Annemin İsteğine İlk Kez ‘Hayır’ Dediğim Gün: Özgürlük ve Suçluluk Arasında

“Hayır anne, bu kez yapmayacağım!” diye bağırdım, sesim titreyerek. Mutfağın ortasında, annemin elleriyle yoğurduğu hamurun kokusu hâlâ havada asılıydı. O an, zaman sanki dondu. Annem, gözlerini kısarak bana baktı; yüzünde hem şaşkınlık hem de kırgınlık vardı. Oysa ben, yıllardır ilk defa kendi isteğimi dile getiriyordum.

Benim adım Elif. İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde, üç katlı eski bir apartmanın ikinci katında büyüdüm. Annem Hatice Hanım, babam ise emekli öğretmen Mehmet Bey. Hayatımız, annemin belirlediği kurallar ve beklentiler etrafında dönerdi. Annem, her zaman “Aile her şeyden önce gelir,” derdi. Ben de, onun bu sözünü içselleştirip, yıllarca kendi isteklerimi bastırdım. Ama o sabah, içimde bir şey kırıldı. Annem, yine abim Murat’ın iş görüşmesine gitmesi için gömleğini ütülememi istemişti. Oysa ben, kendi sınavıma hazırlanıyordum. “Anne, Murat kendi gömleğini ütüleyebilir. Benim de işlerim var,” dedim. Annem, “Sen kızsın Elif, evin işini sen yapacaksın!” diye bağırdı. O an, içimdeki öfke ve çaresizlik birbirine karıştı.

Çocukluğumdan beri, ailemde hep erkeklerin istekleri öncelikliydi. Abim Murat, benden iki yaş büyük. Ne zaman bir iş olsa, annem bana bakar, “Elif, Murat’ın çantasını hazırla,” derdi. Babam ise sessizce gazetesini okur, hiçbir şeye karışmazdı. Ben ise, her defasında içimde bir boşluk hissederdim. Sanki ben sadece başkalarının hayatını kolaylaştırmak için varmışım gibi.

O sabah, annemle tartışmamız büyüdü. Annem, “Sen de iyice başımıza buyruk oldun! Ne zaman böyle oldun Elif?” diye sordu. Gözlerim doldu, ama ağlamadım. “Kendi hayatımı yaşamak istiyorum anne. Sadece Murat’ın, senin ya da babamın isteklerini yerine getirmek istemiyorum,” dedim. Annem, bir an sustu. Sonra, “Ben de gençken böyle hayaller kurardım. Ama hayat öyle değil. Sen de evlenip gideceksin, o zaman anlarsın,” dedi. O an, annemin de bir zamanlar hayalleri olduğunu fark ettim. Belki de o da bir zamanlar özgür olmak istemişti, ama hayat ona izin vermemişti.

O gün, evde soğuk bir hava esti. Annem benimle konuşmadı, babam ise her zamanki gibi sessizliğini korudu. Akşam yemeğinde, Murat bana bakıp, “Ne var yani, ütüleseydin ne olacaktı?” dedi. Ona cevap vermedim. İçimde bir suçluluk duygusu kabardı. Annemi üzmüştüm, ailemde huzursuzluk yaratmıştım. Ama bir yandan da, ilk defa kendim için bir şey yapmıştım.

O gece, odamda otururken annemin gençliğini düşündüm. O da benim yaşlarımdayken, köyden İstanbul’a gelmiş, bir fabrikada çalışmaya başlamış. Sonra babamla tanışmış, evlenmiş. Hayatının geri kalanını çocuklarına ve evine adamış. Belki de onun için başka bir yol yoktu. Ama ben, başka bir yol olabileceğine inanmak istiyordum. Üniversiteye gitmek, kendi ayaklarımın üzerinde durmak, kendi kararlarımı vermek istiyordum.

Ertesi gün, annemle konuşmaya karar verdim. Mutfağa girdim, annem yine hamur yoğuruyordu. “Anne, dün söylediklerim için üzgünüm. Ama ben de kendi hayatımı yaşamak istiyorum. Üniversiteye gitmek istiyorum, kendi mesleğim olsun istiyorum,” dedim. Annem, ellerini yıkayıp bana döndü. Gözlerinde yaşlar vardı. “Ben de isterdim kızım. Ama hayat bazen insanı başka yollara sürüklüyor. Ben senin üzülmeni istemem. Ama ailemizi de unutma,” dedi. O an, annemin de ne kadar yalnız olduğunu hissettim. Onun da yükleri vardı, onun da hayalleri yarım kalmıştı.

O günden sonra, evdeki hava biraz daha yumuşadı. Annem, bana eskisi kadar baskı yapmamaya başladı. Ama yine de, her fırsatta “Aile önemli Elif, sakın unutma,” demeyi ihmal etmedi. Ben ise, kendi yolumu bulmak için daha çok çalıştım. Üniversite sınavını kazandım, İstanbul Üniversitesi’nde psikoloji okumaya başladım. İlk başlarda ailemden uzakta olmak zor geldi. Annem her gün arayıp, “Yemek yedin mi, üşütme, dikkat et,” derdi. Ama zamanla, kendi ayaklarımın üzerinde durmayı öğrendim.

Bir gün, annem beni ziyarete geldi. Odamı görünce, “Ne kadar küçük, ama ne kadar senin gibi,” dedi. O an, annemin gözlerinde bir gurur gördüm. Belki de, onun yapamadığını ben yapıyordum. Ama yine de, içimde bir suçluluk duygusu vardı. Annemi yalnız bırakmıştım, ailemin düzenini bozmuştum. Ama başka türlü de yaşayamazdım.

Yıllar geçti, ben mezun oldum, bir iş buldum. Annemle aramızdaki mesafe azaldı. Artık birbirimizi daha iyi anlıyorduk. Ama bazen, hâlâ içimde bir sızı hissediyorum. Annemin hayallerini gerçekleştirememiş olması, benim kendi yolumu seçmemin bedeli miydi? Ailemin beklentileriyle kendi isteklerim arasında sıkışıp kalmak, hepimizin ortak kaderi miydi?

Şimdi, kendi hayatımı kurarken, annemin bana öğrettiklerini de unutmamaya çalışıyorum. Ama bazen, geceleri yalnız kaldığımda, kendime şu soruyu soruyorum: Kendi özgürlüğümüz için sevdiklerimizi üzmek zorunda mıyız? Yoksa, başka bir yol var mı? Sizce, aileye karşı gelmek mi yanlış, yoksa kendi hayatımızı seçmek mi?