Affetmek İçin Çok Geç mi?
“Oğlum, lütfen aç şu telefonu… Sana ihtiyacım var.” Annemin sesi, telefonda titrek ve yorgun geliyordu. O an, işyerinde toplantıdaydım; patronumun bakışları üzerimde, önümde yığılı dosyalar, aklımda ise sadece bir an önce eve gidip dinlenmek vardı. Annemin aramasını görmezden geldim. Oysa o gece, İstanbul’un yağmurlu sokaklarında bir anne, oğlunun sesini duymak için çırpınıyordu.
Benim adım Emre. Otuz sekiz yaşındayım, bir bankada müdürüm. Hayatım boyunca hep çalıştım, hep başarmak için uğraştım. Babam erken yaşta vefat ettiğinde, annem Zeynep Hanım’la baş başa kaldık. O, bana hem anne hem baba oldu. Ama yıllar geçtikçe, aramızdaki bağlar inceldi, kelimelerimiz azaldı. Annem, bana ulaşmak için çabaladıkça ben daha çok uzaklaştım. Çünkü her aradığında, ya işim vardı ya da yorgundum. “Anne, sonra konuşalım,” demek alışkanlık olmuştu.
O gece, annemin aramasını reddettikten sonra eve döndüm. Yağmur camlara vuruyordu, içimde tuhaf bir huzursuzluk vardı. Tam yatağa girecekken telefonum tekrar çaldı. Bu kez arayan komşumuz Ayşe Teyze’ydi. “Emre, annen fenalaştı, ambulans çağırdık!” dedi panikle. O an, zaman durdu. Koşarak çıktım evden, taksiye atladım. Yolda, annemle son konuşmamı düşündüm: “Anne, işim var, sonra arayacağım.”
Hastaneye vardığımda annem yoğun bakımdaydı. Doktor, “Geçirdiği kalp krizi ciddi. Yanında olmanız iyi olur,” dedi. Annemin elini tuttum, gözleri kapalıydı. O an, yıllardır biriktirdiğim tüm kelimeler boğazımda düğümlendi. “Anne, lütfen uyan. Sana söyleyecek çok şeyim var,” diye fısıldadım. Ama annem uyanmadı. Üç gün boyunca başında bekledim. Her gün, geçmişteki tartışmalarımızı, kırgınlıklarımızı düşündüm. Annem bana hep, “Oğlum, aile her şeydir. İşin, başarın bir yere kadar. Sonunda yanında ailen olur,” derdi. Ben ise hep, “Anne, anlamıyorsun. Bu devirde ayakta kalmak zor,” diye karşılık verirdim.
Üçüncü günün sabahı, doktor yanıma geldi. “Başınız sağ olsun,” dedi. Annem gitmişti. O an, içimde bir şey koptu. Annemin bana ulaşmak için attığı her adımı, ben bir duvar gibi geri çevirmiştim. Şimdi ise o duvarın arkasında, sadece sessizlik vardı.
Cenazede, akrabalarımız, komşularımız başsağlığı diledi. Herkes annemin ne kadar fedakâr, ne kadar sevgi dolu bir kadın olduğunu anlatıyordu. Ben ise, annemin bana bıraktığı sessizliği dinliyordum. Eve döndüğümde, annemin odasında eski bir defter buldum. İçinde bana yazdığı ama hiç göndermediği mektuplar vardı. Birinde şöyle yazmıştı:
“Oğlum, seni anlamaya çalışıyorum. Hayat zor, biliyorum. Ama bazen sadece sesini duymak istiyorum. Seninle bir çay içmek, eski günleri konuşmak… Biliyorum, bana kızıyorsun bazen. Ama ben hep senin yanında olacağım. Ne olursa olsun, seni affederim.”
O mektubu okurken gözyaşlarım aktı. Annem, bana kırgın bile olsa affetmeyi seçmişti. Ben ise, ona bir özrü bile çok görmüştüm. O günden sonra hayatım değişti. İşe gitmek, terfi almak, para kazanmak… Hiçbiri annemin yokluğunu doldurmadı. Her akşam eve geldiğimde, annemin boş sandalyesine bakıp içimden, “Anne, affet beni,” dedim.
Bir gün, eski aile albümlerini karıştırırken, çocukluğuma ait bir fotoğraf buldum. Annemle birlikte, Moda’da çay bahçesinde oturuyoruz. Annem bana sarılmış, ben ise gülüyorum. O an, annemin sevgisinin ne kadar büyük olduğunu, benim ise ne kadar bencil davrandığımı fark ettim. O günden sonra, annemin komşularına, arkadaşlarına daha çok vakit ayırmaya başladım. Onların anlattığı anılarla annemi yeniden tanıdım. Her biri, annemin ne kadar yardımsever, ne kadar güçlü bir kadın olduğunu anlatıyordu.
Bir akşam, Ayşe Teyze bana, “Emre, annen seni çok severdi. Ne olursa olsun, senin yanında olmak isterdi. Kendini bu kadar suçlama,” dedi. Ama insanın içindeki pişmanlık, başkalarının sözleriyle geçmiyor. Her gece, annemin sesini duymak için dua ettim. Bir kez daha, “Oğlum, önemli olan aile,” demesini istedim. Ama o ses, artık sadece anılarımda yankılanıyordu.
Bir gün, işyerinde genç bir arkadaşım bana, “Abi, annem arıyor, sonra döneceğim,” dedi. O an, içimde bir sızı hissettim. “Şimdi aç, sonra geç olabilir,” dedim. Arkadaşım şaşkınlıkla bana baktı. O an, annemin bana bıraktığı en büyük dersi anladım: Aileyi ihmal etmek, insanın ruhunda onarılmaz yaralar açıyor.
Yıllar geçti. Annemin yokluğuna alışamadım. Her bayram, mezarına gidip ona anlatacak yeni bir şeyler buluyorum. “Anne, bugün terfi aldım. Ama sen yoksun. Anne, bugün yeni bir kitap okudum, seninle paylaşmak isterdim.” Her seferinde, annemin mezar taşına dokunup, “Affet beni,” diyorum.
Bazen düşünüyorum, annem hayatta olsaydı ona ne derdim? Belki de sadece, “Anne, seni seviyorum. Beni affet,” derdim. Şimdi ise, bu kelimeler içimde yankılanıyor. Annemin bana bıraktığı mektupları her okuduğumda, affetmenin ne kadar büyük bir erdem olduğunu anlıyorum. Ama bazen, affetmek için çok geç olabiliyor.
Siz hiç, sevdiklerinize geç kaldığınız oldu mu? Bir özrü, bir sarılmayı, bir “Seni seviyorum”u ertelediniz mi? Benim gibi pişman olmadan, belki de bugün aramanız gereken birini arayın. Çünkü bazen, affetmek için çok geç olabilir.