Annem Bana Sırtını Döndü: Bir Türk Kadınının Hayatta Kalma Mücadelesi
“Anne, lütfen… Birkaç saatliğine çocuklara bakabilir misin? Sadece bu akşam, işte çok önemli bir toplantım var.” Sesim titriyordu, gözlerim dolmuştu. Annem ise, mutfak masasının başında, ellerini önünde kavuşturmuş, bana bakmadan, “Benim de kendime göre işlerim var, Zeynep. Hep senin çocuklarına bakamam,” dedi. O an içimde bir şeyler koptu. Sanki kocamı kaybettiğim o karanlık günün acısı yeniden üzerime çöktü.
Kocam Ahmet’i iki yıl önce bir trafik kazasında kaybettim. O günden beri üç çocuğumla – Elif, Yusuf ve küçük Defne – tek başıma mücadele ediyorum. İstanbul’un kalabalığında, bir apartman dairesinde, hayatın yükü omuzlarımda büyüdükçe büyüdü. Annem ise, aynı mahallede oturmasına rağmen, bana hep mesafeli davrandı. Babamı küçük yaşta kaybetmiş, hayatı boyunca güçlü kalmaya çalışmış bir kadındı. Ama o güç, bana karşı bir duvara dönüşmüştü sanki.
O akşam annemden dönerken, içimde öfke ve çaresizlik birbirine karıştı. Eve geldiğimde çocuklar televizyonun karşısında uyuyakalmıştı. Onları usulca yataklarına taşıdım, üzerlerini örttüm. Sonra mutfağa geçip sessizce ağladım. “Neden hep ben?” diye sordum kendime. Neden annem bana yardım etmiyor, neden bu kadar yalnızım?
Ertesi sabah, işe gitmek için çocukları okula bırakmam gerekiyordu. Ama Defne ateşlenmişti. Patronumun gözlerinin önünde, bir kez daha izin istemek zorunda kaldım. “Zeynep Hanım, bu kaçıncı oldu? Böyle giderse sizi daha fazla tutamayız,” dedi. O an, işimi kaybetme korkusu iliklerime kadar işledi. Eve dönerken, annemi tekrar aradım. “Anne, Defne hasta. Birkaç saatliğine bakabilir misin? İşimi kaybedersem çocuklarıma nasıl bakacağım?” dedim. Cevabı kısa ve netti: “Ben çocuk bakıcısı değilim, Zeynep. Kendi hayatını kurmayı öğrenmelisin.”
Telefonu kapattıktan sonra, duvarlara çarpmış gibi hissettim. Annemin bu kadar katı olmasına anlam veremiyordum. Oysa ben onun kızıydım, torunları onun kanıydı. Neden bu kadar uzak, neden bu kadar soğuktu? Çocukken de böyleydi; sevgisini göstermekten hep kaçınırdı. Babam öldüğünde bile, bir damla gözyaşı dökmemişti. “Güçlü olmalısın,” derdi hep. Ama ben artık güçlü olamıyordum.
O gün işten çıkarıldım. Eve döndüğümde çocuklarımın gözlerine bakamadım. Elif, “Anne, neden ağlıyorsun?” diye sordu. “Biraz yorgunum, canım,” dedim. Ama içimden bir ses, “Yalnızsın, Zeynep. Kimseye güvenemezsin,” diyordu. O gece çocuklar uyuduktan sonra, anneme uzun bir mesaj yazdım. “Anne, sana ihtiyacım var. Çocukların sana ihtiyacı var. Lütfen, biraz olsun yanımızda ol,” dedim. Ama o mesajı göndermeye cesaret edemedim. Sildim. Çünkü biliyordum, cevabı yine aynı olacaktı.
Bir hafta boyunca iş aradım. Her yere başvurdum; marketler, kafeler, temizlik işleri… Ama üç çocuklu, yalnız bir anneye kimse kolay kolay iş vermek istemiyordu. Bir gün, mahalledeki marketin sahibi Mehmet Abi, “Zeynep, kasada çalışacak birini arıyoruz. Saatler biraz uzun ama çocukları okuldan sonra buraya getirebilirsin,” dedi. Gözlerim doldu. “Allah razı olsun, Mehmet Abi,” dedim. O an, yabancı birinden gördüğüm bu küçük iyilik, annemden göremediğim şefkati hatırlattı bana.
Marketin kasasında çalışmaya başladım. Çocuklar okuldan sonra gelip köşede ödevlerini yapıyorlardı. Bazen müşteriler tuhaf bakıyordu; “Üç çocukla kadın çalışıyor, yazık,” diyenler oluyordu. Ama umurumda değildi. Yeter ki çocuklarım aç kalmasın, başlarını sokacak bir evleri olsun. Akşamları eve döndüğümüzde, yorgunluktan bitap düşüyordum. Ama çocuklarımın gülüşü, bana güç veriyordu.
Bir gün, Elif okuldan ağlayarak geldi. “Arkadaşlarım, ‘annen neden hep çalışıyor, baban nerede?’ diye soruyorlar. Ben de bilmiyorum ne diyeceğimi,” dedi. Onu kucağıma aldım, saçlarını okşadım. “Baban seni çok severdi, Elif. Ben de seni çok seviyorum. Bazen hayat zor olur, ama biz birlikte güçlüyüz,” dedim. O an, annemin bana hiç sarılmadığını, hiç böyle teselli etmediğini düşündüm. Ben kendi çocuklarıma annemin bana veremediği sevgiyi vermeye yemin ettim.
Aylar geçti. Hayat biraz düzene girmişti. Ama annemle aramızdaki mesafe hiç kapanmadı. Bayramda çocukları alıp annemin evine gittim. Kapıyı açtı, yüzünde ifadesiz bir bakış vardı. “Hoş geldiniz,” dedi, ama sesi buz gibiydi. Çocuklar hemen içeri koştu, ama ben kapıda kaldım. “Anne, neden bu kadar uzaksın? Neden bana yardım etmiyorsun?” dedim. Gözlerimden yaşlar süzüldü. Annem bir an durdu, sonra başını çevirdi. “Ben de yalnız büyüdüm, Zeynep. Kimse bana yardım etmedi. Hayat böyle. Herkes kendi yolunu bulmalı,” dedi. O an anladım; annem de kendi acılarının esiri olmuştu. Sevgisini göstermekten korkuyordu belki de.
O günden sonra, annemle aramıza bir duvar örüldü. Ama ben çocuklarıma o duvarı bırakmamaya karar verdim. Onlara sevgimi, şefkatimi gösterecektim. Hayat zor, evet. Yalnızlık bazen insanın içine işliyor. Ama çocuklarımın gözlerindeki umut, bana her gün yeniden güç veriyor.
Şimdi, geceleri çocuklarımı uyuturken, içimden hep aynı soruyu soruyorum: “Bir anne, kendi kızına nasıl sırtını dönebilir? Ben, çocuklarım büyüdüğünde onlara nasıl bir anne olacağım?” Siz olsaydınız, annemin yerinde ne yapardınız? Yorumlarınızı merak ediyorum…