“Köpeğin Ölümü ve Annemle Yüzleşmem: Bir Bayram Günü Gerçeği”
“Senin için bayramın anlamı bu mu Zeynep? Bir köpek için mi ağlıyorsun hâlâ?” Annemin sesi, mutfağın kapısından yükselirken, elimdeki çay bardağı titredi. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Bayram sabahıydı; evde misafirler, kahkahalar, çocuk sesleri… Ama benim için o gün, sadece kaybımın yankısıydı.
İki hafta önce, canımdan çok sevdiğim köpeğim Pamuk’u kaybettim. Onunla geçirdiğim on yıl boyunca, hayatımda ilk kez kendimi koşulsuz sevilmiş hissetmiştim. Annem ise Pamuk’u hiçbir zaman kabullenemedi. “Evde hayvan mı beslenir kızım? Kokar, tüy olur, uğursuzluk getirir,” derdi hep. Ama ben Pamuk’u annemin onayına rağmen sahiplenmiştim. Belki de içten içe, annemin bana gösteremediği sevgiyi Pamuk’ta buluyordum.
O sabah, Pamuk’un yokluğunda ilk bayramımdı. Herkes yeni elbiseler içinde, sofrada şenlik havası eserken ben mutfakta sessizce ağlıyordum. Annem ise misafirlerin önünde bana laf sokmayı ihmal etmedi:
“Bak bak, kızım hâlâ surat asıyor. Sanki dünyanın sonu geldi. Bir köpek için bu kadar üzülmek de neymiş?”
Babam gözlerini kaçırdı, abim ise telefonuna gömüldü. Kimse anneme karşı çıkmadı. O an içimde bir öfke kabardı. Yıllardır annemin sözlerine sessiz kalmıştım ama artık susmak istemiyordum.
“Anne,” dedim titreyen bir sesle, “Pamuk benim ailemdi. Onu kaybetmek kolay mı sanıyorsun? Senin için belki sadece bir hayvandı ama benim için o, hayatımın en önemli parçasıydı.”
Annem yüzünü buruşturdu. “Aile dediğin insandır Zeynep! Hayvanla insan bir olur mu? Bak, herkes burada; bayram günü surat asıp milleti huzursuz ediyorsun.”
O an çocukluğumdan beri hissettiğim yalnızlık yeniden üzerime çöktü. Annemle aramızda hep görünmez bir duvar vardı. O duvarı hiç yıkamamıştım. Belki de Pamuk’un ölümüyle birlikte o duvarın ne kadar kalın olduğunu ilk kez bu kadar net gördüm.
Misafirler birer birer sofradan kalkarken annem bana dönüp fısıldadı: “Kendine gel artık Zeynep. İnsanlar ne der?”
İşte tam o anda patladım:
“İnsanlar ne der diye diye kendi duygularımızı hep bastırdık anne! Ben artık böyle yaşamak istemiyorum. Pamuk’u kaybettim ve üzgünüm. Bunu saklamayacağım!”
Odaya bir sessizlik çöktü. Herkes bana bakıyordu. Annem ise gözlerini devirdi ve hızla mutfağa geçti. Babam yanıma gelip omzuma dokundu ama hiçbir şey söylemedi.
O günün akşamında odama çekildim. Annemin söyledikleri kulaklarımda çınlıyordu: “Aile dediğin insandır.” Peki ya ben? Ben de bu ailenin bir parçası değil miydim? Neden duygularım hep önemsizdi?
Gece boyunca Pamuk’la geçirdiğim anıları düşündüm. Onun bana koşulsuz sevgisini… Annemin ise bana hep mesafeli, eleştirel yaklaşmasını… Belki de annemle aramızdaki bu mesafe hiç kapanmayacaktı.
Ertesi sabah annemle kahvaltıda yalnız kaldık. Sessizliği ben bozdum:
“Anne, neden beni olduğum gibi kabul etmiyorsun? Neden hislerimi küçümsüyorsun?”
Annem önce sustu, sonra başını eğdi:
“Ben seni korumak istedim Zeynep. Hayvanlara fazla bağlanırsan acı çekersin diye korktum.”
Gözlerim doldu. “Ama acıyı da yaşamam gerek anne. Sevgiyi de kaybı da… Senin sevgini de hep özledim.”
Annemin gözleri nemlendi ama yine de sarılmadı bana. Sadece başını salladı ve sofrayı toplamaya başladı.
O gün anladım ki bazı yaralar kolay kolay kapanmıyor. Annemle aramızdaki mesafe belki de hiç yok olmayacak. Ama en azından artık duygularımı saklamayacağım.
Şimdi size soruyorum: Sizin de ailenizde böyle görünmez duvarlar var mı? Hiç sevdiklerinize duygularınızı anlatamadığınız oldu mu?