Oğlum 35 Yaşında, Kendi Ailesi Var Ama Hâlâ Bizden Para İstiyor: Ne Yapacağımı Bilmiyorum

“Anne, bir kere daha yardım etsen? Söz veriyorum, bu son olacak.”

Oğlum Baran’ın sesi telefonda titriyordu, ama ben artık onun bu cümlesini ezbere biliyordum. Gözlerim mutfağın penceresinden dışarıya, gri bulutların arasından sızan zayıf güneşe takıldı. İçimde bir yerler acıdı. Kırk yıl düşünsem, oğlumun otuz beş yaşında hâlâ benden para isteyeceğini hayal edemezdim. Hele ki kendi ailesi varken…

Baran’ı büyütürken elimizden geleni yaptık. Eşim Cemal’le birlikte, onun hiçbir eksiği olmasın diye gece gündüz çalıştık. Okul gezilerinde en güzel montu giysin, doğum günlerinde pastası eksik olmasın istedik. Belki de fazla koruduk onu… Şimdi düşünüyorum da, acaba ona hayatı fazla mı kolay sunduk?

Telefon elimde titrerken Cemal içeri girdi. Yüzüme baktı, gözlerimden anlamış olacak ki sormadan dayanamadı:

“Yine mi Baran?”

Başımı eğdim. “Evet,” dedim kısık sesle. “Bu sefer elektrik faturasını ödeyememişler.”

Cemal’in yüzü bir anda asıldı. “Yeter artık! Kaç yaşına geldi bu çocuk? Kendi evladı var, hâlâ annesinin babasının eline mi bakacak?”

O an içimde bir fırtına koptu. Bir yanım oğluma kıyamıyor, diğer yanım ise Cemal’e hak veriyordu. Baran’ın eşi Derya ve küçük torunumuz Defne de vardı işin ucunda. Onların mağdur olmasını istemiyordum. Ama ya Baran? O ne zaman kendi ayakları üzerinde duracaktı?

Baran’ın çocukluğuna gittim bir anda. İlkokulda okuldan ağlayarak geldiği günü hatırladım. Arkadaşları yeni çıkan oyuncak arabadan almıştı, bizde yoktu. O gece Cemal’le harçlıklarımızı birleştirip ona o arabayı almıştık. O zamanlar mutlu oluyordu, biz de onun mutluluğuyla avunuyorduk.

Ama şimdi? Mutluluk yerini endişeye bırakmıştı.

Telefonu kapatıp salona geçtim. Cemal hâlâ öfkeliydi. “Bak Gülseren,” dedi, “bu böyle gitmez. Biz ona her yardım ettiğimizde kendi sorumluluğunu almaktan kaçıyor. Yarın bir gün biz olmayınca ne yapacak?”

Haklıydı. Ama annelik başka bir şeydi işte…

Akşam yemeğinde sofrada sessizlik vardı. Cemal kaşığını tabağa vurduğunda irkildim.

“Baran’a para gönderecek misin?”

Cevap veremedim. Sadece başımı salladım.

O gece uyuyamadım. Tavanı izlerken içimdeki suçluluk duygusu büyüdü. Acaba Baran’ı böyle yetiştirerek ona kötülük mü ettik? Onu korumak isterken hayatın gerçeklerinden mi uzak tuttuk?

Ertesi gün Baran aradı. “Anne, çok mahcubum ama başka çarem yoktu,” dedi.

“Baran,” dedim, “bak oğlum, sen artık bir babasın. Derya ve Defne sana güveniyor. Biz de seni çok seviyoruz ama bu böyle devam edemez.”

Sustu uzun süre.

“Biliyorum anne,” dedi sonunda, sesi kısık ve yorgun. “Ama iş bulamıyorum, Derya da çalışamıyor… Ne yapayım?”

İçimden geçenleri söylemek istedim: “Belki de biraz daha çabalaman lazım oğlum; belki de kolay yolu seçiyorsun.” Ama diyemedim.

Bir hafta sonra Derya aradı bu kez. “Gülseren abla, kusura bakma ama Baran çok üzgün. Kendini çok yetersiz hissediyor,” dedi.

Derya’yı severim, iyi bir kızdır ama bazen onun da Baran’ı fazla kolladığını düşünüyorum. Belki de ikisi birlikte bu döngüyü kıramıyorlar.

Cemal ise iyice içine kapanmıştı. Akşamları televizyonun karşısında sessizce oturuyor, bana bakmadan yemeğini yiyordu.

Bir gün torunum Defne’yi görmek için Baranların evine gittim. Kapıyı açtıklarında evin havasında bir ağırlık vardı. Baran göz göze gelmemeye çalıştı, Derya ise mahcup bir şekilde çay koydu.

Defne yanıma koştu: “Babaanne! Babam bana yeni ayakkabı alacakmış ama paramız yokmuş.”

O an içimde bir şeyler koptu. Torunumun gözlerindeki o masum beklentiyle baş edemedim.

Baran’a döndüm: “Oğlum, bak Defne için her şeyi yapmak isteriz ama senin de artık sorumluluk alman lazım.”

Baran başını eğdi: “Anne, ben zaten kendimi çok kötü hissediyorum. Herkes bana kızıyor, ama ne yapacağımı bilmiyorum.”

O an anladım ki oğlum sadece maddi olarak değil, manevi olarak da desteğe muhtaçtı. Ona kızmak yerine yanında olmam gerektiğini hissettim ama aynı zamanda sınır koymam gerektiğini de biliyordum.

Eve döndüğümde Cemal’e sarıldım: “Belki de biz de hata yaptık Cemal,” dedim gözlerim dolu dolu.

Cemal derin bir nefes aldı: “Belki de Gülseren… Ama artık değişmesi lazım.”

O gece Baran’a mesaj attım: “Seni çok seviyoruz oğlum ama bundan sonra kendi ayaklarının üzerinde durman için sana güveniyoruz. Biz hep yanında olacağız ama bu sefer kendi yolunu bulmalısın.”

Sabaha kadar uyuyamadım yine… Acaba doğru mu yaptım? Anne yüreğiyle sınır koymak ne kadar zor…

Şimdi sizlere soruyorum: Siz olsanız ne yapardınız? Bir anne-baba olarak çocuğunuza yardım etmeye devam eder miydiniz, yoksa onu kendi yoluna bırakır mıydınız?