Beş Yıl Sonra: Kayınvalidemin Evliliğimi Sarsan Planı
“Sen asla Zeynep’in yerini dolduramazsın, bunu biliyorsun değil mi?” Ayten Hanım’ın sesi, mutfakta yankılandı. Elimdeki çay bardağı titredi, neredeyse yere düşecekti. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Beş yıldır Emre’yle evliyim, ama her gün, her an, eski eşi Zeynep’in gölgesi üzerimizde dolaşıyor. Oğulları Kerem’in doğum gününde bile, Ayten Hanım’ın bakışlarında hep bir sitem, hep bir özlem vardı.
Emre’yle tanıştığımızda, onun geçmişini biliyordum. Zeynep’le olan evliliği, Kerem’in doğumu, ardından gelen fırtınalı boşanma… Ama bana, “Her şey geride kaldı,” demişti. Oysa Ayten Hanım için hiçbir şey geride kalmamıştı. Onun gözünde ben, oğlunu yuvasından eden, Kerem’i annesiz bırakan kadındım. Ne zaman ailece bir araya gelsek, lafı bir şekilde Zeynep’e getirirdi. “Zeynep’in böreği bir başkaydı,” derdi mesela, ya da “Kerem, annesinin yanında daha mutlu olurdu.”
Bir gün, Emre işten geç döndü. Yorgun ve moralsizdi. “Annem yine mi?” diye sordum. Başını öne eğdi. “Beni Zeynep’le barıştırmak istiyor. Hatta geçen hafta Zeynep’i aramış, birlikte konuşmamızı istemiş.” İçimde bir öfke kabardı. “Peki sen ne dedin?” dedim. “Hayır dedim, ama annem vazgeçmeyecek gibi.”
O gece uyuyamadım. Kafamda bin bir düşünce… Ben ne yaparsam yapayım, Ayten Hanım için hep ikinci planda olacaktım. Sabah olduğunda, Kerem’in odasına gittim. Oyun oynuyordu. “Beni seviyor musun?” diye sordum. Gözleri parladı, “Tabii ki seviyorum, sen benim ikinci annemsin!” dedi. O an gözlerim doldu. Belki de en çok Kerem için güçlü olmam gerekiyordu.
Bir hafta sonra, Ayten Hanım bizi akşam yemeğine çağırdı. Masada Zeynep de vardı. Şaşkınlıktan ne diyeceğimi bilemedim. Emre’nin yüzü bembeyaz oldu. Ayten Hanım, “Bakın, Kerem’in iyiliği için bir araya gelmelisiniz,” dedi. Zeynep ise sessizdi, gözlerini tabağından kaldırmadı. Emre, “Anne, bu yaptığın doğru değil,” dedi. Ayten Hanım ise, “Sen hata yaptın Emre! Aileni dağıttın, şimdi toparlamak zorundasın!” diye bağırdı.
O an, içimdeki bütün sabır tükendi. “Ayten Hanım, ben Emre’yi zorla almadım. O kendi kararıyla boşandı. Ben de Kerem’i kendi oğlum gibi sevdim. Ama siz bana hiç şans vermediniz,” dedim. Sesim titriyordu. Zeynep başını kaldırdı, bana baktı. “Ben de istemiyorum eskiye dönmeyi,” dedi. “Her şey bitti. Sadece Kerem’in mutlu olmasını istiyorum.”
Ayten Hanım bir an sustu, sonra gözleri doldu. “Ben sadece torunumun ailesiyle büyümesini istedim. Herkesin mutlu olmasını…” dedi. O an, onun da ne kadar yalnız ve çaresiz olduğunu anladım. Belki de en çok o kaybetmişti; oğlunu, gelinini, torununun huzurunu…
O akşamdan sonra, evdeki hava değişti. Emre, annesiyle konuşmayı azalttı. Ben ise Kerem’e daha çok vakit ayırmaya başladım. Bir gün, Kerem yanıma geldi. “Anne, neden babaannem üzgün?” diye sordu. “Bazen insanlar sevdiklerini kaybetmekten korkar, o yüzden yanlış şeyler yapabilirler,” dedim. Kerem başını salladı. “Ama biz bir aileyiz, değil mi?” dedi. Gülümsedim, “Evet, biz bir aileyiz.”
Ayten Hanım, bir süre sonra hastalandı. Emre, her gün onu ziyaret etti. Ben de Kerem’le birlikte yanına gittim. Bir gün, elimi tuttu. “Sana haksızlık ettim,” dedi. “Sen de benim kızımsın. Kerem’in annesi oldun. Affet beni.” Gözlerim doldu. “Önemli değil Ayten Hanım, önemli olan bundan sonra birbirimize sahip çıkmamız,” dedim.
Şimdi, beş yılın ardından, her şey yavaş yavaş yoluna giriyor. Ama hâlâ bazen geceleri düşünüyorum: Bir aileyi aile yapan nedir? Kan bağı mı, yoksa birlikte yaşanan acılar ve sevinçler mi? Sizce, gerçek aile nasıl kurulur?