Artık Aile Toplantılarından Keyif Alamıyorum: Hediye Seçmenin Yorgunluğu

“Yine mi yanlış bir şey aldın, Zeynep?” Annemin sesi, mutfağın köşesinden bana doğru bir ok gibi saplanıyor. Elimdeki paketle kapının eşiğinde öylece kalakalıyorum. İçimdeki umut, annemin gözlerinde bir an bile parlamıyor. Oysa bu sefer günlerce düşünmüş, mağaza mağaza dolaşmış, hatta ablam Elif’e bile danışmıştım. Ama annemin yüzünde yine o tanıdık, hafifçe bıkkın, biraz da kırgın ifade var.

Çocukluğumdan beri aile toplantıları bizim evde büyük bir meseleydi. Babam, annem, ablam Elif, küçük kardeşim Mert ve ben… Herkesin bir araya geldiği o kalabalık sofralarda, kahkahalar arasında hep bir huzursuzluk taşırdım içimde. Çünkü her özel günde, doğum günlerinde, anneler gününde, bayramlarda, hediye seçme görevi bana düşerdi. Babam, “Sen kızsın, bilirsin annenin nelerden hoşlandığını,” derdi. Elif ise, “Senin zevkin daha iyi, ben karışmayayım,” diye sıyrılırdı işin içinden. Mert zaten küçüktü, ona kimse bir şey sormazdı.

Ama annemi mutlu etmek, ona uygun bir hediye bulmak, bana her zaman imkansız gibi gelirdi. Annem, duygularını kolay kolay belli etmeyen, beğenisini de eleştirisini de çoğu zaman bakışlarıyla anlatan bir kadındı. Bir keresinde ona güzel bir şal almıştım, “Rengi bana biraz soluk geldi,” demişti. Başka bir defasında, çok istediği bir romanı bulup hediye etmiştim, “Ben bu yazarı pek sevmem aslında,” diye geçiştirmişti. Her defasında içimde bir şeyler kırılırdı.

Bugün de aynı şey oldu. Annemin doğum günü için, uzun zamandır istediği bir mutfak robotunu almıştım. Kutuyu açarken gözlerinde bir anlık bir parıltı gördüm, ama hemen ardından, “Bunu geçen ay komşu Ayşe’den ödünç almıştım, çok da gerek yok aslında,” dedi. O an içimdeki bütün heves sönüverdi. Elif, bana bakıp gözlerini devirdi, Mert ise telefonuyla oynuyordu. Babam ise, “Kızım, annenin gönlünü almak kolay mı sanıyorsun?” diyerek gülümsedi.

İçimde bir öfke kabardı. “Anne, ne alsam beğenmiyorsun. Ne yapmamı istiyorsun?” dedim, sesim titriyordu. Annem bir an durdu, bana baktı. “Zeynep, ben senden hediye beklemiyorum ki. Sadece… Bazen düşünülmek istiyorum. Ama bu kadar kasmana gerek yok,” dedi. O an, annemin de aslında ne istediğini bilmediğini fark ettim. Belki de mesele hediye değildi, belki de mesele, yıllardır üzerimize yüklenen bu beklentilerdi.

Ama yine de, her seferinde annemin gözlerinde o hayal kırıklığını görmek, beni yavaş yavaş aile toplantılarından soğutmuştu. Artık her davet öncesi içimde bir huzursuzluk başlıyor, ne alacağımı, nasıl bir tepkiyle karşılaşacağımı düşünüp duruyordum. Ablam Elif, “Boş ver, annemiz zaten hiçbir şeyi beğenmez,” deyip geçiştiriyordu. Ama ben öyle yapamıyordum. Çünkü annemin onayını almak, onun gözlerinde bir an olsun gurur görmek, benim için her şeyden önemliydi.

Bir keresinde, anneler gününde ona kendi ellerimle bir fotoğraf albümü hazırlamıştım. Eski fotoğrafları toplamış, anılarımızı yazmıştım. Annem albümü açıp bakarken gözleri dolmuştu, ama sonra albümü kaldırıp bir daha hiç açmadı. O an anlamıştım ki, annemi mutlu etmek için ne yaparsam yapayım, asla tam olarak başaramayacaktım.

Bir başka sefer, annemin gençliğinde çok sevdiği bir parfümü bulup almıştım. Kutuyu açınca burnunu kırıştırıp, “Bu koku bana artık ağır geliyor,” demişti. O an içimde bir şeyler daha kırılmıştı. Babam ise, “Annenin huyu böyle, sen üzülme,” diyordu. Ama ben üzülüyordum. Çünkü annemin sevgisini, onayını, takdirini kazanmak için çırpınıp duruyordum.

