İstenmeyen Bir Çocuğun Yükü: Beklentiler, Fedakarlık ve Kendimi Yeniden Bulmak
“Yeter artık Elif, bu çocukla ne yapacaksın? Hepimize yük oldunuz!” Annemin sesi, mutfaktan yatak odama kadar yankılandı. O an, içimde bir şeyler koptu. Oğlum Emir, henüz altı aylık. Ben ise, doğum izninden döndüğüm ilk haftada işten çıkarılmış, İstanbul’un soğuk bir kasım sabahında, pencereden dışarı bakarken, annemin sözleriyle donup kalmıştım.
O anı unutamıyorum. Emir’in beşiğinde huzurla uyuduğu, benim ise gözlerimden yaşların süzüldüğü o sabahı… Annem haklı mıydı? Gerçekten de oğlum bir yük müydü? Yoksa ben mi bu yükün altından kalkamıyordum?
İşsizliğin ağırlığı, her geçen gün daha da ezici hale geliyordu. Üniversite mezunuyum, iyi bir şirkette çalışıyordum. Hamileliğim boyunca her şey yolunda gidecek sandım. Ama doğum iznim biter bitmez, şirket küçülmeye gitti ve ilk çıkarılan ben oldum. Babam, “Kızım, keşke biraz daha bekleseydin çocuk için. Şimdi ne yapacaksın?” dediğinde, içimdeki umut kırıntıları da yok oldu.
Her sabah, Emir’in uyanmasını beklerken, iş ilanlarına bakıyor, CV’mi güncelliyor, umutla telefonun çalmasını bekliyordum. Ama her görüşmeden sonra, “Küçük çocuğunuz varmış, esnek çalışamazsınız,” cevabını alıyordum. Annem ise, “Bak, komşunun kızı Zeynep de çocuk yaptı ama annesi bakıyor, o da işe döndü. Senin yüzünden ben de dışarı çıkamıyorum,” diye söyleniyordu.
Bir gün, Emir ateşlendi. Annem, “Ben bakamam, sorumluluk senin,” dedi. O an, çaresizlikle Emir’i kucağıma alıp, soğukta hastaneye koştum. Acilde, doktorun “Çok üşümüş, dikkat edin,” demesiyle kendimi suçladım. O gece, Emir’in başında sabaha kadar oturdum. Kendi annemden göremediğim şefkati, oğluma vermeye çalıştım. Ama içimde bir boşluk vardı.
Bir akşam, babam sofrada sessizce çorbasını içerken, annem yine başladı: “Elif, bak, bu çocukla iş bulamazsın. Baban da emekli, ben de yaşlandım. Ne olacak bu işin sonu?” O an patladım: “Anne, ben de istemezdim böyle olmasını! Ama Emir’i ben dünyaya getirdim, onun annesiyim. Sizden biraz destek beklemek çok mu?” dedim. Annem gözlerini kaçırdı, babam ise başını önüne eğdi. O an, ailemin bana yük değil, destek olması gerektiğini anladım ama bu destek gelmeyecekti.
Geceleri, Emir uyuduğunda, sessizce ağlıyordum. Kendi annemden, babamdan, hatta eşimden bile destek görememek… Eşim Murat, iş için şehir dışına gitmişti. Haftada bir arardı, “Dayan Elif, yakında döneceğim,” derdi. Ama ben her gün yalnızdım.
Bir gün, Emir’in ilk dişi çıktı. Sevinçle anneme gösterdim. “Bak anne, Emir’in dişi çıkmış!” dedim. Annem, “İyi de, dişiyle mi bakacak sana?” deyip geçti. O an, içimdeki tüm umutlar söndü. Oğlumun ilklerini paylaşacak kimsem yoktu.
Bir sabah, iş görüşmesine çağrıldım. Annem, “Emir’i bırakacak kimsen yok, gitme,” dedi. Ama gitmek zorundaydım. Emir’i komşuya bırakıp, görüşmeye koştum. Görüşmede, “Çocuğunuz varmış, acil durumlarda ne yapacaksınız?” diye sordular. Cevap veremedim. Eve döndüğümde, komşu, “Emir çok ağladı, bir daha bakamam,” dedi. O an, çaresizliğin ne demek olduğunu iliklerime kadar hissettim.
Bir gece, Emir’in başında otururken, içimden geçenleri düşündüm: “Acaba hata mı yaptım? Emir’i bu dünyaya getirerek ona da kendime de haksızlık mı ettim?” Ama sonra Emir’in bana gülümsemesini hatırladım. O an, içimde bir güç hissettim. Belki de bu mücadele, beni daha güçlü yapacaktı.
Bir sabah, annemle tartıştık. “Anne, ben iş bulana kadar bana biraz destek olamaz mısın?” dedim. Annem, “Ben de genç değilim Elif, herkes kendi hayatını yaşasın,” dedi. O an, bavulumu topladım. Emir’i kucağıma aldım, “Gidiyoruz oğlum,” dedim. Babam kapıda durdu, “Kızım, nereye?” dedi. “Bilmiyorum baba, ama burada kalırsam hem kendimi hem oğlumu kaybedeceğim,” dedim.
Bir arkadaşımın yanına sığındım. Küçük bir odada, Emir’le birlikte yeni bir hayata başladım. Zordu, ama en azından kimse bana yük olduğumu hissettirmiyordu. Gündüzleri temizlik işlerine gidiyor, akşamları Emir’le vakit geçiriyordum. Yoruluyordum, ama özgürdüm.
Bir gün, Emir’in ilk adımlarını gördüm. Gözlerim doldu. “Aferin oğlum!” dedim. O an, tüm zorluklara rağmen, doğru olanı yaptığımı hissettim. Annem aradı, “Nasılsın?” dedi. “İyiyim anne, Emir de iyi,” dedim. Annem sustu, sonra “Belki bir gün gelirsiniz,” dedi. İçimde bir burukluk vardı, ama artık kendi ayaklarımın üzerinde duruyordum.
Şimdi, her sabah Emir’in gülüşüyle uyanıyorum. Hayat hâlâ zor, ama artık kendimi suçlamıyorum. Belki de en büyük yük, başkalarının beklentilerini taşımaktı. Şimdi, sadece oğlum ve kendim için yaşıyorum.
Bazen geceleri, pencereden dışarı bakıp düşünüyorum: “Bir çocuğu dünyaya getirmek hata mıydı, yoksa bu dünyada kendi yolumu bulmam için bir fırsat mı?” Sizce, insan kendi ailesinden destek göremeyince, hayatta nasıl ayakta kalır?