Ailede Kırılma: Bir Anne ve Kızının Sessiz Çığlığı
“Anne, lütfen beni buradan al!” Elif’in sesi telefonda titriyordu. O an elimdeki cam silme bezi yere düştü, kalbim sıkıştı. Sabahın erken saatlerinde, evdeki sessizliği bozacak tek şeyin camların gıcırtısı olacağını sanmıştım. Oysa Elif’in sesi, evin duvarlarını bile titretti. “Ne oldu kızım, bir şey mi oldu?” dedim, sesimi sakin tutmaya çalışarak. Ama içimdeki fırtına çoktan kopmuştu.
Elif, annemle babamın – onun deyimiyle ‘dede ve babaanne’nin – yanında kalıyordu. Ben de fırsat bu fırsat deyip evi baştan aşağı temizlemeye koyulmuştum. Her köşeyi, her rafı silmiş, eski fotoğrafları bile elden geçirmiştim. Ama Elif’in ağlaması, geçmişteki tüm tozlu anıları bir anda gün yüzüne çıkardı. “Anne, babaanne bana kızdı, dedem de bağırdı. Burada kalmak istemiyorum!” dedi Elif, hıçkırıklar arasında.
O an, çocukluğumun o evde nasıl geçtiği aklıma geldi. Annemin sert bakışları, babamın suskunluğu… Hep bir şeylerin eksik olduğu, sevginin hep bir adım geride kaldığı o ev. Elif’in yaşadıkları, benim yıllar önce yaşadıklarımın bir tekrarı mıydı? “Kızım, hemen geliyorum. Sakın korkma, tamam mı?” dedim ve telefonu kapatıp anahtarımı aldım.
Yolda, arabayı sürerken ellerim titriyordu. Kafamda bin bir soru: Annem neden hâlâ aynı? Neden torununa bile sevgisini gösteremiyor? Babam neden hep susuyor? Ben neden hâlâ onların yanında kendimi çocuk gibi hissediyorum?
Eve vardığımda Elif kapıda beni bekliyordu. Gözleri kıpkırmızı, elleri titrek. Sarıldım ona, “Geçti kızım, ben buradayım,” dedim. Annem kapının arkasında, yüzünde o tanıdık soğuk ifadeyle duruyordu. “Çocuk dediğin biraz laf dinleyecek,” dedi annem, sesi buz gibi. “Anne, Elif daha sekiz yaşında. Neden bu kadar sert davranıyorsun?” dedim, sesim çatallandı. Annem gözlerini kaçırdı, “Biz böyle gördük, böyle büyüdük. Sen de öyle büyüdün,” dedi.
O an içimde bir şeyler koptu. “Ben öyle büyüdüm de ne oldu? Hâlâ geceleri uykumda ağlıyorum. Hâlâ kendimi yetersiz hissediyorum. Elif’in de böyle olmasını istemiyorum!” dedim, gözlerim doldu. Babam, köşede sessizce oturuyordu. Yıllardır değişmeyen o suskunluk… “Baba, sen neden hiç konuşmazsın? Neden annemin her dediğine boyun eğersin?” diye sordum. Babam başını eğdi, “Kızım, hayat bazen susmayı gerektirir,” dedi.
Elif, kucağımda titriyordu. Onun gözlerinde kendi çocukluğumu gördüm. O an karar verdim: Bu döngüyü kıracaktım. “Anne, baba, ben Elif’i alıp gidiyorum. Bir süre görüşmeyeceğiz. Kızımı sizin sevgisizliğinizle büyütmeyeceğim,” dedim. Annem bir anlık şaşkınlıkla bana baktı, sonra yüzünü çevirdi. “Ne halin varsa gör,” dedi.
Arabada Elif’e sarıldım. “Korkma kızım, ben yanındayım. Kimse sana kötü davranamaz,” dedim. Elif gözyaşlarını sildi, “Anne, sen de küçükken böyle miydin?” diye sordu. “Evet kızım, ben de çok ağladım. Ama senin için güçlü olacağım,” dedim.
Eve döndüğümüzde Elif’in gözleri hâlâ endişeliydi. Ona sımsıkı sarıldım, “Bazen aile olmak sadece kan bağı demek değildir. Sevgiyle, anlayışla aile olunur,” dedim. O gece Elif’in yanında yattım. Onun nefesini dinlerken, kendi çocukluğumun acılarını düşündüm. Annemin sevgisizliği, babamın sessizliği… Ve ben, bu zinciri kırmak için savaşmaya kararlıydım.
Ertesi gün, annem aradı. Açmadım. Bir mesaj bıraktı: “Kızım, belki de haklısın. Ama ben başka türlü bilmiyorum.” O mesajı okurken gözlerim doldu. Annemi affedebilir miydim? Belki bir gün… Ama önce Elif’in yaralarını sarmalıydım.
Akşam, Elif’le birlikte eski fotoğraflara baktık. “Anne, sen küçükken mutlu muydun?” diye sordu. “Bazen mutluydum, bazen de çok yalnızdım,” dedim. Elif başını omzuma yasladı, “Ben yalnız kalmak istemiyorum,” dedi. “Söz veriyorum, seni asla yalnız bırakmayacağım,” dedim.
O günden sonra annemle aramıza mesafe koydum. Babam arada bir aradı, “Kızım, annen üzgün,” dedi. “Baba, ben de üzgünüm. Ama Elif’in üzülmesine izin veremem,” dedim. Babam sessiz kaldı.
Aylar geçti. Elif yavaş yavaş eski neşesine kavuştu. Ama ben hâlâ geceleri annemin soğuk sesini, babamın suskunluğunu düşünüyordum. Bir gün Elif bana sarıldı, “Anne, senin annen neden hiç gülmüyor?” diye sordu. “Bilmiyorum kızım, belki de o da hiç sevilmedi,” dedim.
Şimdi düşünüyorum da, aile olmak gerçekten ne demek? Sevgiyle mi, yoksa alışkanlıklarla mı kurulur? Sizce, bir çocuğun kalbinde açılan yaralar, zamanla iyileşir mi? Yoksa o yaralar, nesilden nesile taşınır mı?