Komşum Benden Güllerimi Yok Etmemi İstedi: Bir Bahçenin Ardındaki Dram

“Senin güllerin yüzünden nefes alamıyorum, Nihal Hanım! Lütfen, onları kökünden sök!”

Bu cümleyle irkildim. Bahçemdeki güllerin arasında, sabahın serinliğinde çayımı yudumlarken, komşum Ayten Hanım’ın öfkeli sesiyle bir anda huzurum bozuldu. O an, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Güllerim… Onlar benim çocukluğumdan beri en büyük tutkumdu. Annemle birlikte ektiğimiz ilk gül fidanını hatırladım; annem, “Hayatta ne olursa olsun, bir çiçeğe bakmak insanı iyileştirir,” derdi. Şimdi, yıllar sonra, o bahçede kendi çocuklarımla aynı huzuru bulmaya çalışırken, komşumun bu talebiyle sarsıldım.

Ayten Hanım, yeni taşınmıştı mahalleye. İlk başta çok sevimli, yardımsever biri gibi görünüyordu. Hatta taşındıkları gün, ona kek götürmüştüm. Ama zamanla, her şeye karışan, her şeyden şikayet eden biri olduğunu fark ettim. Özellikle bahçemdeki güller açmaya başladığında, yüzü asıldı, selamı sabahı kesti. Bir sabah kapımı çalıp, “Benim polen alerjim var, sizin güller yüzünden her sabah hapşırık krizine giriyorum!” dediğinde, önce şaka yaptığını sandım. Ama yüzündeki ciddiyeti görünce, işin şakası olmadığını anladım.

O gün, eşim Murat’la uzun uzun konuştuk. “Nihal, senin için ne kadar değerli olduğunu biliyorum ama komşuluk da önemli. Belki başka bir çözüm buluruz,” dedi. Ama ben, annemden yadigâr kalan güllerimi sökmek istemiyordum. O gece uyuyamadım. Bahçeye çıktım, güllerin kokusunu içime çektim. Her birinin bir anısı vardı. Kızım Elif’in doğumunda ektiğim sarı gül, oğlum Can’ın ilk adımlarında diktiğim kırmızı gül… Hepsi birer hayat parçasıydı.

Ertesi gün Ayten Hanım tekrar geldi. Bu sefer yanında kızı Derya da vardı. “Annemin sağlığı önemli, lütfen anlayış gösterin,” dedi Derya. O an, bir anne olarak empati kurmaya çalıştım. Ama içimdeki öfkeyi de bastıramadım. “Ayten Hanım, ben de bir anneyim. Bu güller benim için sadece çiçek değil, anılarım, geçmişim, ailemin bir parçası. Sizin sağlığınız için başka bir çözüm bulamaz mıyız?” dedim. Ama Ayten Hanım kararlıydı. “Ya güller ya ben!”

Bu olay mahallede hızla yayıldı. Kimisi bana hak verdi, kimisi Ayten Hanım’a. Özellikle yaşlı komşular, “Eskiden böyle şeyler olmazdı, herkes birbirine saygı duyardı,” diye dert yandı. Ama gençler, “Alerji ciddi bir şey, Nihal Abla da anlayış göstermeli,” dediler. Mahallede bir kutuplaşma başladı. Çocuklar bile ikiye ayrıldı; Elif, Derya ile oynamamaya başladı. Oğlum Can ise, “Anne, güllerimizi neden istemiyorlar?” diye sorduğunda, gözlerim doldu.

Bir akşam, Murat işten yorgun geldi. “Nihal, bu mesele yüzünden evde huzur kalmadı. Belki de birkaç gülü başka bir yere taşısak?” dedi. Ama ben, “Hepsini sökmemi istiyorlar Murat! Bir tanesi bile kalmasın diyorlar. Sence bu adil mi?” diye bağırdım. O an, evde bir sessizlik oldu. Çocuklar korkuyla bana baktı. O gece, ilk defa Murat’la birbirimize küstük.

Bir hafta boyunca Ayten Hanım her gün kapımı çaldı. Sonunda, belediyeye şikâyet etmiş. Bir gün zabıta geldi. “Hanımefendi, komşunuzun sağlık raporu var. Güllerinizin polenleri gerçekten alerjiye sebep oluyormuş. Bir çözüm bulmanız lazım,” dedi. O an, çaresizliğin ne demek olduğunu anladım. Güllerime bakarken, içimden bir parça koptu. Annemin sesi kulaklarımda yankılandı: “Hayatta bazen en sevdiklerinden vazgeçmek zorunda kalırsın, kızım.”

O gece, bahçede otururken Elif yanıma geldi. “Anne, güllerimizi başka bir yere taşıyabilir miyiz? Belki başka bir bahçede yine büyürler,” dedi. O an, kızımın olgunluğuna şaşırdım. Belki de hayat, bazen bırakmayı öğrenmekti. Ama yine de içimde bir isyan vardı. Neden ben vazgeçmek zorundaydım? Neden birinin rahatı için, yılların emeği, anısı bir gecede yok olmalıydı?

Sonunda, mahalle muhtarı araya girdi. Bir toplantı düzenlendi. Herkes fikrini söyledi. Ben, gözyaşları içinde güllerimin hikâyesini anlattım. Ayten Hanım ise, “Her sabah nefes alamıyorum, hastaneye gidiyorum. Lütfen beni anlayın,” dedi. O an, mahallede bir sessizlik oldu. Sonunda, muhtar, “Belki de bahçenin kenarına yüksek bir çit çekersiniz, polenler geçmez,” dedi. Bu fikir bana umut verdi. Murat’la hemen araştırdık, bir hafta içinde bahçenin etrafına yüksek bir çit yaptırdık.

Ayten Hanım ilk başta yine memnun olmadı. Ama zamanla, şikâyetleri azaldı. Ben ise, her sabah bahçeme çıktığımda, güllerime daha sıkı sarıldım. Ama içimde bir burukluk kaldı. Komşuluk, paylaşmak ve anlayış demekti. Ama bazen, en sevdiklerinden bile vazgeçmek zorunda kalıyorsun. Hayat, hep adil mi? Yoksa bazen, birinin mutluluğu için kendi mutluluğundan vazgeçmek mi gerekiyor?

Belki de asıl soru şu: Siz olsaydınız, yılların emeği olan güllerinizden vazgeçer miydiniz? Yoksa başka bir çözüm arar mıydınız?