Kaderin Yolunda: Hayatımın Aşkını Bulduğum O Gün

“Yine mi bozuldu bu eski araba, Zeynep?” diye kendi kendime söylenirken, direksiyonun başında ellerim titriyordu. Temmuz sıcağı, Samsun yolunda asfaltı kavuruyordu; arabam ise, sanki inadına, yolun tam ortasında pes etmişti. Arkadan gelen araçların korna sesleriyle irkildim, ama ne yapabilirdim ki? Annemle birlikte Karadeniz’e, çocukluğumun geçtiği köye gidiyorduk. O sabah, annemle tartışmıştık: “Kızım, şu arabayı yenilesene artık, bak her seferinde yolda kalıyoruz!” demişti. Ben de, “Anne, bu araba babamdan hatıra, kolay mı öyle atıp yenisini almak?” diye çıkışmıştım. Şimdi ise, yolun kenarında, annemin haklı olduğunu kabullenmekten başka çarem yoktu.

Telefonumun şarjı bitmek üzereydi, çekmiyordu da zaten. Annem arka koltukta dua ediyordu: “Allah’ım, yardım et, başımıza bir şey gelmesin.” O sırada, karşıdan bir minibüs yanaştı. İçinden, güneşten yanmış, ellili yaşlarında bir adam indi. Üzerinde eski bir gömlek, gözlerinde ise tuhaf bir sıcaklık vardı. “Yardım edeyim mi, hanımefendi?” dedi. Bir an tereddüt ettim. Annem hemen camı açtı: “Kızım, adam iyi niyetli gibi, bir sor bakalım.”

Adam kaputu açtı, motorun içine baktı. “Bujiler ıslanmış, biraz bekleyelim, kurusun,” dedi. O an, içimde bir huzur hissettim. Adamın adı Mustafa’ydı. “Ben de köye gidiyorum, isterseniz sizi bırakabilirim,” dedi. Annemle göz göze geldik. Güvenilir birine benziyordu. Arabamı yolun kenarına çekip, eşyalarımızı minibüse taşıdık. Mustafa, yol boyunca eski şarkılar açtı, annemle sohbet etti. Ben ise, camdan dışarı bakıp, hayatımda ilk defa bu kadar huzurlu hissettiğimi fark ettim.

Köye vardığımızda, Mustafa eşyalarımızı taşımamıza yardım etti. Annem, “Gel, bir çayımızı içmeden bırakmam seni,” dedi. Mustafa, utangaç bir şekilde başını salladı. O gün, köy evimizin bahçesinde üçümüz oturduk. Annem, Mustafa’ya babamdan, köyden, eski günlerden bahsetti. Ben ise, Mustafa’nın ellerine, gözlerine, konuşurkenki sakinliğine takılıp kaldım. O akşam, Mustafa köyden ayrılırken, “Bir şeye ihtiyacınız olursa, şu numaradan bana ulaşabilirsiniz,” dedi. Kağıdı cebime koyarken, kalbim hızla çarpıyordu.

O yaz, Mustafa’yla sık sık karşılaştık. Bazen köy meydanında, bazen sahilde yürüyüş yaparken. Her seferinde, içimde bir sıcaklık, bir heyecan oluyordu. Annem, “Kızım, bu adam sana iyi geliyor,” dedi bir gün. “Baban yaşasaydı, o da isterdi senin mutlu olmanı.” O an, gözlerim doldu. Babamı kaybedeli yıllar olmuştu, ama onun hatırası hâlâ hayatımdaydı. Mustafa ise, bana yeniden sevmeyi, güvenmeyi öğretiyordu.

Bir gün, köyde büyük bir fırtına çıktı. Elektrikler kesildi, yollar kapandı. Mustafa, elinde fenerle kapımızı çaldı. “Yardım edeyim mi?” dedi. Annemle birlikte, evin çatısını kontrol ettik, bahçedeki ağaçları sabitledik. O gece, mum ışığında otururken, Mustafa bana hayat hikayesini anlattı. Gençliğinde büyük bir aşk yaşamış, ama sevdiği kadını kaybetmişti. “Bir daha kimseyi sevemem sanmıştım,” dedi. “Ama seni tanıyınca, kalbimde bir şeyler değişti.” O an, gözlerimden yaşlar süzüldü. “Ben de uzun zamandır yalnızım,” dedim. “Belki de kader, bizi bu yolun kenarında buluşturdu.”

Yaz bittiğinde, İstanbul’a dönmem gerekiyordu. Mustafa, “Gitmeni istemiyorum,” dedi. “Ama biliyorum, hayatın orada.” Ben ise, “Belki de hayatım burada yeniden başlar,” dedim. Annem, “Kızım, kalbinin sesini dinle,” diye fısıldadı. O gece, sabaha kadar düşündüm. İstanbul’daki işim, arkadaşlarım, alışkanlıklarım… Ama burada, köyde, Mustafa’nın yanında, kendimi ilk defa ait hissediyordum.

Bir sabah, Mustafa elinde bir demet papatya ile kapımıza geldi. “Zeynep, benimle evlenir misin?” dedi. O an, zaman durdu sanki. Annem, gözleri dolu dolu, “Kızım, mutluluğun peşinden git,” dedi. Ben de, gözlerimden yaşlar süzülerek, “Evet,” dedim. O yaz, köyde küçük bir düğün yaptık. Komşular, akrabalar, herkes bizim mutluluğumuza ortak oldu. Mustafa’nın ellerini tutarken, babamı düşündüm. “Baba, keşke burada olsaydın,” dedim içimden.

Yıllar geçti. Mustafa’yla birlikte, köyde küçük bir evde yaşamaya başladık. Bahçemizde domates, biber yetiştirdik, akşamları deniz kenarında yürüyüş yaptık. Zaman zaman, İstanbul’daki eski hayatımı özledim. Ama Mustafa’nın yanında, huzuru buldum. Annem, torunlarım doğduğunda, “Bak kızım, hayat bazen yolun kenarında başlar,” dedi. Şimdi, torunlarım dizlerimde, onlara bu hikâyeyi anlatıyorum. Başta inanmak istemiyorlar, sonra gülüyorlar, en sonunda ise, “Babaanne, bir daha anlat!” diyorlar.

Hayat bazen en beklenmedik yerde, bir yol kenarında, bir arabanın bozulmasıyla değişebiliyor. Şimdi düşünüyorum da, insan gerçekten kaderine karşı koyabilir mi? Yoksa, her şey olması gerektiği gibi mi oluyor? Sizce, hayatın sürprizlerine ne kadar hazırız?