Bir Yaz Günü, Bir Restoran ve Kırık Hayaller

“Elif, ne olur biraz hızlı ol, tren kaçacak!” diye bağırdım, valizimi aceleyle kapatırken. Annem kapının önünde, gözleriyle beni delik deşik ediyor, “Sakın geç kalma, kızım. İstanbul’da dikkatli ol,” diye tembihliyordu. Elif ise her zamanki rahatlığıyla, “Ayşe, panik yapma, yetişiriz,” dedi ve valizini bagaja yerleştirdi. O an, içimde garip bir huzursuzluk vardı; sanki bu yolculuk sadece bir restoran macerası değil, hayatımda bir şeyleri değiştirecek bir başlangıçtı.

Tren tam vaktinde hareket etti. Camdan dışarı bakarken, çocukluğumun geçtiği mahalleyi, annemin sabah kahvaltılarında yaptığı menemenin kokusunu, babamın pazar sabahları gazete okurken yüzünde oluşan kırışıklıkları düşündüm. Elif’le yan yana oturduk, ama ikimizin de aklı başka yerlerdeydi. Elif’in babası geçen ay işten çıkarılmış, evde sürekli bir gerginlik vardı. Benim ailem ise, üniversite sınavını kazanamadığım için bana karşı soğuk ve mesafeli davranıyordu. Bu gezi, ikimiz için de bir kaçıştı aslında. Ama neye kaçtığımızı bilmiyorduk.

İstanbul’a vardığımızda, sabahın serinliği yüzümüze çarptı. Şehir, her zamanki gibi kalabalık ve gürültülüydü. Elif, “Ayşe, bu şehirde kaybolmak istiyorum,” dedi. Gülümsedim, ama içimde bir ağırlık vardı. Taksiye atlayıp, rezervasyon yaptırdığımız restorana doğru yola çıktık. Yol boyunca, Elif’in annesi aradı. “Kızım, baban hâlâ uyuyor mu?” diye sordu. Elif, “Anne, lütfen bugün bana karışma,” dedi ve telefonu kapattı. Ben de anneme mesaj attım: “İyiyiz, merak etme.” Ama annemin cevabı kısa ve soğuktu: “Dikkatli olun.”

Restorana vardığımızda, içerisi beklediğimizden daha şıktı. Garson, “Hoş geldiniz, rezervasyonunuz var mıydı?” diye sordu. Elif hemen atıldı: “Evet, Elif Yılmaz adına.” Masamıza oturduk. Menüye bakarken, Elif’in gözleri doldu. “Ayşe, bazen her şeyden kaçmak istiyorum. Babam işsiz, annem sürekli ağlıyor. Ben ise hiçbir şey yapamıyorum,” dedi. Elimi tuttum, “Ben de ailemin beklentilerini karşılayamıyorum. Sanki ne yapsam, yeterli değilim,” dedim. O an, ikimizin de gözlerinden yaşlar süzüldü. Garson yanımıza geldiğinde, aceleyle sipariş verdik; Elif mantı, ben ise hünkar beğendi söyledim. Ama o an, yemeklerin tadı umurumuzda değildi.

Yemekler geldiğinde, Elif birdenbire, “Ayşe, biliyor musun, bazen keşke hiç büyümeseydik diyorum. Çocukken her şey daha kolaydı. Şimdi ise, ailelerimizin yükünü omuzlarımızda taşıyoruz,” dedi. Ben de içimden, “Acaba annem beni gerçekten seviyor mu, yoksa sadece başkalarına karşı iyi bir evlat olmamı mı istiyor?” diye düşündüm. O sırada, yan masada oturan yaşlı bir çift dikkatimi çekti. Kadın, adamın elini tutmuş, gözlerinin içine bakıyordu. “Bak Elif, onlar hâlâ birbirlerine böyle bakabiliyorlar. Biz ise ailemizle konuşmaya korkuyoruz,” dedim. Elif başını salladı, “Belki de bizim neslimiz, duygularını saklamaya mahkûm,” dedi.

Birden, Elif’in telefonu çaldı. Babası arıyordu. Elif, tereddütle açtı. “Kızım, anneni üzme. Eve erken gelin,” dedi babası, sesi yorgun ve kırgındı. Elif, “Baba, ben de yoruldum. Bir günlüğüne sadece kendim olmak istiyorum,” dedi ve telefonu kapattı. O an, Elif’in gözlerinden yaşlar süzüldü. Ben de ona sarıldım. Restoranda insanlar bize bakıyordu, ama umurumuzda değildi. O an, yıllardır içimizde biriktirdiğimiz tüm kırgınlıklar, hayal kırıklıkları, ailelerimizin üzerimizdeki baskısı bir anda ortaya döküldü.

Yemekten sonra, sahile yürümeye karar verdik. İstanbul Boğazı’nın serin rüzgarı yüzümüze çarptı. Elif, “Ayşe, sence ailemiz bizi gerçekten anlıyor mu?” diye sordu. “Bilmiyorum Elif, bazen annemle babamın gözlerinde sadece kendi hayal kırıklıklarını görüyorum. Benim kim olduğum, ne hissettiğim umurlarında değil gibi,” dedim. Elif, “Belki de biz de bir gün onlar gibi olacağız. Kendi çocuklarımızı anlamadan, sadece onların başarılı olmasını isteyeceğiz,” dedi. O an, içimde bir korku hissettim. Gerçekten de, hayat bizi istemediğimiz birine mi dönüştürecekti?

Akşamüstü, eve dönmek için tren garına gittik. Elif’in annesi aradı, “Kızım, neredesiniz? Çok merak ettim,” dedi. Elif, “Anne, iyiyiz. Sadece biraz nefes almak istedik,” dedi. Annemin mesajı ise hâlâ aynıydı: “Dikkatli ol.” O an, annemi aramak istedim ama konuşacak gücüm yoktu. Elif’le vedalaştık, “Ayşe, iyi ki varsın. Sen olmasan, bu kadarını kaldıramazdım,” dedi. Ben de ona sarıldım, “Sen de iyi ki varsın Elif. Belki de birbirimize tutunmasak, çoktan kaybolurduk,” dedim.

Trende eve dönerken, camdan dışarı bakıp düşündüm: “Acaba bir gün ailelerimiz bizi olduğumuz gibi kabul edecek mi? Yoksa hep başkalarının hayallerini mi yaşayacağız?” Sizce, gerçekten kendi hayatımızı yaşamak mümkün mü, yoksa hep başkalarının beklentilerine göre mi şekilleneceğiz?