Oğlum Artık Tanıyamadığım Biri: Bir Annenin Sessiz Çığlığı
“Oğlum, neden bu kadar sessizsin? Eskiden her şeyi benimle paylaşırdın…” diye fısıldadım, gözlerim dolu dolu, mutfağın köşesinde. O ise başını öne eğmiş, telefonuna bakıyordu. Sanki ben yokmuşum gibi. Oğlum Murat, bir zamanlar bana en yakın olan, her derdini bana anlatan, bana danışmadan adım atmayan oğlum, şimdi karısının gölgesinde kaybolmuştu.
Her şey, Murat’ın Zeynep’le tanışmasıyla başladı. Oğlumun bana bir gün “Anne, biriyle tanıştım, evlenmek istiyorum,” demesiyle dünyam başıma yıkıldı. Daha iki hafta önce tanışmışlardı. Zeynep’i ilk gördüğümde içimde bir huzursuzluk oluştu. Fazla makyajı, abartılı kıyafeti, dudaklarındaki o yapay dolgunluk… O an hissettim; bu kız oğluma iyi gelmeyecek. Ama Murat’ın gözleri parlıyordu, ona karşı çıkmak istemedim. “Mutlu musun oğlum?” dedim sadece. O da başını salladı, ama gözlerinde bir telaş vardı sanki.
Düğünleri aceleye geldi. Zeynep’in ailesiyle tanıştığımda, onların da oğlumun ailesine pek sıcak bakmadığını hissettim. Her şey yüzeysel, her şey gösteriş içindi. Düğün salonunda Zeynep’in annesi bana bir kere bile bakmadı. Oğlumun mutluluğu için sustum, yutkundum, içime attım. Ama içimde bir korku büyüyordu: Oğlumu kaybediyor muydum?
Evliliklerinin ilk aylarında Murat bana daha az uğramaya başladı. Aradığımda ya Zeynep’le dışarıda olduklarını ya da Zeynep’in ailesine gittiklerini söylüyordu. Bir gün, “Anne, Zeynep biraz rahatsız, ona bakmam lazım,” dediğinde, içimde bir şeyler koptu. Oğlum artık bana değil, ona koşuyordu. Oğlumun gözlerinin içine bakıp, “Oğlum, bana anlatmadığın bir şey mi var?” diye sorduğumda, gözlerini kaçırdı. “Yok anne, her şey yolunda,” dedi, ama sesi titriyordu.
Bir akşam, Murat ve Zeynep bize yemeğe geldiler. Sofrada Zeynep sürekli Murat’a emirler yağdırıyordu: “Murat, bana su getir. Murat, şu tuzu uzat. Murat, annene yardım et.” Oğlum ise bir robot gibi, itaat ediyordu. Dayanamadım, “Oğlum, sen de otur biraz, ben hallederim,” dedim. Zeynep ise bana küçümseyici bir bakış attı, “Murat yardım etmeyi sever, değil mi aşkım?” dedi. Oğlum başını salladı, ama gözlerinde bir kırgınlık vardı. O an anladım ki, oğlum artık benim oğlum değildi. Bir başkasının kuklası olmuştu.
Zamanla Murat’ın bana uğraması iyice azaldı. Bayramda bile arayıp “Anne, Zeynep’in ailesine gideceğiz, sonra uğrarız,” dedi. Oysa eskiden bayram sabahı ilk bana gelir, elimi öperdi. Şimdi ise, annesini ikinci plana atıyordu. İçimde bir öfke, bir kırgınlık büyüdü. Kendi evimde yalnız hissetmeye başladım. Komşularım, “Oğlun ne zamandır gelmiyor?” diye sordukça, içim daha da acıyordu. Ne cevap vereceğimi bilemiyordum.
Bir gün, Murat’ı iş çıkışı aradım. “Oğlum, akşam yemeğe gelin, börek yaptım,” dedim. “Anne, Zeynep’in canı istemiyor, başka zaman,” dedi. O an gözlerimden yaşlar süzüldü. Oğlumun sesi bile yabancı geliyordu artık. Kendi ellerimle büyüttüğüm, her derdine koştuğum oğlum, şimdi bir başkasının sözünden çıkamıyordu. “Oğlum, sen mutlu musun?” diye sordum telefonda. Uzun bir sessizlik oldu. “Mutluyum anne,” dedi, ama sesi öyle boğuktu ki, inanasım gelmedi.
Bir akşam, Murat kapıda belirdi. Yüzü solgun, gözleri yorgundu. “Anne, biraz konuşabilir miyiz?” dedi. İçeri aldım, oturduk. “Anne, Zeynep’le tartıştık. Sürekli bana emir veriyor, her şey onun dediği gibi olsun istiyor. Ne yapsam yaranamıyorum. Ama onu üzmek de istemiyorum,” dedi. İçimden, “Ben sana demiştim oğlum,” demek geçti ama sustum. Onun acısını anlamak istedim. “Oğlum, evlilik iki kişinin ortak hayatı. Sen de kendini ifade etmelisin. Yoksa bir gün tamamen kaybolursun,” dedim. Gözleri doldu. “Bilmiyorum anne, bazen kendimi çok yalnız hissediyorum,” dedi. O an oğlumun ne kadar kırılgan olduğunu gördüm. Ona sarıldım, “Her zaman yanındayım,” dedim. Ama biliyordum ki, bu savaşta yalnızdı.
Zeynep’le aralarındaki sorunlar büyüdü. Bir gün, Zeynep beni aradı. “Murat’ı neden dolduruyorsunuz? Sizin yüzünüzden bana karşı geliyor,” dedi. Şaşırdım, “Ben oğluma sadece destek oluyorum, onun iyiliğini istiyorum,” dedim. “Bundan sonra bizim ailemize karışmayın,” dedi ve telefonu kapattı. O an ellerim titredi. Oğlumun hayatında artık bir yabancıydım. Kendi evladım bana yabancılaşmıştı.
Murat bir süre sonra aramayı da kesti. Sadece bayramlarda, o da kısa bir mesajla hal hatır soruyordu. Geceleri uyuyamaz oldum. Herkesin bir arada olduğu, sofraların kurulduğu o eski günleri özledim. Oğlumun çocukluğunu, bana sarılışını, “Anne, seni çok seviyorum,” deyişini hatırladıkça içim parçalanıyordu. Şimdi ise, bir kadının gölgesinde kaybolmuş, kendi benliğini yitirmiş bir adam olmuştu.
Bir gün, komşum Ayşe Hanım uğradı. “Kızım, oğlun hiç gelmiyor, bir derdi mi var?” dedi. Gözlerim doldu, “Bilmiyorum Ayşe abla, sanki oğlumu kaybettim,” dedim. O da iç çekti, “Evlatlar büyüyünce anneler unutuluyor,” dedi. O an anladım ki, bu sadece benim derdim değildi. Birçok anne aynı acıyı yaşıyordu. Ama kimse konuşmaya cesaret edemiyordu.
Şimdi, her akşam oğlumun çocukluk fotoğraflarına bakıyorum. O masum gözleri, bana güvenen bakışları… Hepsi birer anı oldu. Oğlumun mutluluğu için sustum, içime attım, ama şimdi anlıyorum ki, bazen susmak da bir kayıptır. Oğlumun hayatında bir yabancıya dönüştüm. Kendi evladımı kaybetmenin acısı, tarif edilemez bir yara gibi içimi yakıyor.
Sizce, bir anne oğlunu ne zaman kaybeder? Oğlumun mutluluğu için susmak mı, yoksa onun için savaşmak mı daha doğru? Siz olsanız ne yapardınız?