“Çocuk İstemiyorum” – Benim Kararım, Benim Mücadelem. Elif’in Hikâyesi

“Elif, senin yaşın geçti, hâlâ çocuk düşünmüyor musun?” Annemin sesi mutfakta yankılandı, çaydanlığın fokurtusuna karıştı. O an, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Kaşığımı yavaşça tabağa bıraktım, gözlerimi yere indirdim. “Anne, ben çocuk sahibi olmak istemiyorum,” dedim, sesim titreyerek. O an mutfakta zaman dondu. Babam gazeteyi indirdi, ablamın kaşığı havada kaldı. Annemin gözleri doldu, dudakları titredi. “Elif, ne diyorsun sen? Her kadın anne olmalı. Sen de bir gün anlayacaksın,” dedi. Ama ben anlamayacaktım. Çünkü ben, kendim için başka bir hayat seçmiştim.

Bu karar kolay verilmedi. Yıllarca içimde taşıdığım bir huzursuzluk vardı. Her bayramda, aile sofralarında, “Sıra sende Elif,” diyen bakışlar, “Bir çocuk insanı tamamlar,” diyen cümleler… Hepsi üstüme üstüme geliyordu. Üniversiteden mezun olduktan sonra iş hayatına atıldım, kendi ayaklarım üzerinde durmayı öğrendim. İstanbul’un karmaşasında, kendi küçük dünyamı kurdum. Arkadaşlarım evlenip çocuk sahibi olurken, ben kitaplarım, kedim ve hayallerimle mutluydum. Ama ailem için bu asla yeterli olmadı.

Bir gün, babamla balkonda otururken, “Kızım, bu yalnızlık nereye kadar? Bir gün yaşlanacaksın, yanında kimse olmayacak,” dedi. O an gözlerim doldu. “Baba, yalnızlık korkusu yüzünden çocuk yapılmaz. Ben kendi hayatımı yaşamak istiyorum,” dedim. Babam başını öne eğdi, sigarasından derin bir nefes çekti. “Biz sana yanlış mı öğrettik?” diye mırıldandı. O an anladım ki, bu sadece benim değil, onların da savaşıydı. Onlar da toplumun kurallarına sıkı sıkıya bağlıydı. Kızlarının farklı olması, onları da toplumun gözünde eksik yapıyordu.

Ablam, iki çocuk annesi. Her buluşmamızda, çocuklarının fotoğraflarını gösterir, “Sen de bir gün anneliğin ne demek olduğunu anlayacaksın,” derdi. Bir gün ona, “Ablacığım, ben çocuk istemiyorum. Bu benim kararım,” dedim. Yüzü asıldı, “Sen bencil misin Elif? Anne olmak bir kadının en büyük mutluluğudur,” dedi. O an içimde bir öfke kabardı. “Belki de benim mutluluğum başka bir yerde,” dedim. O günden sonra aramızda bir mesafe oluştu. Eskisi gibi dertleşemez olduk. Annem, ablama gizlice, “Elif’e bir şeyler olmuş, eskisi gibi değil,” demiş. Oysa ben, ilk defa kendim gibi hissediyordum.

İş yerinde de durum farklı değildi. Kadınlar arasında evlilik ve çocuk sohbetleri dönerken, ben sessizce çayımı yudumlardım. Bir gün, iş arkadaşım Ayşe, “Elif, senin çocuğun yok mu?” diye sordu. “Yok, düşünmüyorum da,” dedim. Gözleri büyüdü, “Ama neden? Çok iyi bir anne olurdun,” dedi. “Belki de iyi bir Elif oluyorumdur,” dedim gülümseyerek. O an anladım ki, insanlar farklılıkları anlamakta zorlanıyor. Herkesin hayatı aynı kalıba girmeliymiş gibi…

Ailemle aramda görünmez bir duvar örülmeye başladı. Annem, komşulara benden bahsederken, “Elif işinde çok başarılı,” derdi ama eklerdi: “Ama hâlâ evlenmedi, çocuk da düşünmüyor.” Sanki bir eksiklikmiş gibi… Bir gün, aile yemeğinde, halam, “Elif, bak yaşın geçiyor. Sonra pişman olursun. Kadınlık böyle bir şey,” dedi. O an dayanamadım. “Halam, kadınlık sadece anne olmak değil. Ben de bir kadınım ve kendi seçimlerimle varım,” dedim. Masada bir sessizlik oldu. Annem gözlerimi aradı, babam başını çevirdi. O an yalnız olduğumu hissettim ama aynı zamanda özgür de…

Bir gece, yatağımda dönerken, içimde bir huzur ve korku vardı. Toplumun bana biçtiği rolü reddetmek kolay değildi. Her gün, sosyal medyada, televizyonda, “Anne olmanın kutsallığı” anlatılıyordu. Ama kimse, çocuk istemeyen kadınların da mutlu olabileceğini söylemiyordu. Ben, kendi mutluluğumu başka yerde bulmuştum. Seyahat etmek, yeni yerler keşfetmek, kitaplar yazmak, insanlara dokunmak… Bunlar bana yetiyordu. Ama ailemin gözünde, hep eksik kalacaktım.

Bir gün, annem hastalandı. Hastanede başında beklerken, elimi tuttu. “Elif, ben senin mutlu olmanı istiyorum. Ama torun sevgisi bambaşka,” dedi. Gözlerim doldu. “Anne, ben de seni mutlu etmek isterdim. Ama kendimi mutsuz ederek bunu yapamam,” dedim. Annem ağladı, ben de ağladım. O an, annemin de ne kadar yalnız olduğunu gördüm. Onun da hayalleri, beklentileri vardı. Ama ben, kendi yolumdan dönmeyecektim.

Ailemle aram zamanla yumuşadı ama hiçbir zaman tamamen kabullenilmedim. Bayramlarda, aile sofralarında, hâlâ aynı sorular soruluyor. “Belki fikrin değişir,” diyorlar. Ama ben değişmeyeceğim. Çünkü bu benim hayatım, benim seçimim. Kendi mutluluğumun peşinden gitmek, en büyük cesaretim oldu. Bazen yalnız hissediyorum, bazen güçlü. Ama her zaman kendim gibi…

Şimdi, 34 yaşında, İstanbul’un kalabalığında, kendi küçük dünyamda huzurluyum. Belki annem hâlâ torun hayali kuruyor, belki babam hâlâ içten içe üzülüyor. Ama ben, ilk defa kendim için yaşıyorum. Kendi kararlarımın arkasında duruyorum. Belki toplum beni anlamayacak, belki ailem hep eksik görecek. Ama ben, Elif olarak varım.

Siz hiç, kendi mutluluğunuz için ailenizin beklentilerine karşı durmak zorunda kaldınız mı? Kendi yolunuzu seçmek, sizi de yalnızlaştırdı mı?