Görünmez Gerilimler: Aile Ziyaretleri Savaş Alanına Dönüştüğünde
“Yine mi arıyor?” diye fısıldadım, Emre’nin telefonu titrerken. Gecenin bir yarısı, gözlerim uykusuzluktan yanıyor, kucağımda ağlayan minik kızımız Defne’yi sallamaya çalışıyordum. Emre ise, annesinin adını ekranda görünce bir an bile tereddüt etmeden telefonu açtı. “Anne, şimdi olmaz,” dedi ama sesi titriyordu, sanki suçluymuş gibi. O an, evimizin duvarlarının üstüme üstüme geldiğini hissettim.
İlk annelik günlerim böyle geçti; uykusuz, yalnız ve sürekli bir huzursuzluk içinde. Sevim Hanım, yani kayınvalidem, her fırsatta Emre’yi arıyor, “Oğlum, bana uğramadın, hasta mıyım, neden gelmiyorsun?” diye sitem ediyordu. Emre, arada kalmış bir çocuk gibi, bir yandan bana bakıyor, bir yandan annesinin gönlünü yapmaya çalışıyordu. Ben ise, Defne’nin ağlamaları arasında, kendi anneliğime alışmaya çalışırken, bir de bu görünmez savaşın ortasında bulmuştum kendimi.
Bir gün, Emre işten eve döndüğünde yüzü asıktı. “Annem bugün yine aradı, ‘Gelin hiç uğramıyor, torunumu bana göstermiyorsunuz’ dedi,” diye söyleniyordu. İçimde bir öfke kabardı. “Emre, ben daha kendime bile bakamıyorum, Defne’yi zor sakinleştiriyorum. Bir de sürekli annene gitmemizi mi istiyorsun?” dedim. Emre, “Ama annem çok yalnız, babamı kaybettikten sonra tek başına kaldı. Biraz anlayışlı olamaz mısın?” diye karşılık verdi. O an, gözlerim doldu. Kimse benim yalnızlığımı, uykusuzluğumu, anneliğin üzerime yüklediği ağırlığı görmüyordu. Herkes Sevim Hanım’ın yalnızlığını konuşuyordu, peki ya ben?
Bir hafta sonu, Sevim Hanım’ın evine gitmek zorunda kaldık. Kapıdan girer girmez, “Ayy Defne’yi bana verin, ben bakarım, siz de rahat edin,” dedi. Defne’yi kucağıma daha yeni almıştım, içimde bir huzursuzluk vardı. Sevim Hanım, Defne’yi kucağına alınca, “Sen çok zayıflamışsın kızım, sütüm az mı geliyor acaba?” diye sordu. O an, içimde bir şeyler koptu. “Her şey yolunda, merak etmeyin,” dedim ama sesim titriyordu. Emre ise, annesinin yanında yer alıp, “Belki de biraz daha iyi beslenmelisin,” dedi. O an, kendimi küçücük hissettim. Sanki bu evde, bu ailede, kimse beni anlamıyordu.
Akşam yemeğinde, Sevim Hanım yine başladı: “Bizim zamanımızda kadınlar hem çocuk bakar, hem evi çekip çevirirdi. Şimdi herkesin işi zor, herkes yorgun. Oysa annelik dünyanın en güzel şeyi.” İçimden bağırmak geldi: “Senin zamanında kayınvaliden sana karışıyor muydu?” Ama sustum. Çünkü bu evde sesimi yükseltirsem, hemen ‘gelin huysuzluğu’ damgası yiyeceğimi biliyordum.
Eve döndüğümüzde Emre ile aramızda sessiz bir gerilim vardı. O gece Defne yine ağladı, ben yine uykusuz kaldım. Sabah Emre, “Annem seni anlamıyor, ama biraz daha sabırlı olsan?” dedi. “Sabır mı? Benim sabrım tükendi Emre. Herkesin yalnızlığı konuşuluyor, benim hislerim neden hiç önemli değil?” dedim. Emre, “Bak, annem yaşlı, seni anlaması zor. Biraz idare et, zamanla alışırız,” dedi. O an, içimdeki yalnızlık daha da büyüdü.
Bir gün, annem aradı. Sesimi duyunca hemen anladı: “Kızım, iyi misin? Sesin çok yorgun geliyor.” Dayanamadım, ağlamaya başladım. “Anne, çok yoruldum. Kimse beni anlamıyor. Emre arada kalıyor, Sevim Hanım sürekli arıyor, Defne hiç uyumuyor. Kendimi bu evde yabancı gibi hissediyorum,” dedim. Annem, “Kızım, herkesin anneliği farklıdır. Senin hislerin de önemli. Kendini ezdirme, konuş Emre’yle,” dedi. O an, annemin sesi bana güç verdi. Belki de ilk kez, kendi duygularımın da önemli olduğunu hissettim.
Bir akşam, Emre işten geç geldi. Yorgun ve sinirliydi. “Annem bugün yine aradı, ‘Gelin bana iyi davranmıyor, torunumu bana göstermiyor’ dedi. Ne yapayım ben?” diye bağırdı. O an, içimde bir şeyler koptu. “Emre, ben kötü bir insan değilim. Sadece yoruldum, yalnızım. Senin annenin yalnızlığı kadar benim de hislerim önemli. Lütfen artık beni de gör,” dedim. Emre, ilk kez sustu. Gözleri doldu. “Haklısın,” dedi. “Seni ihmal ettim. Annemin baskısı altında kaldım. Ama ne yapacağımı bilmiyorum.”
O gece, uzun uzun konuştuk. Emre, annesinin yalnızlığını, benim ise anneliğin yükünü anlattı. “Belki de bir uzmandan yardım almalıyız,” dedi. İlk kez, birlikte bir çözüm aramaya başladık. Sevim Hanım’ı da bir gün davet ettik, oturup konuştuk. “Anne, ben de yalnızım. Defne’yle ilgilenmek çok zor. Senin desteğine ihtiyacım var ama eleştirine değil,” dedim. Sevim Hanım, önce alınsa da, sonra gözleri doldu. “Ben de oğlumu kaybetmekten korkuyorum. Sizi kaybetmekten korkuyorum,” dedi. O an, üçümüz de ağladık. Belki de ilk kez, birbirimizi gerçekten dinledik.
Şimdi, hâlâ zor günlerimiz oluyor. Sevim Hanım bazen yine arıyor, Emre bazen yine arada kalıyor. Ama artık konuşabiliyoruz. Ben de kendi hislerimi saklamadan, açıkça anlatabiliyorum. Annelik kolay değil, hele ki herkesin senden bir şey beklediği bir evde. Ama öğrendim ki, kendi duygularımı savunmazsam, kimse beni anlamaz.
Bazen geceleri Defne’yi sallarken, içimden soruyorum: “Acaba başka anneler de böyle hissediyor mu? Yalnızlık, anlaşılmamak, arada kalmak… Siz de yaşadınız mı?”