Zaman Değişir, İnsanlar Aynı Kalır: Bir Aile Hikayesi
— Danuş, birazcık vicdanın kaldı mı sende?!
Ablam Zeynep’in sesi mutfakta yankılandı. Elimdeki çay bardağı titredi, neredeyse yere düşecekti. Annem, köşedeki sandalyede sessizce oturuyordu; gözleri camdan dışarıya, uzaklara dalmıştı. O an, evimizin içindeki hava bile ağırlaşmıştı. Zeynep’in bakışları üzerimdeydi, sanki bütün yükü bana bırakmak istiyordu.
— Zeynep, sen bana vicdandan mı bahsediyorsun? Seninle annem yıllardır her şeyi bana yüklediniz. Şimdi sıra sizde, biraz da siz uğraşın babamla! Ben artık dayanamıyorum, dedim, sesim çatladı.
Babam, altı aydır felçliydi. O günden beri hayatımız altüst olmuştu. Annem yaşlıydı, elleri titriyordu, bazen kendi işini bile zor yapıyordu. Zeynep ise evliydi, iki çocuğu vardı, ama her fırsatta annemin evine gelip bana akıl vermekten geri durmuyordu. Babamın altını değiştirmek, yemeklerini hazırlamak, ilaçlarını saatinde vermek… Bunların hepsi bana kalmıştı. Üniversiteyi yeni bitirmiştim, iş arıyordum, ama hayat bana başka bir sınav sunmuştu.
O gün, Zeynep’in bana bağırmasıyla içimde bir şeyler koptu. Annem, başını önüne eğdi, gözlerinden iki damla yaş süzüldü. O an, çocukluğumdan beri ailemdeki adaletsizliği hissettim. Hep ben susmuştum, hep ben idare etmiştim. Ama artık susmak istemiyordum.
— Anne, sen de bir şey söylesene! Hep ben mi bakacağım babama? Zeynep’in de sorumluluğu yok mu? dedim, gözlerim doldu.
Annem, güçlükle konuştu:
— Kızım, herkesin yükü farklı. Zeynep’in çocukları var, evi var. Sen gençsin, daha rahatsın…
Bu cümle, içimdeki öfkeyi daha da büyüttü. Genç olmak, her yükü taşımak demek miydi? Benim de hayallerim, umutlarım vardı. Arkadaşlarım iş bulmuş, hayatlarına başlamıştı. Ben ise babamın başında sabahlıyor, geceleri uykusuz kalıyordum. Kimse bana sormamıştı, “Sen ne istiyorsun?” diye.
Zeynep, bana küçümseyerek baktı:
— Danuş, biraz fedakarlık yapmayı öğren. Biz annemle yıllarca uğraştık. Şimdi sıra sizde. Hem, senin işin gücün yok. Biraz da sen uğraş, dedi.
O an, içimdeki tüm kırgınlıklar birikti. Zeynep’in çocukluğumdan beri bana yüklediği sorumluluklar, annemin sessizliği, babamın hastalığı… Hepsi bir araya gelmişti. Bir an için nefes alamadım. Mutfağın penceresini açtım, derin bir nefes aldım. Dışarıda bahar vardı, ama içimde kış hüküm sürüyordu.
O gece, babamın başında otururken, geçmişi düşündüm. Babam, sağlıklıyken evin direğiydi. Herkese sözünü geçirir, kimseye acımazdı. Annem hep onun gölgesinde yaşamıştı. Zeynep, babamın gözdesiydi; ben ise hep ikinci planda kalmıştım. Şimdi, babamın bakıma muhtaç haliyle baş başaydım. O, bana bakamıyordu; ben ona bakıyordum. Hayatın garip bir adaleti vardı.
Sabah olduğunda, Zeynep yine geldi. Bu kez yanında eşi Murat da vardı. Murat, bana soğuk bir selam verdi. Zeynep, anneme döndü:
— Anne, biz düşündük de, babamı bir süreliğine huzurevine versek mi? Danuş da rahat eder, sen de…
Annemin gözleri büyüdü, elleri titremeye başladı:
— Huzurevi mi? Ben hayatta razı olmam! O benim kocam, ben ona bakarım. Kimseye muhtaç etmeyin bizi!
Zeynep, ısrar etti:
— Anne, bakamıyoruz işte. Danuş da şikayetçi, ben de. Hem, orada profesyonel bakıcılar var. Babam daha iyi bakılır.
Ben, annemin gözlerindeki çaresizliği görünce içim parçalandı. Annem, babamı bırakmak istemiyordu. Ama biz de tükenmiştik. O an, hayatın ne kadar acımasız olduğunu anladım. Bir yanda vicdan, bir yanda gerçekler…
O gece, annemle baş başa oturduk. Annem, bana sarıldı, sessizce ağladı:
— Kızım, ben babanı bırakmak istemiyorum. Ama sen de çok yoruldun. Ne yapacağımızı bilmiyorum.
Ben de ağladım. Hayatımda ilk kez, annemle birlikte çaresizliğimizi paylaştık. O an, aile olmanın ne kadar zor olduğunu, fedakarlığın ne demek olduğunu anladım. Herkesin bir sınırı vardı. Benim de…
Ertesi gün, Zeynep ve Murat tekrar geldiler. Bu kez daha kararlıydılar. Anneme baskı yaptılar. Ben, annemin yanında durdum:
— Anne, ne istersen onu yap. Kimse seni zorlayamaz. Ben de yanında olacağım, dedim.
Zeynep, bana öfkeyle baktı:
— Hep duygusalsın Danuş! Hayat böyle geçmez. Biraz mantıklı ol!
Ama ben, annemin gözlerindeki sevgiyi gördüm. O an, ailemin yanında olmanın, onları yalnız bırakmamanın ne kadar önemli olduğunu anladım. Zeynep ve Murat, sinirli bir şekilde evi terk ettiler.
O günden sonra, annemle birlikte babama bakmaya devam ettik. Zor günlerdi. Bazen sabrım tükendi, bazen ağladım, bazen isyan ettim. Ama annemle aramızdaki bağ güçlendi. Zeynep, bir süre gelmedi. Sonra aradı, özür diledi. Aile olmak, bazen kırılmak, bazen de yeniden birleşmekti.
Şimdi, babamın başında otururken, geçmişi ve geleceği düşünüyorum. Hayat, bize ağır yükler veriyor. Ama bu yükleri paylaşmak, insanı insan yapıyor. Bazen soruyorum kendime: “Vicdan mı, mantık mı? Hangisiyle yaşanır bu hayat? Siz olsanız ne yapardınız?”