Aile toplantıları artık benim için bir kabusa dönüşmüştü. Herkesin bir araya geldiği o sofralarda, ben hep bir köşede, elimde bir paketle, annemin tepkisini beklerken buluyordum kendimi. Elif ve Mert, bu duruma alışmış gibiydi, ama ben alışamıyordum. Çünkü annemin gözlerinde bir anlık bir memnuniyet görmek, benim için dünyanın en değerli hediyesiydi.

Bir gün, annemle mutfakta yalnız kaldık. Ona, “Anne, neden hiçbir hediyemi beğenmiyorsun?” diye sordum. Annem bir süre sustu, sonra, “Zeynep, ben senin bu kadar uğraşmana üzülüyorum. Benim için önemli olan, senin mutlu olman. Ama galiba ben de nasıl mutlu olacağımı bilmiyorum,” dedi. O an annemin de aslında ne kadar yalnız olduğunu, ne kadar kırılgan olduğunu fark ettim. Belki de annem, yıllardır kendi annesinden göremediği sevgiyi, ilgiyi benden bekliyordu. Belki de onun da içinde kapanmayan yaralar vardı.

Ama yine de, her seferinde annemin gözlerinde o hayal kırıklığını görmek, beni yavaş yavaş aile toplantılarından uzaklaştırdı. Artık davetleri duyunca içimde bir sıkıntı başlıyor, ne alacağımı, nasıl bir tepkiyle karşılaşacağımı düşünüp duruyorum. Elif, “Boş ver, annemiz zaten hiçbir şeyi beğenmez,” deyip geçiştiriyor. Ama ben öyle yapamıyorum. Çünkü annemin onayını almak, onun gözlerinde bir an olsun gurur görmek, benim için her şeyden önemli.

Bir keresinde, anneler gününde ona kendi ellerimle bir fotoğraf albümü hazırlamıştım. Eski fotoğrafları toplamış, anılarımızı yazmıştım. Annem albümü açıp bakarken gözleri dolmuştu, ama sonra albümü kaldırıp bir daha hiç açmadı. O an anlamıştım ki, annemi mutlu etmek için ne yaparsam yapayım, asla tam olarak başaramayacaktım.

Bir başka sefer, annemin gençliğinde çok sevdiği bir parfümü bulup almıştım. Kutuyu açınca burnunu kırıştırıp, “Bu koku bana artık ağır geliyor,” demişti. O an içimde bir şeyler daha kırılmıştı. Babam ise, “Annenin huyu böyle, sen üzülme,” diyordu. Ama ben üzülüyordum. Çünkü annemin sevgisini, onayını, takdirini kazanmak için çırpınıp duruyordum.

Aile toplantıları artık benim için bir kabusa dönüşmüştü. Herkesin bir araya geldiği o sofralarda, ben hep bir köşede, elimde bir paketle, annemin tepkisini beklerken buluyordum kendimi. Elif ve Mert, bu duruma alışmış gibiydi, ama ben alışamıyordum. Çünkü annemin gözlerinde bir anlık bir memnuniyet görmek, benim için dünyanın en değerli hediyesiydi.

Bir gün, annemle mutfakta yalnız kaldık. Ona, “Anne, neden hiçbir hediyemi beğenmiyorsun?” diye sordum. Annem bir süre sustu, sonra, “Zeynep, ben senin bu kadar uğraşmana üzülüyorum. Benim için önemli olan, senin mutlu olman. Ama galiba ben de nasıl mutlu olacağımı bilmiyorum,” dedi. O an annemin de aslında ne kadar yalnız olduğunu, ne kadar kırılgan olduğunu fark ettim. Belki de annem, yıllardır kendi annesinden göremediği sevgiyi, ilgiyi benden bekliyordu. Belki de onun da içinde kapanmayan yaralar vardı.

Ama yine de, her seferinde annemin gözlerinde o hayal kırıklığını görmek, beni yavaş yavaş aile toplantılarından uzaklaştırdı. Artık davetleri duyunca içimde bir sıkıntı başlıyor, ne alacağımı, nasıl bir tepkiyle karşılaşacağımı düşünüp duruyorum. Elif, “Boş ver, annemiz zaten hiçbir şeyi beğenmez,” deyip geçiştiriyor. Ama ben öyle yapamıyorum. Çünkü annemin onayını almak, onun gözlerinde bir an olsun gurur görmek, benim için her şeyden önemli.

Şimdi düşünüyorum da, acaba annemi mutlu etmek için bu kadar çabalamak yerine, onunla daha çok vakit geçirmek, daha çok sohbet etmek mi gerekirdi? Sizce anneler gerçekten ne ister? Hediye mi, yoksa sadece yanında olduğumuzu hissetmek mi?