Babaannemin Evine Dönüş: Yabancıların Gölgesinde Kalan Anılar

“Burada ne işiniz var?” Kadının sesi, kapının aralığından sızan soğuk hava gibi yüzüme çarptı. Elimdeki anahtarı sıkıca tutuyordum, parmaklarımın arasında metalin soğukluğunu hissettim. O anahtar, babaannemin evinin anahtarıydı; çocukluğumun, bayram sabahlarının, annemin gözyaşlarının, dedemin kahkahalarının anahtarı. Ama şimdi, kapının ardında başka bir aile vardı.

O sabah, İstanbul’un gri göğü altında, içimde bir boşlukla yürüdüm o sokağa. Yıllar sonra ilk kez, babaannemin evine dönüyordum. Annemle babam, evi satmaya karar verdiklerinde karşı çıkamamıştım. “Ne yapalım kızım, herkes kendi yoluna gidiyor artık,” demişti annem. O zamanlar, üniversiteye yeni başlamıştım, başka dertlerim vardı. Ama şimdi, babaannemin ölümünden dört yıl sonra, içimde bir şey eksikti. O evi görmeden, o kapıdan içeri girmeden, hiçbir şey tamamlanmayacaktı.

Kapının önünde durdum. Elimdeki anahtarı çevirdim, ama kilit dönmedi. Kapı açılmadı. İçeriden çocuk sesleri geliyordu. Bir an, kendi çocukluğumun yankılarını duydum sandım. Sonra kapı açıldı ve karşıma orta yaşlı bir kadın çıktı. Gözlerinde şaşkınlık, yüzünde hafif bir gerginlik vardı. “Buyurun?” dedi, sesi sertti.

“Ben… Ben bu evin torunuyum. Babaannem burada yaşardı. Ben… Sadece bir bakmak istemiştim,” dedim, kelimeler ağzımda düğümlendi. Kadın bir an duraksadı, sonra arkasına dönüp içerideki adama seslendi: “Mehmet, bakar mısın?” Adam geldi, iri yapılı, yüzünde yorgun bir ifade. “Kusura bakmayın, biz bu evi satın aldık. Sizi tanımıyoruz,” dedi.

O an, içimde bir şey kırıldı. Sanki çocukluğumun kapısı yüzüme kapanmıştı. Gözlerim doldu, ama ağlamamaya çalıştım. “Ben sadece… Birkaç dakika bakabilir miyim? Söz veriyorum, rahatsızlık vermem,” dedim. Kadın ve adam birbirlerine baktılar, sonra başlarıyla onayladılar. İçeri girdim.

Her şey değişmişti. Salonun duvarları başka bir renge boyanmış, babaannemin eski dantelleri yoktu, dedemin koltuğu gitmişti. Ama pencerenin önündeki çiçeklik duruyordu. Orada, çocukken saklambaç oynarken saklandığım yeri hatırladım. Gözlerim doldu. Kadın bana dikkatlice bakıyordu. “Burası sizin için önemli galiba,” dedi yumuşak bir sesle. Başımı salladım. “Burada büyüdüm. Babaannem bana burada masallar anlatırdı. Annemle mutfakta börek yapardık. Şimdi… Her şey değişmiş.”

Kadın bir an sustu, sonra bana bir sandalye gösterdi. “İsterseniz biraz oturun,” dedi. Oturdum. Adam, çocuklarıyla ilgilenmek için içeri gitti. Kadın bana çay getirdi. “Biz de yeni taşındık aslında. Evin eski sahiplerini tanımıyoruz. Ama komşular, yaşlı bir kadının burada yıllarca yaşadığını söylediler,” dedi. Gülümsedim, gözlerimden yaşlar süzüldü. “O kadın benim babaannemdi. Herkes onu severdi. Mahallenin ablasıydı. Şimdi… Herkes dağıldı. Annem, babam, kardeşim… Herkes başka bir şehirde. Ben de yalnız kaldım.”

Kadın başını eğdi. “Bazen insan, geçmişini kaybedince kendini de kaybediyor,” dedi. O an, içimde bir şey koptu. “Biliyor musunuz, bazen düşünüyorum da… Biz bu evleri, bu anıları satarken aslında kendimizi de satıyoruz. Bir daha asla geri alamayacağımız şeyleri bırakıyoruz geride.”

Kadın sessizce başını salladı. “Haklısınız. Ben de kendi annemin evini kaybettim. Şimdi burada yeni bir hayat kurmaya çalışıyoruz. Ama eski anılar hep peşimde.”

Bir süre sessizce oturduk. Çocuklar içeride gülüşüyordu. O sesler, bana kendi çocukluğumu hatırlattı. Birden, annemin sesi kulaklarımda yankılandı: “Her şey geçer kızım, anılar kalır.” Ama şimdi, anılar bile yabancı bir evde sıkışıp kalmıştı.

Kalktım, kadına teşekkür ettim. Kapıdan çıkarken, son bir kez arkamı döndüm. O ev, artık bana ait değildi. Ama içimde bir yerlerde, o çocuk hala o evde saklambaç oynuyordu.

Sokağa çıktım, hava iyice soğumuştu. Ellerimi cebime soktum, başımı eğdim. İçimde bir boşluk, bir kayıp duygusu vardı. Annemi aramak istedim, ama ne diyeceğimi bilemedim. “Anne, neden sattık o evi? Neden geçmişimizi böyle kolayca bıraktık?” diye sormak istedim. Ama biliyordum, hayat böyleydi. Herkes kendi yoluna gidiyordu.

O akşam eve döndüğümde, eski fotoğrafları çıkardım. Babaannemin gülümseyen yüzüne baktım. “Seni çok özledim,” dedim fısıltıyla. Gözlerimden yaşlar süzüldü. O an anladım ki, bazı kayıplar asla tamir olmuyor. Bazı evler, bazı anılar, bazı insanlar… Geri gelmiyor.

Ama yine de, içimde bir umut vardı. Belki bir gün, kendi evimi kurduğumda, kendi anılarımı yaratabilirim. Belki bir gün, geçmişin yükünü hafifletebilirim. Ama şimdi, sadece sormak istiyorum: Siz hiç, geçmişinizi bir anahtarın ucunda kaybettiniz mi? Bir evin kapısı yüzünüze kapandığında, içinizde hangi çocuk ağladı?