Neden Oğlum Babaannesinde Ağladı? Beni Sarsan Gerçek
“Anne, lütfen bırakma beni!” Emir’in titreyen sesi, apartman boşluğunda yankılandı. O an, içimde bir şeyler kırıldı. Dört yaşındaki oğlumun gözyaşları, her defasında babaannesinde kalacağı günlerde sel olup akıyordu. Oysa ben, çalışmak zorundaydım ve annemden sonra ona en çok güvenebileceğim kişi, eşimin annesi, yani babaannesi Şükran Hanım’dı. Ama her seferinde Emir’in ağlaması, içimi kemiriyordu.
İlk başta, “Çocuk işte, annesinden ayrılmak istemiyor,” diye düşündüm. Ama zamanla bu ağlamalar, sadece bir alışkanlık değil, bir işaret gibi geldi bana. Bir gün işten eve döndüğümde Emir’in gözleri şişmiş, yüzü solgundu. “Babaannem bana kızdı,” dedi sessizce. O an, içimde bir fırtına koptu. Şükran Hanım’ı aradım, “Ne oldu bugün?” diye sordum. Sesi her zamanki gibi soğuktu: “Çocuklar bazen yaramazlık yapar, ben de uyardım.”
Eşim Murat, annesinin tarafını tuttu: “Annemin huyu böyledir, serttir ama kötülük yapmaz.” Ama içimdeki huzursuzluk dinmedi. O gece, Emir’in odasına gittim. Yanına uzandım, saçlarını okşadım. “Babaannenle ilgili bir şey mi oldu?” diye sordum. Gözleri doldu, başını yastığa gömdü. “Beni sevmiyor,” dedi kısık bir sesle. “Neden böyle düşünüyorsun?” dedim. “Çünkü bana hep kızıyor, oyuncaklarımı saklıyor, bazen de bana bağırıyor. Annemi istiyorum, ama seni çağırmamı istemiyor.”
O an, içimdeki bütün taşlar yerinden oynadı. Sabah olunca Murat’la konuştum. “Emir’in söylediklerini duydun mu?” dedim. Murat, “Annemin huyunu biliyorsun, çocuklar abartır,” dedi. Ama ben rahat edemedim. Ertesi gün işten izin aldım ve Emir’i babaannesine bırakırken kapının önünde bekledim. İçeriden gelen sesleri duymak için kulak kesildim. Şükran Hanım’ın sesi yükseldi: “Yeter artık Emir! Ağlama! Annen yok, ben varım. Oyuncaklarını da kaldırıyorum, çünkü uslu durmuyorsun!” Emir’in hıçkırıkları kalbimi deldi geçti. Kapıyı çaldım, içeri girdim. Şükran Hanım şaşkınlıkla bana baktı. “Ne işin var senin burada?” dedi. “Emir’i almaya geldim,” dedim. Emir bana koştu, boynuma sarıldı.
O gün, Murat eve geldiğinde olanları anlattım. “Annemin yanında büyüdüm, bana da böyle davrandı. Ama ben kötü biri olmadım,” dedi. “Ama Emir sen değilsin, her çocuk farklıdır,” dedim. Murat, annesiyle konuşmaya gönülsüzce razı oldu. Ertesi gün Şükran Hanım’ı eve davet ettik. Masada sessizce otururken, Murat söze girdi: “Anne, Emir’in yanında biraz daha yumuşak olamaz mısın?” Şükran Hanım’ın yüzü asıldı. “Ben çocuk büyütmeyi bilirim. Sizin nesliniz çok nazik, çocuklarınız şımarık oluyor,” dedi. “Ama Emir korkuyor senden,” dedim. Gözleri bir anlığına yumuşadı, sonra tekrar sertleşti. “Ben de annemden korkardım, ama büyüdüm, adam oldum,” dedi.
O gece, annemi aradım. “Anne, ben yanlış mı yapıyorum?” dedim. Annem, “Her çocuk farklıdır kızım. Senin oğlun hassas, korkutmak yerine güven vermek gerek,” dedi. O sözler içime işledi. Ertesi gün Emir’le parka gittim. “Babaannen seni neden korkutuyor sence?” diye sordum. “Bilmiyorum anne. Beni sevmiyor galiba. Sen gelince mutlu oluyorum,” dedi. Gözlerim doldu. O an karar verdim: Emir’i bir daha Şükran Hanım’a bırakmayacaktım.
Ama hayat kolay değildi. İşe gitmek zorundaydım, kreşler doluydu, ailede başka yardımcı yoktu. Murat, “Başka çaremiz yok,” dedi. Ama ben oğlumun gözyaşlarını unutamıyordum. Bir gün, işyerinde ağlayarak lavaboya koştum. Aynada kendime baktım: “Ben nasıl bir anneyim? Oğlumun korkularını görmezden mi geleceğim?”
Bir hafta sonra, Emir’in eski bakıcısı Ayşe Hanım’ı aradım. O da iş arıyordu. “Emir’i tekrar bırakabilir miyim sana?” dedim. “Tabii ki, çok özlemişim onu,” dedi. O günden sonra Emir’in yüzü gülmeye başladı. Şükran Hanım ise bize küstü. “Beni torunumdan uzaklaştırdınız,” dedi. Murat arada kalmıştı. “Annem üzülüyor,” dedi. “Ama Emir de üzülüyordu,” dedim.
Bir akşam, Şükran Hanım kapımızı çaldı. Gözleri doluydu. “Ben kötü bir babaanne miyim?” dedi. “Emir senden korkuyor,” dedim. “Ben öyle büyütüldüm, başka türlüsünü bilmiyorum,” dedi. O an, onun da bir zamanlar küçük bir kız olduğunu, korkularla büyüdüğünü anladım. “Belki de birlikte öğrenmeliyiz,” dedim. “Emir’e nasıl yaklaşacağını birlikte bulabiliriz.” Şükran Hanım başını eğdi. “Ben de isterim, ama bilmiyorum,” dedi.
O günden sonra, her hafta bir gün birlikte parka gittik. Şükran Hanım, Emir’le oyun oynamayı öğrendi. İlk başta zordu, ama zamanla Emir ona alıştı, Şükran Hanım da yumuşadı. Bir gün Emir, “Babaannem artık bana kızmıyor,” dedi. O an gözlerim doldu.
Şimdi düşünüyorum da, aile dediğimiz şey, sadece kan bağı değil. Birbirimizi anlamak, korkularımızı aşmak, birlikte büyümekmiş. Ben oğlumun gözyaşlarını görmezden gelseydim, belki de onun ruhunda onarılmaz yaralar açacaktım. Peki siz olsaydınız, çocuğunuzun gözyaşlarını görmezden gelebilir miydiniz? Yoksa aile büyüklerinin kalbini kırma pahasına da olsa, çocuğunuzun yanında mı olurdunuz?