Annemin Suçlamasıyla Yıkılan Hayallerim: Bir Düğün, Bir Hastalık ve Kırık Bir Kalp
“Senin gibi bir gelini asla kabul etmem! Oğlumun hayatını mahvedeceksin!” diye bağırdı Mukaddes Hanım, gözleri öfkeyle dolu, sesi evin duvarlarında yankılanırken. O an, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Ellerim titriyordu, gözlerimden yaşlar süzülürken, nişanlım Baran’ın bana bakışındaki çaresizliği gördüm. Oysa birkaç hafta önce, Baran’la birlikte İstanbul’un kenar bir semtinde, küçük ama sıcacık evimizde, düğünümüz için hazırlık yapıyorduk. Hayatımın en güzel günlerini yaşıyordum; karnımda büyüyen minicik bir can, Baran’ın sevgi dolu bakışları, annemin bana ördüğü beyaz şal… Hepsi bir masal gibiydi. Ta ki o güne kadar.
O sabah, başım dönüyor, midem bulanıyordu. Baran işe gitmişti, ben de annemi arayıp, “Anne, kendimi iyi hissetmiyorum, hastaneye gideceğim,” dedim. Annem, “Kızım dikkat et, belki de hamileliğin etkisidir,” dedi. Ama içimde bir huzursuzluk vardı. Hastaneye gittiğimde, doktor bana bazı testler yaptı ve sonuçlar çıkınca yüzü ciddileşti. “Sibel Hanım, bağışıklık sisteminizde bir sorun var. Bir süre hastanede kalmanız gerekecek,” dedi. O an, dünyam başıma yıkıldı. Baran’a haber verdim, hemen yanıma koştu. Elimi tuttu, “Her şey geçecek, ben yanındayım,” dedi. O an ona daha da aşık oldum.
Ama ertesi gün, Mukaddes Hanım hastaneye geldi. Yüzünde öfke ve küçümseme vardı. “Senin hastalığın yüzünden oğlumun hayatı mahvolacak! Kim bilir, belki de bu çocuk bile ondan değil!” dedi. O an, içimdeki tüm umutlar söndü. Baran annesine karşı çıktı, “Anne, Sibel’e böyle konuşamazsın! O benim hayatımın kadını!” dedi. Ama annesi dinlemedi, “Ben bu düğünü iptal ettiririm! Oğlumun adını lekeletmem!” diye bağırdı. Hastane odasında, hem hastalığımın hem de annesinin sözlerinin ağırlığı altında eziliyordum.
Baran, annesinin bu tavrına çok üzülmüştü. Eve döndüğümüzde, bana sarıldı, “Sakın üzülme, ben senin yanındayım,” dedi. Ama ertesi gün, Mukaddes Hanım tüm akrabaları aramış, “O kız hasta, oğlumun hayatını mahvedecek, düğün iptal!” diye herkese duyurmuştu. Bir anda, mahallede dedikodular başladı. Komşular, “Sibel’in hastalığı neymiş? Baran’ın annesi niye böyle yaptı?” diye konuşuyordu. Annem, gözyaşları içinde bana sarıldı, “Kızım, senin ne suçun var? Allah’ın takdiri bu,” dedi. Ama ben, kendimi suçlu hissediyordum. Sanki Baran’ın hayatını mahvetmişim gibi.
Baran, annesiyle defalarca konuştu. “Anne, ben Sibel’i seviyorum. Onun hastalığı geçici, birlikte atlatırız,” dedi. Ama Mukaddes Hanım, “Benim oğlum hasta bir kadınla evlenemez! Hem kim bilir, belki de seni aldatıyor, o çocuk senden bile değil!” diyerek iftiralarına devam etti. Baran, annesinin bu sözleri karşısında yıkıldı. Bir gece, bana dönüp, “Sibel, annemi ikna edemiyorum. Seni seviyorum ama ailem de benim için çok önemli. Ne yapacağımı bilmiyorum,” dedi. O an, içimde bir fırtına koptu. Baran’ın gözlerinde çaresizliği, annesinin baskısının ağırlığını gördüm. “Baran, eğer sen de bana güvenmiyorsan, bu ilişkiyi burada bitirelim,” dedim. Gözlerinden yaşlar süzüldü, “Sana güveniyorum ama annemi de kaybetmek istemiyorum,” dedi. O gece, sabaha kadar ağladım.
Hastaneden taburcu olduktan sonra, Baran’la aramızda bir mesafe oluştu. Annem, “Kızım, her şeyin hayırlısı,” dedi ama ben içimdeki boşluğu dolduramıyordum. Mahalledeki insanlar bana acıyarak bakıyor, “Yazık, genç yaşta başına neler geldi,” diyorlardı. Baran, birkaç kez aradı, “Sibel, seni çok özlüyorum,” dedi ama sesinde bir yabancılık vardı. Mukaddes Hanım, düğün salonunu aramış, rezervasyonu iptal ettirmişti. Tüm hazırlıklar, hayaller, bir gecede yok olmuştu.
Bir gün, Baran’la son kez buluştuk. Gözleri kızarmıştı, elleri titriyordu. “Sibel, seni çok seviyorum ama annemi de üzmek istemiyorum. Belki de zamanla her şey düzelir,” dedi. Ona sarıldım, “Baran, ben seninle her şeye göğüs germeye hazırdım. Ama sen annene karşı duramadın. Belki de kaderimiz böyleymiş,” dedim. O an, içimdeki tüm umutlar söndü. Baran, gözyaşları içinde yanımdan ayrıldı. O günden sonra, bir daha görüşmedik.
Aylar geçti. Hastalığım yavaş yavaş iyileşti ama kalbimdeki yara hiç kapanmadı. Annem, “Kızım, Allah büyük. Belki de seni daha güzel günler bekliyordur,” dedi. Ama ben, geceleri yalnız kaldığımda, Baran’la kurduğum hayalleri, annesinin bana attığı iftiraları, mahalledeki insanların dedikodularını düşündüm. Bir kadının hastalığı yüzünden, bir annenin oğluna baskı yapması, bir aşkın bu kadar kolay harcanması… Bunları düşündükçe, içim acıdı.
Şimdi, pencereden dışarı bakarken, kendi kendime soruyorum: Bir insanın hastalığı, onun sevgiyi hak etmediği anlamına mı gelir? Aile baskısı, bir aşkı yok etmeye değer mi? Siz olsaydınız, Baran’ın yerinde ne yapardınız? Yoksa annesinin sözlerine boyun eğer miydiniz? Lütfen düşüncelerinizi paylaşın, çünkü bazen insan, en çok başkalarının anlayışına ihtiyaç duyuyor.