Torunlarım Bütün Yaz Bende: Emeklilikte Hayat ve Yalnızlık
“Anneanne, canım sıkıldı! Tabletimi ver!” diye bağırdı Defne, salonda yere yayılmış oyuncakların arasında. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Sabah saat sekizdi ve daha günün başında, evin her köşesi çocuk sesiyle dolmuştu. Kızım Elif ve damadım Murat, geçen hafta bana geldiler, “Anne, yaz tatilinde çocukları sana bıraksak olur mu? Bizim işten izin almamız imkânsız,” dediler. O an, içimden geçenleri söyleyemedim. Sanki emekli olduğum için hayatımda başka hiçbir şey yokmuş gibi, torun bakmak benim görevimmiş gibi baktılar yüzüme.
Oysa ben de insanım. Benim de hayallerim, planlarım, arkadaşlarım var. Emekli olduktan sonra, mahalledeki kadınlarla sabah yürüyüşlerine başlamıştık. Haftada bir gün tiyatroya gidiyordum. Ama şimdi, Defne ve Arda bütün yaz boyunca bende kalacak. Onları doyurmak, eğlendirmek, kavga ettiklerinde aralarını bulmak, gece uykusuzluklarıyla uğraşmak… Hepsi bana kaldı.
İlk gün her şey yolunda gibiydi. Kahvaltı hazırladım, Defne yumurtasını beğenmedi. “Anneannem, ben böyle sevmiyorum!” diye tabağı itti. Arda ise ekmeğin kenarını koparıp yere attı. “Arda, yere atma oğlum,” dedim, ama beni duymadı bile. Sonra Defne, “Babaannem bana çikolatalı süt alıyor, sen niye almıyorsun?” dedi. İçimden bir of çektim. Emekli maaşımla zaten zor geçiniyorum. Her istediklerini almak mümkün değil. Ama onların gözünde ben sadece bir hizmetçiyim sanki.
Öğleden sonra parka götürdüm ikisini. Parkta başka çocuklar vardı, anneleriyle birlikte. O anneler telefonlarına bakarken, ben Defne’nin kaydıraktan düşmemesi için gözümü ayırmıyordum. Arda ise salıncağa binmek için sıraya girmek istemedi, ağlamaya başladı. Diğer anneler bana tuhaf tuhaf baktı. “Anneanne mi bakıyor?” diye fısıldaştılar. Sanki yaşlı bir kadının çocuk bakması ayıpmış gibi. O an, kendimi çok yalnız hissettim.
Akşam eve döndüğümüzde, Defne yine tabletini istedi. “Biraz kitap okuyalım mı?” dedim. “Sıkıcı!” diye bağırdı. Arda ise televizyonun karşısına geçti, çizgi film açmamı istedi. O an, çocukluğum aklıma geldi. Bizim zamanımızda, anneanneler masal anlatırdı, çocuklar dizinin dibinde otururdu. Şimdi ise teknolojiyle büyüyen çocuklar, büyüklerinin anlattığı hiçbir şeyi dinlemiyor.
Gece, Defne uyumak istemedi. “Annem gelsin, annemle uyuyacağım!” diye ağladı. Onu sakinleştirmeye çalıştım, saçlarını okşadım. “Anneannen buradayken korkacak bir şey yok,” dedim. Ama içimden, “Ben de yalnızım, ben de birine sarılmak isterdim,” diye geçirdim.
Ertesi gün, Elif’i aradım. “Kızım, çocuklar çok zorlanıyor, ben de yoruluyorum. Belki birkaç günlüğüne babaanneye götürsek?” dedim. Elif’in sesi sertleşti. “Anne, biz de çalışıyoruz. Sen emeklisin, evdesin. Biraz sabret, yaz bitince alacağız.” O an, içimdeki kırgınlık büyüdü. Sanki emekli olmak, hayatı bırakmak demekmiş gibi. Sanki yaşlılar sadece torun bakmak için varmış gibi.
