Artık Susmayacağım: Bir Kadının Sessiz Çığlığı
“Yeter artık, Sevgi! Kaç kere söyledim, annenlere gitmeyeceksin!” diye bağırdı Cem, elindeki çay bardağını masaya öyle bir koydu ki, cam çatladı. O an, mutfağın loş ışığında, oğlum Emir’in odasından gelen ders çalışma sesleriyle karışan bu öfke, içimde yıllardır biriken korkunun son damlası oldu. Ellerim titrerken, tabakları lavaboya bırakıp ona döndüm. “Cem, annem hasta. Sadece bir hafta kalacağım. Emir’in sınavları var, burada kalacak. Lütfen, bu kadar büyütme,” dedim, sesim neredeyse fısıltıydı. Ama Cem’in gözleri yine o tanıdık öfkeyle doldu. “Senin ailenden bana ne? Hep onların tarafını tutuyorsun! Benim dediğim olacak!”
İşte o an, içimde bir şeyler koptu. Yıllardır Cem’in öfkesine, aşağılamalarına, bazen de sessizce gözyaşlarıma katlanmıştım. Her seferinde, “Belki değişir,” diye umut etmiştim. Ama o gece, umutlarımın yerini bir karar aldı: Artık susmayacaktım. Emir’in odasından çıkan hafif adım sesleriyle irkildim. Oğlumun bu tartışmalara şahit olmasını istemiyordum. “Anne, bir şey mi oldu?” diye kapıdan başını uzattı Emir. Gözlerim doldu ama ona belli etmemeye çalıştım. “Yok oğlum, sadece biraz yorgunum,” dedim. Cem ise bana bakmadan televizyonun sesini açtı, tartışmayı bitirmiş gibi yaptı ama ben biliyordum, bu sadece bir molaydı.
O gece, yatağa uzandığımda, tavanı izleyerek düşündüm. Annem, babam, çocukluğumun geçtiği o küçük kasaba, hepsi gözümün önünden geçti. Annem bana hep, “Kızım, kadın olmak zor. Ama asla kendini ezdirme,” derdi. Ben ise Cem’e âşık olduğumda, onun bana zarar verebileceğini hiç düşünmemiştim. İlk yıllar güzeldi, Cem nazikti, bana şiirler okurdu. Sonra işsiz kaldı, borçlar arttı, öfkesi büyüdü. Her tartışmada suçlu ben oldum. “Senin yüzünden böyleyim,” derdi. Ben de inandım. Belki de gerçekten suçlu bendim, diye düşündüm yıllarca.
Ama o gece, içimde bir ses, “Hayır Sevgi, suçlu değilsin,” dedi. Sabah olunca, Emir’i okula gönderdim. Cem işe gitmişti. Annemi aradım. “Anne, ben gelmek istiyorum. Bir süre yanında kalabilir miyim?” dedim. Annem, sesimi duyunca hemen anladı. “Kızım, ne oldu? Cem yine bir şey mi yaptı?” diye sordu. Ağlamamak için kendimi zor tuttum. “Sadece biraz dinlenmeye ihtiyacım var,” dedim. Annem, “Kapımız sana her zaman açık. Gel, kızım,” dedi. O an, içimde bir umut yeşerdi.
Hazırlanmaya başladım. Emir’e bir not bıraktım: “Oğlum, seni çok seviyorum. Birkaç gün anneannende olacağım. Sakın merak etme.” Cem’e ise hiçbir şey yazmadım. O akşam, Cem eve geldiğinde, evdeki sessizliği fark etti. “Sevgi! Neredesin?” diye bağırdı. Telefonumu kapatmıştım. Anneme vardığımda, bana sarıldı, saçımı okşadı. “Kızım, ne zamandır böyle mutsuzsun?” dedi. O an, yıllardır tuttuğum gözyaşlarım sel oldu. Annemle sabaha kadar konuştuk. Ona her şeyi anlattım. Cem’in öfkesini, bana nasıl davrandığını, Emir’in bu kavgalar arasında nasıl ezildiğini… Annem ağladı, “Keşke daha önce gelseydin,” dedi.
