Annem Çocuklarıma Bakmak İstemiyor: Yalnızlık ve Hayal Kırıklığı Arasında
“Anne, lütfen… Sadece bu hafta, bak başka çarem yok. Bir günlüğüne çocuklara bakabilir misin?” diye yalvardım telefonda. Annemin sesi buz gibi geldi: “Zeynep, ben kendi çocuklarımı büyüttüm, artık dinlenmek istiyorum. Senin hayatın senin sorumluluğun.” O an içimde bir şeyler kırıldı. Sanki annem değil de yabancı biriyle konuşuyordum. Gözlerim doldu, ama çocuklarımın yanında ağlamamaya çalıştım.
Kocam, Murat, iki yıl önce bir trafik kazasında hayatını kaybettiğinde, dünya başıma yıkıldı. O günden beri üç çocuğumla birlikte İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde, eski bir apartman dairesinde yaşıyoruz. En büyüğüm, Elif, henüz dokuz yaşında. Diğerleri, Kerem ve Defne, daha da küçük. Hayatım, sabahın köründe kalkıp çocukları okula hazırlamak, ardından işe gitmek, akşam eve dönüp yemek yapmak ve ödevlerle uğraşmak arasında sıkışıp kaldı.
Ama en çok zorlandığım anlar, çocuklar hastalandığında ya da okuldan erken çıktıklarında oluyor. İş yerinde izin almak neredeyse imkânsız. Patronum, “Zeynep Hanım, herkesin çocuğu var, ama iş aksarsa ben de ne yapayım?” diyor. O anlarda, annemin bana yardım etmeyi reddetmesi içimi daha da acıtıyor. Çünkü o, sadece üç sokak ötede, kendi başına yaşıyor. Bazen penceresinden ışık sızarken, ben çocuklarla uğraşırken, onun yalnızca televizyon izlediğini bilmek, içimde tarifsiz bir öfke ve kırgınlık yaratıyor.
Bir gün, Elif ateşler içinde yatarken, işten izin alamadım. Annemi aradım, yine aynı cevabı aldım. “Benim de belim ağrıyor, kızım. Genç değilim artık.” O an, çaresizlikten yere çöktüm. Elif’in yanına gidip alnını öptüm. “Anneciğim, iyileşeceksin, söz veriyorum,” dedim. Ama içimde, anneme karşı büyüyen bir öfke vardı. Neden bana yardım etmiyor? Neden kendi torunlarına sırtını dönüyor?
Bir akşam, çocuklar uyuduktan sonra, annemin evine gittim. Kapıyı açınca, yüzüme bakmadan, “Hayırdır?” dedi. “Anne, neden bana yardım etmiyorsun? Ben senin kızınım, torunların sana muhtaç. Bir gün bile bakmıyorsun, neden?” dedim. Annem gözlerini kaçırdı. “Zeynep, ben yıllarca çalıştım, çocuk büyüttüm. Şimdi biraz huzur istiyorum. Herkes kendi hayatını yaşasın.”
O an, annemin gözlerinde yorgunluk gördüm. Ama yine de, içimdeki kırgınlık dinmedi. “Anne, ben de yoruldum. Ama çocuklarım için ayakta durmak zorundayım. Senin de bana destek olmanı isterdim,” dedim. Annem sessiz kaldı. O gece eve dönerken, gözyaşlarımı tutamadım.
Ertesi gün iş yerinde, patronumun bakışları altında çalışırken, aklım sürekli çocuklardaydı. Bir yandan da annemin sözleri kulaklarımda çınlıyordu. “Herkes kendi hayatını yaşasın.” Peki, aile dediğimiz şey neydi? Zor zamanlarda birbirimize destek olmak değil miydi?
Bir gün, Kerem okuldan ağlayarak geldi. “Anne, bugün herkesin anneannesi okuldaydı. Benimki neden gelmedi?” dedi. İçim parçalandı. Ne cevap vereceğimi bilemedim. “Anneannenin işleri vardı, oğlum,” dedim. Ama gözlerim doldu. Çocuklarımın da bu yalnızlığı hissetmesi, beni daha da çaresiz bırakıyordu.