Günler geçtikçe, çocukların istekleri bitmedi. Defne, “Arkadaşım lunaparka gitmiş, biz de gidelim!” dedi. Arda, “Dondurma istiyorum!” diye tutturdu. Her şeye yetişmeye çalıştım. Ama emekli maaşımla lunaparka gitmek, dondurma almak, oyuncak almak… Hepsi lüks oldu. Akşamları yorgunluktan bitap düşüyordum. Kendi kendime, “Benim hayatım ne zaman bana ait olacak?” diye sordum.
Bir gün, mahalledeki arkadaşım Ayşe aradı. “Yarın sabah yürüyüşe çıkıyoruz, gelir misin?” dedi. “Ayşe, torunlar bende, çıkamam,” dedim. Sesim titredi. Ayşe, “Sen de haklısın, ama kendini de unutma,” dedi. O an, gözlerim doldu. Kendimi unutmuştum. Sadece torunlarımın değil, kızımın ve damadımın da ihtiyaçlarını karşılamaya çalışırken, kendi isteklerimi tamamen unutmuştum.
Bir akşam, Defne ve Arda kavga etti. Defne, Arda’nın oyuncağını kırdı. Arda ağlamaya başladı. “Anneanne, Defne hep benimle dalga geçiyor!” dedi. Defne ise, “Arda çok sıkıcı!” diye bağırdı. İkisini de sakinleştirmeye çalıştım. Ama içimde bir öfke vardı. “Yeter!” diye bağırdım. “Ben de yoruldum! Ben de insanım!” O an, çocuklar sustu. Gözleri doldu. Sonra Defne yanıma geldi, “Anneanne, üzgünüm,” dedi. Arda da sarıldı. O an, içimde bir sıcaklık hissettim. Onlar da çocuktu, belki de sadece ilgiye ihtiyaçları vardı. Ama ben de ilgiye, sevgiye muhtaçtım.
Bir gece, Elif ve Murat eve geldiler. “Anne, çocuklar nasıl?” diye sordular. “Çok yoruldum,” dedim. “Biraz da siz ilgilenin.” Elif, “Ama anne, senin için de iyi. Torunlarınla vakit geçiriyorsun,” dedi. “Evet, ama ben de insanım. Benim de dinlenmeye, kendi hayatıma ihtiyacım var,” dedim. Murat, “Biz de çalışıyoruz, kolay mı sanıyorsun?” dedi. O an, tartışma büyüdü. “Herkes kendi derdinde,” dedim. “Ama kimse yaşlıların ne hissettiğini sormuyor.”
O gece, yatağımda uzun süre düşündüm. Bizim toplumumuzda yaşlılar hep fedakâr olmak zorunda. Kendi hayatımızı, çocuklarımız ve torunlarımız için feda ediyoruz. Ama kimse bizim yalnızlığımızı, yorgunluğumuzu, hayallerimizi sormuyor. Sanki yaşlılık, sadece başkalarına hizmet etmekmiş gibi. Oysa ben de bir zamanlar gençtim, ben de hayal kurardım. Şimdi ise, hayatım başkalarının ihtiyaçlarına göre şekilleniyor.
Bir sabah, Defne yanıma geldi. “Anneanne, sen üzgünsün galiba,” dedi. Gözlerim doldu. “Biraz yoruldum, Defne’ciğim,” dedim. “Ama seni çok seviyorum.” Defne bana sarıldı. O an, içimde bir huzur hissettim. Belki de çocuklar, büyüklerin duygularını anlamıyor. Ama biz de onlara duygularımızı anlatmayı unuttuk.
Şimdi yaz bitmek üzere. Elif ve Murat, çocukları almaya gelecekler. İçimde bir burukluk var. Hem yalnız kalacağım, hem de biraz olsun kendime vakit ayırabileceğim. Ama en çok da, bu toplumda yaşlıların sadece torun bakıcısı olarak görülmesine üzülüyorum. Bizim de hayatımız, hayallerimiz, ihtiyaçlarımız var.
Sizce, yaşlılar sadece torun bakmak için mi var? Bizim de kendi hayatımızı yaşama hakkımız yok mu?