Nişanlımın Eski Eşiyle Görüştüğünü Gördüm ve Düğünü İptal Ettim: Kendi Mutluluğumdan Vazgeçtim mi?
“Bunu bana nasıl yaparsın, Engin?” diye bağırdım, gözlerimden yaşlar süzülürken. O an, Kadıköy’deki küçük kafede, hayatımın en büyük kararını vermek üzereydim. Masanın diğer ucunda oturan adam, yani nişanlım Engin, başını öne eğmiş, ellerini çaresizce ovuşturuyordu. Oysa birkaç hafta önce, onunla bir ömür geçireceğime inanıyordum. Kırklı yaşlarımda, ikinci bir şansın mümkün olduğuna, hayatın bana da gülümseyeceğine inanmıştım. Ama o akşam, her şey değişti.
Olaylar, sıradan bir cuma akşamı başladı. İşten çıkmış, yorgun argın eve dönüyordum. Telefonum çaldı, arayan Engin’di. “Biraz geç kalacağım, çocuklarla ilgili bir şey var,” dedi. Engin’in iki çocuğu vardı; eski eşiyle anlaşmalı olarak haftada birkaç kez görüşüyordu. Ben de olgun bir kadın olarak, geçmişini kabullenmeye çalışıyordum. Ama içimde bir huzursuzluk vardı, çünkü Engin’in eski eşiyle olan ilişkisi bana hep biraz fazla yakın gelmişti. Bunu ona defalarca söyledim, ama o hep, “Çocuklar için, başka bir şey yok,” diye geçiştiriyordu.
O akşam, eve dönerken markete uğradım. Rafların arasında dolaşırken, Engin’in sesini duydum. Başımı çevirdim ve onu, eski eşi Zeynep ve çocuklarıyla birlikte gördüm. Birlikte alışveriş yapıyorlardı, sanki hâlâ bir aile gibiydiler. Zeynep gülüyordu, Engin ona bir şeyler anlatıyor, çocuklar ise aralarında şakalaşıyordu. O an, içimde bir şeyler koptu. Elimdeki süt kutusunu rafa bırakıp, onları uzaktan izlemeye başladım. Engin’in yüzünde, benimle hiç paylaşmadığı bir sıcaklık, bir rahatlık vardı. Zeynep’le göz göze geldiklerinde, aralarındaki bağı hissetmemek imkânsızdı.
O gece eve döndüğümde, Engin’e hiçbir şey söylemedim. Ama içimde bir fırtına kopuyordu. Ertesi gün, annemi aradım. “Anne, ben ne yapacağım?” dedim. Annem, “Kızım, herkesin geçmişi var. Ama senin huzurun her şeyden önemli,” dedi. O an, annemin sesinde yılların yorgunluğunu, ama aynı zamanda bilgece bir sakinliği hissettim. Yine de, Engin’le konuşmadan karar vermek istemedim.
Bir hafta boyunca, Engin’in davranışlarını gözlemledim. Her zamanki gibi nazikti, bana çiçekler aldı, akşamları birlikte film izledik. Ama ben artık ona eskisi gibi bakamıyordum. İçimde bir şüphe, bir huzursuzluk vardı. Sonunda, dayanamadım ve ona her şeyi sordum. “Neden hâlâ eski eşinle bu kadar yakınsın? Benimle bir gelecek kurmak istiyor musun, yoksa geçmişinde mi yaşıyorsun?” dedim. Engin bir süre sustu, sonra, “Çocuklar için, Zeynep’le iyi geçinmek zorundayım. Ama seni seviyorum, hayatımı seninle kurmak istiyorum,” dedi. Ama ben, o akşam markette gördüklerimi unutamıyordum.
Düğün hazırlıkları başlamıştı. Annem, “Kızım, bak bu yaşta böyle bir adam bulmak kolay mı?” diyordu. Arkadaşlarım, “Her şey yoluna girer, biraz sabret,” diye teselli ediyordu. Ama ben, içimdeki huzursuzluğu bastıramıyordum. Bir akşam, Engin’in telefonunu masada açık buldum. Vicdan azabı çekerek mesajlarına baktım. Zeynep’le yazışmaları, çocuklar dışında da konulardan bahsediyordu. Birbirlerine hâlâ alışkanlıkla iyi geceler diliyor, bazen eski günlerden konuşuyorlardı. O an, içimdeki son umut kırıntısı da yok oldu.
Ertesi gün, Engin’le buluşmak için Kadıköy’deki kafeye gittim. Ona her şeyi anlattım. “Ben seninle bir aile kurmak istiyorum, ama sen hâlâ eski ailenin bir parçasısın. Ben böyle bir hayat istemiyorum,” dedim. Engin gözlerimin içine baktı, “Sana yalan söylemedim. Zeynep’le aramızda bir şey yok, ama çocuklar için iyi geçinmek zorundayız,” dedi. Ama ben, onun gözlerinde başka bir şey gördüm: Kararsızlık, alışkanlık, belki de hâlâ bitmemiş bir sevgi.
Düğünü iptal ettiğimi söylediğimde, Engin’in yüzü bembeyaz oldu. “Bunu bana yapamazsın,” dedi. Ama ben, kendi mutluluğumdan vazgeçmek istemiyordum. O akşam eve döndüğümde, anneme her şeyi anlattım. Annem, “Kızım, doğru olanı yaptın. Kimse geçmişiyle yaşamamalı,” dedi. Ama ben, yine de içimde bir boşluk hissettim. Acaba çok mu acele ettim? Belki de Engin gerçekten beni seviyordu, belki de çocuklar için fedakârlık yapıyordu. Ama ben, bir ömür boyu ikinci planda kalmak istemiyordum.
Günler geçtikçe, Engin’den mesajlar gelmeye devam etti. “Seni seviyorum, lütfen bir şans daha ver,” diyordu. Ama ben, kararımda kararlıydım. Arkadaşlarım, “Belki de fazla hassas davrandın,” dediler. Ama ben, kendi huzurumu her şeyin önünde tutmak istedim. Türkiye’de, özellikle kadınlar olarak, çoğu zaman kendi mutluluğumuzdan vazgeçiyoruz. Aile, toplum baskısı, yalnız kalma korkusu… Ama ben, bu sefer kendi yolumu seçtim.
Şimdi, aradan aylar geçti. Hâlâ yalnızım, ama huzurluyum. Bazen Engin’i ve onunla kurabileceğim hayatı düşünüyorum. Ama sonra, markette gördüğüm o sahneyi hatırlıyorum. Bir kadının, bir erkeğin geçmişiyle yarışamayacağını, bazen en doğru kararın en zor olanı olduğunu anlıyorum. Kendi mutluluğumdan vazgeçmiş gibi hissediyorum bazen, ama biliyorum ki, bir ömür boyu ikinci planda kalmak istemedim.
Siz olsaydınız ne yapardınız? Geçmişiyle barışık bir adamla yeni bir hayat kurmaya çalışır mıydınız, yoksa kendi huzurunuz için vazgeçer miydiniz?