Kardeşimin İhaneti: Halime’nin Sessiz Çığlığı

“Bozena, ne yapıyorsun sen?!” diye bağırdım, sesim öfke ve hayal kırıklığıyla titriyordu. Ellerim mutfak masasının kenarına sıkıca yapışmıştı, tırnaklarım neredeyse tahtayı delip geçecekti. Bozena ise gözlerini önümdeki belgelerden kaldırmadan, soğukkanlı bir ifadeyle, “Ne bekliyordun Halime? Oturup bu evi mahvetmeni mi izleyeyim?” dedi. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Yıllardır biriktirdiğimiz anılar, çocukluğumuzun o eski, gülüşlerle dolu günleri bir anda silinip gitmişti sanki.

Babamız vefat ettiğinden beri, bu eski evin yükü omuzlarımda. Annemiz de hastalandıktan sonra, Bozena İstanbul’a taşındı, ben ise köyde kaldım. Evin bakımını, annemin ilaçlarını, bahçenin işlerini hep ben üstlendim. Bozena ise yılda bir defa, bayramdan bayrama uğrardı. Ama şimdi, babamdan kalan mirasın paylaşımı söz konusu olunca, birdenbire ortaya çıkmıştı. Masanın üstünde, avukatın hazırladığı belgeler, tapu fotokopileri, banka dekontları… Hepsi Bozena’nın önünde, sanki bir savaşın cephanesi gibi dizilmişti.

“Bu evi satmak istiyorum Halime. İstanbul’da yeni bir hayat kurdum, bana para lazım. Sen de artık bırak şu köy işlerini, herkes gibi bir apartman dairesine taşın, rahat et,” dedi. Sesi buz gibiydi. Oysa ben, bu evin duvarlarında annemin gençliğinin, babamın emeğinin, çocukluğumuzun izlerini görüyordum. “Bozena, bu ev bizim yuvamız. Annem burada, hasta. Onu başka bir yere götürmek istemiyorum. Hem, ben buradan başka bir yerde yaşayamam,” dedim, gözlerim dolmuştu.

Bozena, gözlerini devirdi. “Her şeyin başı para Halime. Duygusallıkla bir yere varamazsın. Benim de ihtiyaçlarım var. Senin yüzünden yıllardır hakkımı alamadım,” dedi. O an, içimde bir öfke patladı. “Senin hakkın mı? Sen neredeydin annem hastayken? Babamın cenazesinde bile yarım gün kalıp gittin! Şimdi mi hakkını hatırladın?” dedim, sesim çatladı.

O an annem, bastonuna yaslanarak mutfağa girdi. “Kızlar, kavga etmeyin. Benim için üzülmeyin, ben razıyım her şeye,” dedi, sesi titrek ve yorgundu. Annemin bu hali, içimi daha da acıttı. Bozena ise anneme bile bakmadan, “Anne, ben hakkımı istiyorum. Halime’ye anlatamıyorum, belki sen ikna edersin,” dedi. Annem, gözleri dolu dolu bana baktı. “Halime, kızım, kardeşin de haklı. Belki evi satıp, başka bir yerde yeni bir hayat kurarsınız. Ben de size yük olmam,” dedi. Annemin bu sözleri, sanki bir bıçak gibi kalbime saplandı.

O gece, odama çekildim. Yastığa başımı koyduğumda, gözyaşlarım yanaklarımı ıslattı. Babamın bana öğrettiği o eski şarkıyı mırıldandım: “Evimiz, yuvamız, her şeyimiz…” Sabah olduğunda, Bozena çoktan avukatla buluşmak için köyden ayrılmıştı. Annem ise sessizce pencerenin önünde oturuyordu. Yanına gittim, elini tuttum. “Anne, ben bu evi bırakmak istemiyorum. Sen de istemiyorsun, biliyorum. Ama Bozena çok kararlı,” dedim. Annem, “Kızım, kardeşlik her şeyden önemli. Ama bazen insanlar değişir. Sen elinden geleni yaptın,” dedi.

Bir hafta sonra, köyde dedikodular başladı. “Halime ile Bozena mahkemelik olmuş,” diyenler, “Bozena şehre kapağı atınca köyü unuttu,” diyenler… Herkesin dilindeydik. Mahalledeki komşumuz Ayşe Teyze, bir gün kapımı çaldı. “Kızım, üzülme. Her ailede olur böyle şeyler. Ama anneni üzme, bak yaşlı kadıncağız,” dedi. O an, annemin gözlerinin içine bakmaya utandım. Kendi kardeşimle mahkemelik olmuştum. Oysa çocukken, Bozena ile birlikte bahçede saklambaç oynardık, annemiz bize limonata yapardı. Şimdi ise, aramızda koca bir uçurum vardı.

Mahkeme günü geldiğinde, Bozena şık bir takım elbise giymiş, yanında avukatıyla geldi. Ben ise eski bir pardösüyle, elimde annemin sağlık raporları, banka dekontları… Hakim, “Taraflar uzlaşmak ister mi?” diye sorduğunda, Bozena gözlerini kaçırdı. “Ben hakkımı istiyorum,” dedi. O an, içimdeki bütün umutlar söndü. Mahkeme, evin satılmasına ve gelirin ikiye bölünmesine karar verdi. Eve dönerken, annem bana sarıldı. “Kızım, üzülme. Her şeyin bir sonu var. Belki bu da hayırlısıdır,” dedi. Ama ben, içimdeki boşluğu hiçbir şeyle dolduramadım.

Ev satıldıktan sonra, annemi küçük bir apartman dairesine taşıdım. Bozena ise İstanbul’da yeni bir ev aldı. Aramızdaki bağ tamamen koptu. Annem, bir yıl sonra vefat etti. Cenazesinde Bozena yine kısa süreliğine geldi, sonra aceleyle ayrıldı. Ben ise, annemin mezarı başında saatlerce ağladım. “Anne, affet beni. Evi koruyamadım, seni mutlu edemedim,” dedim.

Şimdi, yıllar geçti. İstanbul’da küçük bir işte çalışıyorum. Her gece, eski evimizin penceresinden sızan ışığı, annemin mutfakta yaptığı böreklerin kokusunu, Bozena ile paylaştığımız çocukluk anılarını hatırlıyorum. Kardeşlik, gerçekten de her şeyden önemli mi? Yoksa bazen, en büyük yarayı en yakınlarımız mı açar? Siz olsaydınız, Bozena’nın yerinde ne yapardınız? Yoksa benim gibi, geçmişin gölgesinde yaşamaya devam mı ederdiniz?