Tesadüfi Evlilik: Bir Çift Çorap ve İnatla Başlayan Hayatım
“O çorapları giyip hemen aşağı iniyorsun! Beş dakika sonra kapının önündeyim!” diye bağırdım telefona, sesim titriyordu. Aslında, çorap meselesi tamamen şakaydı. Gülmesini beklemiştim. Ama Zeynep bir anda sustu, sonra kısık bir sesle, “Nereden biliyorsun?” dedi. O an içimde bir şeyler koptu. Sanki yıllardır sakladığım bir sırrı bir anda ortaya dökmüşüm gibi hissettim.
O sabah, annemin mutfaktan yükselen sesiyle uyanmıştım: “Yusuf! Kalk artık, işe geç kalacaksın!” Annemin sesi her zamanki gibi evin duvarlarını titretiyordu. Babam ise gazeteye gömülmüş, kahvesini yudumluyordu. Evdeki huzursuzluk, son zamanlarda iyice artmıştı. Annem sürekli evlenmem için baskı yapıyor, babam ise sessizce onaylıyordu. 28 yaşındaydım ve mahalledeki herkesin dilindeydim: “Yusuf hâlâ evlenmedi mi?”
O gün işe gitmek için aceleyle çıktım evden. Zeynep’le buluşacaktık. O benim çocukluk arkadaşım, aynı zamanda en yakın sırdaşımdı. Son zamanlarda aramızda garip bir elektrik vardı ama ikimiz de bunu kabullenmekten kaçıyorduk. O sabah, Zeynep’in sesi telefonda yorgun ve kırgındı. “Yusuf, annem yine dün gece ağladı. Evlenmemi istiyorlar ama ben hazır değilim,” dedi. Ben de şakayla karışık, “O zaman gel benimle evlen!” dedim. Sessizlik oldu. Sonra ikimiz de gülmeye başladık.
Ama o günün akşamı, işler değişti. Annem beni karşısına aldı: “Bak oğlum, Zeynep iyi kızdır. Hem çocukluk arkadaşın, hem de ailesi düzgün. Daha ne bekliyorsun?” Babam ise sadece başını salladı. O an içimde bir isyan yükseldi: “Neden herkes benim yerime karar veriyor?”
Ertesi gün Zeynep’le buluştum. Parkta otururken, ona annemin söylediklerini anlattım. Zeynep gözlerini kaçırdı: “Biliyor musun Yusuf, bazen düşünüyorum da… Belki de hayatımızı değiştirmek için büyük kararlar almak gerekir.” O an ona baktım; gözlerinde korku ve umut vardı.
Bir hafta boyunca ailelerimizden, mahalleden ve kendi içimizden gelen baskılarla boğuştuk. Herkesin dilinde aynı cümle: “Artık evlenin!” Zeynep’in annesi de baskıyı artırmıştı: “Kızım, Yusuf iyi çocuktur. Daha neyi bekliyorsun?”
Bir akşam Zeynep’le telefonda konuşurken yine tartışmaya başladık. Ben inatla, “Sen istemiyorsan zorla olmaz,” dedim. O ise sessiz kaldı. Sonra birden, “Yusuf… Eğer gerçekten istiyorsan… Yarın sabah anneme söyleyeceğim,” dedi.
O gece uyuyamadım. Sabah olduğunda annem kapımı çaldı: “Hazırlan oğlum, Zeynep’lerin kahvaltısına davetliyiz.” İçimde tuhaf bir huzursuzluk vardı ama aynı zamanda garip bir heyecan da hissediyordum.
Kahvaltıda iki aile karşı karşıya oturduk. Herkesin gözleri üzerimizdeydi. Annem lafı dolandırmadan ortaya attı: “Biz Yusuf’la Zeynep’i uygun gördük.” Zeynep’in babası başını salladı: “Bizim için de uygundur.” O an Zeynep’le göz göze geldik; ikimizin de gözlerinde korku ve çaresizlik vardı.
Nişan günü geldi çattı. Mahallede herkes davetliydi. Annem altınları takarken kulağıma fısıldadı: “Bak oğlum, bu fırsat bir daha gelmez.” O an içimde bir boşluk hissettim; sanki kendi hayatımı değil de başkasının hayatını yaşıyordum.
Düğün günü geldiğinde ise işler iyice karıştı. Zeynep’in eski sevgilisi Murat düğüne geldi ve ortalığı karıştırdı. “Zeynep’i hâlâ seviyorum!” diye bağırdı herkesin ortasında. Mahallede dedikodu aldı başını gitti. Annem sinirden titriyordu: “Bu kız başımıza iş açacak!” Babam ise sessizce köşede oturuyordu.
O gece Zeynep’le ilk defa ciddi şekilde konuştuk. “Yusuf,” dedi gözleri dolu dolu, “Bunu gerçekten istiyor musun? Yoksa sadece ailenin baskısıyla mı buradasın?” Ben sustum; cevap veremedim. Çünkü bilmiyordum.
Evliliğimizin ilk ayları kabus gibiydi. Sürekli kavga ediyor, birbirimizi suçluyorduk. Annem her gün arayıp “Zeynep yemek yapmayı bilmiyor mu?” diye soruyor, Zeynep’in annesi ise “Yusuf neden geç geliyor?” diye dert yanıyordu.
Bir akşam eve geç geldim; Zeynep mutfakta ağlıyordu. Yanına oturdum: “Bak Zeynep, belki de hata yaptık.” O ise gözyaşlarını silip bana döndü: “Belki de… Ama artık geri dönüş yok.”
Aylar geçti; zamanla birbirimize alıştık ama o eski sıcaklık hiç gelmedi. Her şey sanki başkalarının istediği gibi ilerliyordu; kendi hayatımızı yaşamıyorduk.
Bir gün annem aradı: “Torun istiyoruz artık!” O an içimdeki isyan yeniden alevlendi: “Ben ne zaman kendi hayatımı yaşayacağım?”
Şimdi geçmişe bakınca düşünüyorum: Bir çift çorapla başlayan bu hikaye, inat ve aile baskısıyla şekillendi. Peki ya siz? Hiç başkalarının istediği gibi yaşadığınız oldu mu? Yoksa kendi yolunuzu çizebildiniz mi?