Küçük Bir Kedinin Büyük Sırrı: Bir Akşamüstü Kurtuluşu

— Anne, bak! Orada bir kedi var! Çatının ucunda!

Sesim titriyordu, nefesim buhar olup havaya karışırken annemin elini daha sıkı tuttum. Akşamın karanlığı çökmeye başlamıştı; Ankara’nın ayazı, yüzümü bıçak gibi kesiyordu. Annem, elindeki poşetleri yere bıraktı ve gözlerini benim baktığım yöne çevirdi. Gerçekten de, beş katlı apartmanın çatısında bembeyaz, ürkek bir kedi, incecik sesiyle miyavlıyordu.

— Ayşe, sakın yaklaşma! Düşersin, dedi annem telaşla. Ama ben çoktan apartmanın kapısına doğru koşmaya başlamıştım bile. İçimde bir yerlerde, o kedinin orada yalnız kalmasına dayanamıyordum. Belki de kendimi ona benzetiyordum; bazen ben de evde, ailemin arasında bile yalnız hissediyordum.

Apartmanın girişinde yaşlı bir adamla karşılaştım. Elinde anahtarlar vardı, belli ki apartman yöneticisiydi.

— Amca, çatıda bir kedi var! Düşecek diye korkuyorum. Lütfen kapıyı açar mısınız?

Adam önce umursamazca baktı. Sonra başını iki yana salladı:

— Kızım, o kedi oraya nasıl çıktıysa iner de. Benim işim gücüm var şimdi.

İçimde öfke kabardı. Annem yetişti yanıma, gözleriyle özür diler gibi baktı adama.

— Lütfen beyefendi, çocuk çok korktu. Bir bakıverseniz…

Adam iç çekerek anahtarı çevirdi. Merdivenleri hızla tırmandım. Annem arkamdan seslendi:

— Ayşe, dikkatli ol! Sakın pencereye fazla yaklaşma!

Çatıya çıktığımda dizlerim titriyordu. Kedi beni görünce daha da köşeye sıkıştı. Ellerimi yavaşça uzattım.

— Gel bakalım minik… Sana zarar vermeyeceğim.

O an annemin sesi yankılandı arkamdan:

— Ayşe! Ne yapıyorsun orada? Gel hemen aşağıya!

Ama ben duymuyordum artık. Kedinin gözlerinde korku ve umut vardı; sanki bana güvenmek istiyordu ama cesaret edemiyordu. Yavaşça yaklaştım, elimdeki poşetten biraz simit çıkardım.

— Bak, sana yiyecek getirdim…

Kedi önce tereddüt etti, sonra açlığını yenik düşüp yanıma geldi. Onu kucağıma aldığımda kalbim yerinden çıkacak sandım. Tüyleri buz gibi soğuktu ama yumuşacıktı.

Aşağı indiğimizde annem gözyaşlarını siliyordu.

— Kızım, ya sana bir şey olsaydı? Baban duysa ne derdi?

Babam… O an içimde bir sızı hissettim. Babam son zamanlarda çok gergindi; işten eve geldiğinde ya televizyonun karşısında sessizce oturuyor ya da en ufak bir şeyde öfkeleniyordu. Annemle aralarındaki tartışmalar çoğalmıştı. Ben ise çoğu zaman odama kapanıp kitaplara sığınıyordum.

Kediyi eve götürdük. Annem önce karşı çıktı:

— Ayşe, evde zaten zor geçiniyoruz. Bir de kedi mi bakacağız şimdi?

Ama kedinin titreyen halini görünce yumuşadı. Ona eski bir havlu serdik, biraz süt ısıttık. Kedi usulca başını dizime koydu ve mırıldamaya başladı.

O gece babam eve geldiğinde kediyi görünce öfkelendi:

— Bu da ne? Kim aldı bunu eve? Zaten evin hali ortada!

Annem sessizce başını eğdi. Ben ise cesaretimi topladım:

— Baba, o kedi düşmek üzereydi. Kurtarmasaydık belki de ölecekti.

Babam bana uzun uzun baktı. Gözlerinde öfke ile çaresizlik arasında gidip gelen bir bakış vardı.

— Ayşe, senin iyi kalpli olduğunu biliyorum ama bazen insan kendi derdine düşmeli. Bizim halimiz ortada…

O an içimde bir şeyler kırıldı. Babamın haklı olduğu yanlar vardı ama vicdanımın sesini susturamıyordum. Annem de araya girdi:

— Belki de bu kedi bize iyi gelir, dedi usulca. Evde biraz neşe olur.

Babam bir şey demeden odasına çekildi. O gece kediyi yanıma aldım; ona “Kardan” adını verdim çünkü tüyleri bembeyazdı ve o soğuk kış gecesinde hayatımıza girmişti.

Ertesi gün okulda arkadaşlarıma anlattım olanları. Kimisi “Aferin sana!” dedi, kimisi ise “Ben olsam korkardım” diye güldü. Ama ben biliyordum ki o an doğru olanı yapmıştım.

Evde ise işler kolay düzelmedi. Babam birkaç gün boyunca kediyi görmezden geldi. Annem ise gizlice ona süt veriyor, ben de okuldan gelir gelmez onunla oynuyordum. Bir akşam babam işten yorgun argın geldiğinde Kardan onun ayaklarına süründü. Babam önce geri çekildi ama sonra eğilip onu okşadı.

— Sen de mi bizim gibi yalnızsın be ufaklık? dedi sessizce.

O an annemle göz göze geldik; ikimizin de gözleri dolmuştu.

Kardan’ın gelişiyle evimizdeki hava değişti sanki. Babam daha az sinirlenir oldu, annem daha çok gülümsemeye başladı. Ben ise artık kendimi daha az yalnız hissediyordum.

Ama içimde hâlâ bir soru vardı: Acaba herkes böyle bir durumda vicdanının sesini dinleyip harekete geçer miydi? Yoksa çoğu insan kendi derdine mi düşerdi? Siz olsaydınız ne yapardınız?