Kırık Bir Hayalin Ardında
“Senin hayallerinle karnımız doymuyor, Zeynep!” Annemin sesi mutfağın duvarlarında yankılandı. Elimdeki çay bardağı titredi, içindeki sıcaklık avuçlarımı yaktı. O an, çocukluğumdan beri ilk defa anneme karşılık vermek istedim. “Anne, ben de insanım. Benim de bir hayatım, bir hayalim var!” dedim, sesim çatallandı. Annem gözlerimin içine bakmadan, “Hayalmiş… Hayal dediğin şey, bizim gibi insanların lüksü değil,” diye mırıldandı. O an, içimde bir şeyler kırıldı. Babamın ölümünden sonra evin yükü annemin omuzlarına binmişti, ama ben de büyümüştüm artık. Üniversiteyi kazanmıştım, Ankara’da okumak istiyordum. Ama annem, “Kız başına başka şehirde ne işin var?” diyordu.
O gece odamda sabaha kadar uyuyamadım. Duvardaki eski fotoğraflara baktım; babamın gülümseyen yüzü, annemin gençliği, benim ilkokul mezuniyetimdeki heyecanım… Her şey ne kadar uzakta kalmıştı. Sabah ezanıyla birlikte gözlerim dolu dolu, annemin kapısını çaldım. “Anne, ben gitmek istiyorum. Hayatımı burada, bu kasabada geçirmek istemiyorum. Beni anlamanı istiyorum.” Annem sessizce ağladı. “Zeynep, ben sensiz ne yaparım? Kardeşlerin daha küçük. Sen gidersen, bu evin direği yıkılır.”
O an, annemin ne kadar yalnız olduğunu fark ettim. Ama ben de yalnızdım. Herkes benden bir şeyler bekliyordu, ama kimse benim ne istediğimi sormuyordu. Kardeşim Elif, kapıdan başını uzattı. “Ablacım, Ankara’ya gidersen beni de götürür müsün?” dedi, gözleri umutla parlıyordu. İçim parçalandı. Elif daha on yaşındaydı, anneme yardım ediyordu, ama o da özgür olmak istiyordu.
Kasabada herkes birbirini tanır. Herkesin lafı, dedikodusu bitmez. “Zeynep de annesini bırakıp şehre gidiyormuş,” dediler. Bakkal Mehmet Amca, “Kız kısmı evinde oturur, büyüklerin sözünden çıkmaz,” dediğinde, içimdeki öfke büyüdü. Neden hep biz kadınlar fedakarlık yapmak zorundaydık? Neden hayallerimizden vazgeçmek zorundaydık?
Bir gün, annemle birlikte pazara gittik. Annem, “Bak Zeynep, domatesin kilosu on lira olmuş. Senin okul masraflarını nasıl karşılayacağız?” dedi. Cebimdeki burs başvuru formunu çıkardım. “Anne, ben burs alacağım. Çalışırım da. Yeter ki izin ver.” Annem başını salladı, gözleri doldu. “Senin yerin yanım. Ama biliyorum, burada kalırsan mutsuz olacaksın.”
O gece, babamın mezarına gittim. Toprağa dokundum, “Baba, ne yapmalıyım?” diye fısıldadım. Rüzgar hafifçe esti, sanki babamın sesi kulağımda yankılandı: “Kızım, hayat senin. Korkma.” O an kararımı verdim. Sabah anneme bir mektup bıraktım. “Anne, seni çok seviyorum. Ama kendi yolumu çizmek zorundayım. Beni affet.”
Otobüs terminalinde valizimi taşırken, kasabanın kadınları arkamdan bakıyordu. Kimisi dua etti, kimisi kınadı. İçimde hem korku, hem umut vardı. Ankara’ya vardığımda, yurt odasında yalnız başıma oturdum. Annemi aradım, açmadı. Günlerce ağladım. Ama derslerime sarıldım, çalıştım. Bir kafede garsonluk yaptım, geceleri kitap okudum. Her zorlukta annemin sesi kulağımda yankılandı: “Kızım, dikkat et kendine.”
Bir gün, Elif aradı. “Ablacım, annem seni çok özledi. Ama gururundan arayamıyor.” O an, annemin ne kadar kırıldığını anladım. Biriktirdiğim parayla kasabaya döndüm. Annem kapıyı açınca, gözleri doldu. “Zeynep, iyi misin?” dedi. Sarıldık, uzun uzun ağladık. “Anne, ben de seni çok özledim. Ama kendi hayatımı kurmak zorundayım.” Annem başını salladı. “Seninle gurur duyuyorum. Ama seni kaybetmekten korkuyorum.”
Şimdi, Ankara’da mezuniyetime hazırlanıyorum. Annemle aramızda hâlâ mesafeler var, ama artık birbirimizi daha iyi anlıyoruz. Kardeşim Elif de büyüdü, o da hayallerinin peşinden gitmek istiyor. Bazen geceleri, kasabadaki evimizi, annemin ellerini, babamın mezarını düşünüyorum. Acaba doğru mu yaptım? Kendi yolumu seçmek bencillik miydi, yoksa cesaret mi? Siz olsaydınız, ailenizin beklentilerine mi boyun eğerdiniz, yoksa kendi hayallerinizin peşinden mi giderdiniz?