledin, O İse Bir Akşam Yemeğiyle: Her Şeyi Kaybetmenin Hikayesi
Küçücük mutfağımızda, sanki dört duvar üstüme üstüme geliyordu. Ellerimle masanın kenarına tutundum, derin bir nefes aldım. “Yeter artık, bu böyle gitmez,” dedim kendi kendime, sesim neredeyse bir fısıltı kadar cılızdı. O sırada kapıdan gelen ayak seslerini duydum. Elif, her zamanki gibi işten yorgun argın dönmüştü. Yüzünde o tanıdık yorgunluk, gözlerinde ise son zamanlarda sıkça gördüğüm bir uzaklık vardı.
“Yemek hazır mı?” diye sordu, göz göze gelmeden. Sanki aramızda görünmez bir duvar vardı. O duvarı ben mi ördüm, yoksa ikimiz mi? Bilmiyorum. Ama bildiğim tek şey, artık bu evde nefes alamadığım, umutlarımın tükendiğiydi.
“Hazır, sofrayı kuruyorum,” dedim. Sesim titredi. Elif bir an durdu, bana baktı. “Bir şey mi oldu?” dedi, ama sanki cevabını duymak istemiyordu. “Yok, bir şey yok,” dedim, yalan söyledim. Oysa içimden fırtınalar kopuyordu.
Oturduk sofraya. Çatal bıçak sesleri, aramızdaki sessizliği daha da derinleştiriyordu. Bir zamanlar kahkahaların yankılandığı bu evde, şimdi sadece suskunluk vardı. Elif tabağına bakarak, “Bugün şirkette yeni bir müdür başladı,” dedi. Sesi donuktu. “Kimmiş?” diye sordum, ilgisizce. “Adı Murat. Çok kibar biri. Herkese çay ısmarladı, hatta çıkışta birkaç kişiyle yemeğe gitti. Beni de çağırdı ama gelmedim.”
İçimde bir kıskançlık kıvılcımı çaktı. Ama asıl mesele bu değildi. Bizim sorunumuz, bir başkasının varlığı değil, birbirimize yabancılaşmamızdı. Yine de, “İyi yapmışsın,” dedim. Elif başını eğdi, bir şey demedi.
O gece, Elif uyuduktan sonra salonda tek başıma oturdum. Televizyon açıktı ama hiçbir şey izlemiyordum. Kafamda bin bir düşünce. Ne zaman bu hale geldik? Ne zaman birbirimize bu kadar uzaklaştık? Bir zamanlar bana umutlarla dolu bir gelecek vaat eden kadın, şimdi yanımda bir yabancı gibi duruyordu. Ben de ona öyleydim belki.
Ertesi gün, Elif işten geç geldi. Yüzünde bir gülümseme vardı bu kez. “Murat’la ve birkaç arkadaşla yemeğe çıktık,” dedi. Sanki bana meydan okur gibi. İçimden bir şeyler koptu. “İyi yapmışsın,” dedim yine, ama sesim bu kez daha soğuktu. Elif bana baktı, gözlerinde bir meydan okuma vardı. “Seninle konuşmak istiyorum,” dedi.
Oturduk, karşılıklı. Elif derin bir nefes aldı. “Böyle devam edemeyiz, farkındasın değil mi?” dedi. Gözleri doldu. “Ben çok uğraştım, çok çabaladım. Ama sen… sen artık burada değilsin. Sanki bu evde sadece bedenin var, ruhun başka yerde.”
Haklıydı. Uzun zamandır burada değildim. Kafamda hep başka hayatlar, başka ihtimaller vardı. “Bilmiyorum Elif,” dedim. “Gerçekten bilmiyorum. Belki de ikimiz de çok yorulduk.”
Elif ağlamaya başladı. “Beni umutlarla besledin, güzel bir hayat kuracağımıza inandırdın. Ama şimdi, her şey elimden kayıp gidiyor. Seninle konuşamıyorum, sana dokunamıyorum. Sadece susuyorsun.”
O an, içimde bir şeyler kırıldı. Elif’in gözyaşları, yıllardır biriktirdiğimiz her şeyin, umutların, hayallerin bir anda yok oluşuydu. “Ben de mutsuzum Elif,” dedim. “Ama ne yapacağımı bilmiyorum. Sanki bir bataklığa saplandık ve çıkamıyoruz.”
O gece, sabaha kadar uyuyamadım. Elif’in gözyaşları, kulaklarımda yankılandı. Sabah işe gitmek için hazırlanırken, Elif bana bakmadan çıktı evden. O gün, iş yerinde hiçbir şeye odaklanamadım. Akşam eve döndüğümde, Elif yine yoktu. Telefonunu aradım, açmadı. Mesaj attım, cevap vermedi. İçimde bir korku büyüdü. Ya gerçekten gidiyorsa? Ya bu evde bir daha onun sesi yankılanmayacaksa?
Gece yarısı kapı açıldı. Elif içeri girdi, yanında Murat vardı. Şaşkınlıkla ayağa kalktım. “Ne oluyor?” dedim. Elif gözlerimin içine bakarak, “Konuşmamız lazım,” dedi. Murat arka planda sessizce bekliyordu. Elif bana döndü, “Ben artık böyle yaşamak istemiyorum. Murat’la yeni bir başlangıç yapmak istiyorum. Beni affet ama ben de mutlu olmayı hak ediyorum,” dedi.
O an, dünyam başıma yıkıldı. Elif’in gözlerinde bir kararlılık vardı. Murat ise mahcup bir şekilde başını eğmişti. “Elif, lütfen…” dedim, ama kelimeler boğazımda düğümlendi. Elif gözyaşlarını sildi. “Sen de biliyorsun, bu evde ikimiz de mutsuzuz. Ben artık kendim için bir şey yapmak istiyorum.”
Murat bir adım öne çıktı. “Sana saygım sonsuz. Elif’i üzmek istemem. Ama o da, ben de yeni bir hayat istiyoruz,” dedi. O an, içimdeki öfke ve çaresizlik birbirine karıştı. Yıllarca emek verdiğim, umutlarla beslediğim evliliğim, bir yabancının yanında bitiyordu.
Elif eşyalarını toplamaya başladı. Her adımda, her dokunuşta, geçmişin izleri siliniyordu. O an anladım ki, bazen en büyük kayıplar, en sessiz anlarda yaşanırmış. Elif kapıdan çıkarken, bana son bir kez baktı. “Kendine iyi bak,” dedi. Gözlerinde bir hüzün, bir de hafif bir rahatlama vardı.
Kapı kapandı. Evde bir sessizlik hakim oldu. O sessizlikte, yıllardır biriktirdiğim tüm umutlar, hayaller, pişmanlıklar bir bir üzerime çöktü. Kendime sordum: “Nerede yanlış yaptık? Birbirimizi ne zaman kaybettik? Ve şimdi, bu sessizliğin içinde nasıl yeniden başlayacağım?”
Belki de en acı olanı, bir zamanlar umutlarla beslediğim hayatımın, bir başkasının yanında bir akşam yemeğiyle sona ermesiydi. Şimdi size soruyorum: Sizce bir evlilikte en önemli şey nedir? Sevgi mi, sadakat mi, yoksa birlikte mücadele etmek mi?