Efsane Lezzetlerin Ardındaki Sessiz Çığlık: Eda’nın Hikayesi

“Eda, yine mi patatesli börek? Kaçıncı kez söyledim, biraz hafif şeyler yapsan ya!” Serkan’ın sesi mutfağın kapısında yankılandı. Elimdeki hamuru bırakıp ona döndüm, gözlerim dolu dolu. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Yıllardır mutfağın kraliçesi olarak anıldım, herkes soframa hayran kaldı, ama Serkan’ın gözünde hep eksik, hep yanlış bir şeydim.

Çocukluğumdan beri yemek yapmak benim için bir kaçıştı. Annem, “Eda, kızım, mutfakta ellerin sihirli,” derdi. Babam ise, “Kızım, bu kadar yeme, sonra evde kalırsın,” diye takılırdı. O zamanlar anlamazdım, ama büyüdükçe insanların gözünde kilolu bir kadının ne kadar değersiz görüldüğünü acı acı öğrendim. Lise yıllarında, arkadaşlarım zayıf ve güzelken ben hep arka planda kaldım. Ama mutfakta, herkesin gözü üzerimdeydi. Yaptığım kekler, börekler, sarmalar… Herkesin dilindeydi.

Serkan’la üniversitede tanıştık. O zamanlar bana hayran olduğunu söylerdi. “Senin gibi yemek yapan bir kadınla evlenmek isterim,” derdi. O sözleri hâlâ kulaklarımda çınlıyor. Evlendik, küçük bir evde, büyük hayallerle başladık. İlk yıllar güzeldi. Akşamları birlikte yemek yapar, sofrada saatlerce sohbet ederdik. Ama zamanla, Serkan’ın bakışları değişti. İşten yorgun döndüğünde, “Eda, biraz kilo versen daha iyi olmaz mı?” demeye başladı. Önce şakayla karışık, sonra ciddi ciddi.

Bir gün annem aradı. “Kızım, Serkan’ı üzme, erkekler göze de hitap ister,” dedi. O an, içimde bir öfke kabardı. Neden hep kadınlar değişmek zorunda? Neden ben olduğum gibi sevilmiyorum? O gece, mutfakta tek başıma oturup ağladım. Elimde kalan kek hamurunu çöpe döktüm.

Bir sabah, Serkan kahvaltı masasında gazeteye gömülmüşken, “Eda, bu hafta diyetisyene gitsek mi?” dedi. Sanki ben bir problemmişim gibi. “Benimle gurur duymuyor musun?” diye sordum. Gözlerini kaçırdı. “Tabii ki gurur duyuyorum ama… Sağlığın için,” dedi. O an, sağlığımın bahaneden ibaret olduğunu anladım. Çünkü ben, tüm tahlillerim temiz, tansiyonum normal, enerjim yerinde bir kadındım. Ama aynadaki görüntüm, Serkan’ın ve toplumun gözünde bir kusurdu.

Bir gün, eski arkadaşım Zeynep aradı. “Eda, senin yemeklerin efsane oldu, Instagram’da bir sayfa açsana!” dedi. İlk başta çekindim. “Kim izler ki beni?” dedim. Ama sonra, bir cesaretle başladım. İlk videomda, annemin tarifini paylaştım. Yorumlar yağdı: “Ellerine sağlık, harikasın!” “Senin gibi kadınlara ihtiyacımız var!” O an, içimde bir umut filizlendi. Belki de, olduğum gibi kabul görebilirim.

Ama Serkan, bu yeni uğraşıma da burun kıvırdı. “Bütün gün mutfakta video çekiyorsun, ev dağınık, bana vakit ayırmıyorsun,” dedi. Oysa ben, ilk defa kendim için bir şey yapıyordum. Bir akşam, Serkan eve geç geldi. Yorgun ve sinirliydi. “Eda, bu böyle gitmez. Ya kendine çeki düzen verirsin, ya da…” Sözünü tamamlamadı. O an, içimde bir fırtına koptu. “Ya da ne Serkan? Beni olduğum gibi kabul etmiyorsan, neden benimlesin?” diye bağırdım. O gece, ilk defa ona karşı çıktım.

Ertesi sabah, annemi aradım. “Anne, ben mutsuzum,” dedim. Annem sustu. Sonra, “Kızım, hayat zor. Ama senin mutluluğun her şeyden önemli,” dedi. O sözler, bana güç verdi. O günden sonra, kendim için yaşamaya karar verdim. Instagram sayfam büyüdü, takipçilerim arttı. Her gün onlarca kadın bana mesaj atıyor, “Senin sayende kendimi daha iyi hissediyorum,” diyorlardı.

Ama evdeki huzursuzluk büyüdü. Serkan, artık benimle konuşmuyor, akşamları geç geliyordu. Bir gece, eve sarhoş geldi. “Senin yüzünden hayatım mahvoldu,” diye bağırdı. O an, korktum. Ama geri adım atmadım. “Benim yüzümden değil, senin beklentilerin yüzünden hayatın mahvoldu,” dedim. O gece, ilk defa kendi değerimi hissettim.

Bir sabah, Serkan eşyalarını topladı. “Bir süre ayrı kalalım,” dedi. İçimde bir boşluk oluştu, ama aynı zamanda bir hafiflik hissettim. Annem aradı, “Kızım, iyi misin?” diye sordu. “İyiyim anne, ilk defa kendim için yaşıyorum,” dedim.

Aylar geçti. Instagram sayfam büyüdü, televizyon programlarına davet edildim. Bir gün, bir kadın bana mesaj attı: “Eda abla, senin hikayen bana umut oldu. Ben de kiloluyum, ama artık utanmıyorum.” O an, gözlerim doldu. Demek ki, yalnız değilmişim.

Bir gün Serkan aradı. “Seni özledim,” dedi. “Ben artık kendimi buldum Serkan. Eğer beni olduğum gibi kabul edersen, konuşabiliriz,” dedim. O an, hayatımda ilk defa kendi şartlarımı koydum.

Şimdi, mutfağımda yeni tarifler denerken, aynaya baktığımda kendimi seviyorum. Belki toplumun gözünde hâlâ kusurluyum, ama kendi gözümde güçlüyüm.

Sizce, bir kadının mutluluğu kendi bedenini ve ruhunu olduğu gibi kabul etmekten mi geçer, yoksa başkalarının beklentilerine göre şekil almaktan mı? Siz olsanız, ne yapardınız?