Dönme Artık, Oğlum…

“Dönme artık, oğlum… Burası sana iyi gelmiyor.” Annemin sesi mutfağın soğuk fayanslarında yankılandı. Elindeki çay bardağını tezgâha koyarken elleri titriyordu. O an, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Sanki yıllardır biriktirdiğim umutlarım, annemin gözlerindeki yorgunlukla birlikte eriyip gidiyordu.

“Anne, neden böyle diyorsun? Ben sadece biraz nefes almak istedim. İstanbul’da yeni bir iş buldum, belki de hayatım değişir,” dedim, sesim çatallandı. Babam salondan başını uzattı, bakışlarıyla annemi susturmaya çalıştı ama annem kararlıydı. “Senin için endişeleniyorum, oğlum. O şehirde kaybolup gideceksin. Biz burada ne zorluklarla ayakta duruyoruz, sen orada tek başına ne yapacaksın?”

İçimdeki öfkeyi bastırmaya çalıştım. “Anne, burada da kayboluyorum zaten! Her gün aynı şeyler… İş yok, umut yok. Arkadaşlarımın hepsi gitti, ben de gitmek istiyorum.”

Annem gözlerini kaçırdı. “Baban işsiz kaldığından beri evde huzur kalmadı. Sen de gidersen ben ne yapacağım? Kardeşin daha küçük…”

O an kardeşim Emir kapıdan başını uzattı. “Abi, gerçekten gidiyor musun?” Gözleri dolmuştu. Ona sarılmak istedim ama ellerim boşlukta asılı kaldı.

Babam ağır adımlarla yanımıza geldi. “Bak oğlum,” dedi, sesi yorgun ve kırık, “biz de gençken büyük şehre gittik. Kolay değil o işler. Orada kimse kimseye sahip çıkmaz.”

“Baba, ben denemek zorundayım. Burada kalırsam kendimi hiç bulamayacağım.”

Bir an sessizlik oldu. Annem gözyaşlarını silerken fısıldadı: “O zaman git… Ama bir daha dönme. Kalbim bir kere daha kırılırsa toparlayamam.”

O an içimde bir fırtına koptu. Gitmek istiyordum ama annemin bu sözleriyle sanki köklerimden koparılıyordum. O gece valizimi hazırlarken Emir yanıma geldi.

“Abi, bana oradan fotoğraf yollar mısın? Belki bir gün ben de gelirim.”

Gülümsedim ama içim acıyordu. “Tabii ki yollarım Emir. Sen de büyüyünce kendi yolunu seçersin.”

Sabah erkenden otobüs terminaline gittim. Annem arkamdan bakmadı bile. Babam ise sadece başını salladı. Otobüs hareket ederken camdan dışarı baktım; çocukluğumun geçtiği sokaklar, eski apartmanımız, köşe başındaki bakkal… Hepsi birer birer geride kalıyordu.

İstanbul’a vardığımda şehrin kalabalığına karıştım. İlk günler çok zordu; iş bulmak neredeyse imkânsızdı. Birkaç gün sonra bir kafede garsonluk işi buldum. Her gün sabahın köründe kalkıp akşama kadar çalışıyordum. Yorgunluktan ayaklarım şişiyordu ama en azından kendi ayaklarımın üzerinde duruyordum.

Bir akşam işten dönerken annemi aradım. Telefonu açmadı. Mesaj attım: “İyiyim anne, merak etme.” Cevap gelmedi.

Aylar geçti, İstanbul’un acımasızlığına alışmaya başladım. Ama her gece rüyamda annemin o son sözlerini duydum: “Bir daha dönme…”

Bir gün Emir’den mesaj geldi: “Abi, annem seni çok özlüyor ama gururundan arayamıyor.” O an gözlerim doldu. Ailemin bana sırt çevirdiğini düşünmüştüm ama aslında onlar da benim kadar acı çekiyordu.

Bir akşam kafede çalışırken yaşlı bir adam geldi; bana bakıp gülümsedi: “Evlat, memleketten mi geldin? Yüzünde hasret var.”

Başımı eğdim: “Evet amca, ailemle aram bozuk biraz.”

Adam başını salladı: “Evlatlık zor iştir bu şehirde… Ama unutma, insan nereye giderse gitsin kalbini yanında taşır.”

O gece eve dönerken annemi tekrar aradım. Bu kez açtı.

“Anne… Ben seni çok özledim.”

Uzun bir sessizlik oldu, sonra annemin sesi titreyerek geldi: “Ben de seni özledim oğlum… Ama korkuyorum işte. Ya sana bir şey olursa?”

“Anne, burada da zorluklar var ama ben güçlüyüm artık. Sadece senin dualarına ihtiyacım var.”

Annem ağlamaya başladı: “Sen mutlu ol yeter ki… Biz burada idare ederiz.”

O an anladım ki aile olmak bazen birbirini bırakmak değil, uzaktan da olsa destek olmaktı.

Aylar sonra ilk kez memlekete döndüm. Annem kapıyı açınca önce bakamadı yüzüme; sonra sarıldı bana sımsıkı.

“Hoş geldin oğlum… Bize de bahar geldi şimdi.”

Şimdi düşünüyorum da; insan bazen gitmek zorunda kalıyor ama asıl mesele geride bıraktıklarımızla nasıl barıştığımızda saklı.

Siz olsanız ne yapardınız? Ailenizin yanında mı kalırdınız yoksa kendi yolunuzu mu seçerdiniz? Hayat bazen hangi tarafı seçersek seçelim bizi yaralı bırakıyor galiba…