Eski Kayınvalidem Hâlâ Peşimi Bırakmıyor
“Yine mi geldin, Şükran Hanım?” diye kapıyı açar açmaz sesim titredi. Sabahın bu erken saatinde, kızım Elif hâlâ uyurken, eski kayınvalidemin kapımda dikilmesi artık alışkanlık haline gelmişti. Yüzünde o tanıdık, asık ifade vardı. “Kızımı okula sen mi götüreceksin, yoksa ben mi götüreyim?” dedi, sanki ben annesi değilmişim gibi. İçimde bir öfke kabardı ama sesimi yükseltmek istemedim. Elif’in uykusunu bölmek istemezdim.
Altı yıl boyunca, eski eşim Murat’la evli kaldım. O altı yıl, hayatımın en zor yıllarıydı. Murat, evliliğimizin başından beri sorumluluk almaktan kaçan, annesinin sözünden çıkmayan bir adamdı. Ne zaman bir karar almamız gerekse, annesi Şükran Hanım araya girer, her şeyi kendi istediği gibi yönlendirirdi. Benim fikrim, duygum, ihtiyacım hiç önemli değildi. Murat’ın babası, Sadık Bey ise evde hep sessizdi. O da karısının gölgesinde yaşardı.
Boşanmak benim için bir kurtuluştu. Ama kurtuluş sandığım şey, yeni bir esaretin başlangıcı oldu. Murat, boşandıktan sonra hemen başka bir kadınla evlendi, yeni bir çocuk sahibi oldu. Elif’i ise neredeyse tamamen bana bıraktı. Nafaka ödemeleri ise sürekli aksadı. Her ay, banka hesabımı kontrol ederken içim sıkışıyor, “Acaba bu ay yatırdı mı?” diye endişeleniyordum. Ama Şükran Hanım, oğlunun sorumsuzluğunu hiç görmezden gelirdi. Onun gözünde suçlu hep bendim. “Sen oğlumu mutsuz ettin, Elif’i de doğru düzgün yetiştiremiyorsun,” derdi.
Bir gün, Elif okuldan döndüğünde ağlayarak yanıma geldi. “Anneanne bana, babamın yeni ailesinin daha iyi olduğunu söyledi. Ben kötü bir çocuk muyum?” dedi. O an içim parçalandı. Kızımın gözyaşlarını silerken, Şükran Hanım’ın ona nasıl sözler söylediğini düşündüm. O gece sabaha kadar uyuyamadım. Kendi annem, babam köyde yaşıyor, bana destek olamıyorlardı. İstanbul’da tek başıma, hem çalışıp hem Elif’e bakmaya çalışıyordum.
Bir akşam, işten yorgun argın döndüğümde apartmanın girişinde Sadık Bey’i gördüm. Elinde bir poşet vardı. “Elif’e biraz meyve aldık, Şükran Hanım gönderdi,” dedi. Gözleri yere bakıyordu. O an, Sadık Bey’in de bu durumdan rahatsız olduğunu anladım. Ama o da karısına karşı çıkamıyordu. “Teşekkür ederim Sadık Bey, ama lütfen Elif’in huzurunu bozmayın,” dedim. O ise sadece başını salladı ve sessizce gitti.
Bir gün, Elif’in doğum günüydü. Ona küçük bir pasta almıştım, birlikte kutlayacaktık. Tam mumları üfleyecekken kapı çaldı. Şükran Hanım, elinde büyük bir pasta ve hediyelerle içeri daldı. “Babaannen sana daha güzel bir pasta getirdi Elif’ciğim!” dedi. Elif’in gözleri parladı, ama ben içten içe ezildim. Kendi imkanlarımla aldığım pastanın önemi kalmamıştı. O gece, Elif uyuduktan sonra ağladım. Kendi evimde, kendi çocuğumun doğum gününde bile ikinci planda kalmıştım.
Bir sabah, Elif’i okula götürmek için hazırlanırken, Şükran Hanım yine kapıda belirdi. “Bugün Elif’i ben götüreceğim, senin işin vardır,” dedi. “Hayır, ben götüreceğim,” dedim kararlı bir şekilde. Göz göze geldik. O an, yıllardır biriktirdiğim öfke patladı. “Yeter artık Şükran Hanım! Ben Elif’in annesiyim. Onun hayatına bu kadar karışamazsınız. Oğlunuzun sorumluluklarını yerine getirmediğini biliyorsunuz. Beni suçlamaktan vazgeçin!” dedim. Şükran Hanım bir an duraksadı, sonra sesi titreyerek, “Ben sadece torunumun iyiliğini istiyorum,” dedi. “Onun iyiliği için önce kendi oğlunuza bakın. Elif’in huzurunu bozan sizsiniz,” dedim ve kapıyı kapattım.
O günden sonra, Şükran Hanım’ın ziyaretleri azaldı ama tamamen bitmedi. Bazen apartmanın önünde bekliyor, bazen Elif’i okuldan almaya çalışıyordu. Elif ise bu durumdan iyice etkilenmeye başladı. Bir gün, “Anne, neden babaannem seni hiç sevmiyor?” diye sordu. Ona ne cevap vereceğimi bilemedim. “Bazen insanlar duygularını yanlış şekilde gösterirler, kızım,” dedim. Ama içimdeki yara büyüdü.
Bir akşam, Elif ateşlendi. Gece boyunca başında bekledim, sabaha karşı biraz uyuyakalmışım. Sabah kapı çaldı, yine Şükran Hanım’dı. “Elif’i doktora götürdün mü?” diye sordu. “Götürdüm, merak etmeyin,” dedim. Ama o, “Senin yüzünden çocuk hasta oldu,” diye bağırmaya başladı. Komşular kapılarını araladı, herkes bize bakıyordu. O an, utancımdan yerin dibine girdim. “Yeter artık! Ben elimden geleni yapıyorum. Lütfen evime, hayatıma karışmayın!” diye bağırdım. Şükran Hanım gözleri dolu dolu bana baktı, sonra sessizce gitti.
Bir süre sonra, Murat aradı. “Annem çok üzülmüş, biraz daha anlayışlı olamaz mısın?” dedi. “Sen hiç kızının nasıl olduğunu merak ediyor musun? Nafakayı neden aksatıyorsun?” diye sordum. “İşlerim yolunda gitmiyor, yeni ailemle ilgilenmem lazım,” dedi. O an, Murat’ın artık tamamen başka bir hayatı olduğunu anladım. Elif’in babasıydı ama ona karşı hiçbir sorumluluk hissetmiyordu.
Bir gün, Elif okuldan döndüğünde bana sarıldı. “Anne, ben seni çok seviyorum. Babaannem bazen kötü şeyler söylüyor ama ben sana inanıyorum,” dedi. O an, tüm yorgunluğum geçti. Kızımın sevgisi, bana güç verdi. Hayat ne kadar zor olursa olsun, Elif için ayakta durmam gerektiğini biliyordum.
Şimdi, her sabah kızımla birlikte güne başlarken, geçmişin gölgesinden kurtulmaya çalışıyorum. Şükran Hanım hâlâ zaman zaman hayatımıza müdahale etmeye çalışsa da, artık ona karşı daha güçlü durabiliyorum. Kendi ayaklarım üzerinde durmayı, kızımı tek başıma büyütmeyi öğrendim. Ama bazen geceleri, “Acaba Elif bir gün bana kırılır mı? Onu bu aile karmaşasının ortasında büyütmekle hata mı yapıyorum?” diye düşünüyorum. Siz olsanız ne yapardınız? Çocuğunuzu korumak için nereye kadar mücadele ederdiniz?