Ertesi gün, Cem aradı. Defalarca. Açmadım. Sonra mesaj attı: “Geri gel. Yoksa Emir’i sana göstermem.” Kalbim sıkıştı. Oğlumdan ayrılmak, en büyük korkumdu. Annem, “Korkma, kızım. Artık yalnız değilsin,” dedi. Babam ise, “O adam sana bir daha dokunamaz,” diye hiddetlendi. Ailem yanımdaydı ama içimde bir boşluk vardı. Emir’i düşünüyordum. Oğlum, bu yaşta böyle bir yükü hak etmiyordu.
Bir hafta geçti. Cem, tehditlerini sürdürdü. Sonunda, bir avukata gitmeye karar verdim. Avukat, “Şiddet gördüğünüzü ispat edebilir misiniz?” diye sordu. “Fiziksel değil, ama psikolojik şiddet,” dedim. “Oğlum da şahit,” dedim. Avukat, “Türkiye’de kadınların yaşadığı en büyük sorunlardan biri bu. Ama birlikte başarabiliriz,” dedi. O an, ilk defa yalnız olmadığımı hissettim. Annem, “Kızım, istersek köyde kalırsın, ister İstanbul’a gidersin. Yeter ki mutlu ol,” dedi. Ama ben, kendi ayaklarım üzerinde durmak istiyordum.
Bir gün, Emir’den bir mesaj geldi: “Anne, seni çok özledim. Babam çok sinirli. Ben de gelmek istiyorum.” O an, gözyaşlarım yine aktı. Oğlumu koruyamamıştım. Avukatım, “Emir’in velayetini almak için dava açabiliriz,” dedi. Cem ise, “Oğlumu sana bırakmam!” diye bağırıyordu telefonda. Ama artık korkmuyordum. Annemin, babamın, avukatımın desteğiyle, mahkemeye başvurdum. İlk duruşmada, Cem’in öfkesi mahkeme salonunu bile gerdi. Hakim, “Çocuğun psikolojisi önemli,” dedi. Emir, mahkemede, “Annemle kalmak istiyorum,” dediğinde, Cem’in yüzü bembeyaz oldu. O an, oğlumun ne kadar büyüdüğünü, ne kadar güçlü olduğunu gördüm.
Aylar geçti. Mahkeme sonunda, Emir’in velayetini bana verdi. Cem, itiraz etti ama sonuç değişmedi. Oğlumla birlikte, yeni bir hayata başladık. Annemle babam, bize destek oldu. Küçük bir ev tuttum, bir pastanede işe girdim. Hayat kolay değildi. Her sabah, Emir’i okula bırakıp işe gidiyordum. Akşamları, yorgun ama huzurlu bir şekilde eve dönüyordum. Bazen, Cem’in sesini rüyamda duyuyordum. Korkuyla uyanıyordum. Ama sonra, Emir’in odasından gelen hafif horlama sesiyle, gerçek dünyaya dönüyordum. Artık özgürdüm.
Bir gün, pastanede çalışırken, bir kadın yanıma geldi. “Sen Sevgi misin? Duydum ki, Cem’den ayrılmışsın. Ben de benzer şeyler yaşıyorum,” dedi. Ona sarıldım. “Yalnız değilsin,” dedim. O an, yaşadıklarımın sadece benim değil, birçok kadının hikayesi olduğunu anladım. Türkiye’de, binlerce kadın, aynı korkuları, aynı acıları yaşıyor. Ama bazen, bir adım atmak, her şeyi değiştirebiliyor.
Şimdi, geceleri oğlumla birlikte kitap okurken, ona bakıp düşünüyorum: “Acaba doğru mu yaptım? Oğluma huzurlu bir hayat sunabildim mi?” Ama sonra, Emir’in gülümsemesiyle, cevabımı buluyorum. Siz olsaydınız, benim yerimde ne yapardınız? Susar mıydınız, yoksa bir adım atar mıydınız?