Bir akşam, Elif yanıma sokuldu. “Anne, sen neden hep üzgünsün?” diye sordu. “Yorgunum, kızım. Ama seni ve kardeşlerini çok seviyorum,” dedim. Elif, “Keşke babam da burada olsaydı. O zaman sen bu kadar üzülmezdin,” dedi. O an, içimdeki bütün acı, bir anda yüzeye çıktı. Elif’i kucağıma aldım, sessizce ağladım.
Bazen, gece çocuklar uyuduktan sonra, mutfakta oturup eski fotoğraflara bakıyorum. Murat’la çekilmiş bir fotoğrafımıza bakarken, “Keşke burada olsaydın, Murat. Her şey çok zor,” diyorum. O anlarda, yalnızlığım daha da derinleşiyor. Annemin bana sırt çevirmesi, sanki bütün dünyadan dışlanmışım gibi hissettiriyor.
Bir gün, komşum Ayşe abla kapımı çaldı. “Zeynep, seni çok yorgun görüyorum. Bir şeye ihtiyacın olursa, haber ver,” dedi. O an, bir yabancının bile bana annemden daha yakın olduğunu hissettim. Ayşe abla, birkaç kez çocuklara göz kulak oldu. Ama annem, hâlâ arayıp sormuyordu.
Bir akşam, çocuklar uyurken, annemi tekrar aradım. “Anne, ne olur, sadece bir gün. Çok zor durumdayım,” dedim. Annem, “Zeynep, ben de yalnızım. Kimse bana bakmıyor. Senin çocukların senin sorumluluğun,” dedi. O an, annemin de yalnız olduğunu fark ettim. Belki de o da kendi acısına gömülmüştü. Ama yine de, bana yardım etmeyi reddetmesi, içimdeki kırgınlığı azaltmıyordu.
Bir gün, işten eve dönerken, markette annemi gördüm. Yanında komşusu Hatice teyze vardı. Beni görünce, başını çevirdi. O an, annemle aramızdaki mesafenin ne kadar büyüdüğünü anladım. Eve döndüğümde, çocuklar bana sarıldı. “Anne, seni çok seviyoruz,” dediler. O an, bütün yorgunluğum bir anlığına geçti. Ama yine de, annemin yokluğunu hissetmemek mümkün değildi.
Bir gece, Elif rüyasında babasını görmüş. “Anne, babam bana ‘Anneni üzme, ona yardım et’ dedi,” dedi. O an, Elif’in gözlerinde umut gördüm. Belki de, annemle aramızdaki bu duvarı yıkmak için bir yol bulmalıydım. Ama nasıl? Annemle tekrar konuşmaya karar verdim.
Bir sabah, çocukları okula bıraktıktan sonra, annemin evine gittim. Kapıyı açınca, “Anne, konuşmamız lazım,” dedim. Annem, yorgun bir şekilde içeri buyur etti. “Anne, ben sana kızgınım. Ama seni de anlıyorum. Yalnızsın, yorgunsun. Ama ben de yalnızım. Birbirimize destek olamaz mıyız?” dedim. Annem, gözleri dolarak, “Zeynep, ben de bazen çok yalnız hissediyorum. Ama yaşlandım, güçsüzüm. Sana yetememekten korkuyorum,” dedi. O an, annemin de korkuları olduğunu anladım. Belki de, ona yük olmaktan korkuyordu.
O günden sonra, annemle aramızdaki buzlar yavaş yavaş erimeye başladı. Arada sırada çocuklara bakmaya başladı, ama hâlâ eski sıcaklık yoktu. Yine de, bir adım atmıştık. Ben de, annemin yalnızlığını anlamaya çalıştım. Belki de, aile olmak, sadece yardım istemek değil, birbirimizin acılarını anlamakmış.
Şimdi, hâlâ zor günlerim oluyor. Ama çocuklarımın sevgisi ve annemle aramızdaki küçük adımlar, bana umut veriyor. Bazen düşünüyorum: Acaba annem bana daha çok destek olsaydı, hayatım daha kolay olur muydu? Ya da ben annemi daha iyi anlasaydım, aramızdaki bu mesafe olur muydu? Sizce aile olmak, gerçekten ne demek? Yorumlarınızı merak ediyorum.