Kendi Evimde Misafir: Bir Gelinin İstanbul’daki Hayatı
“Senin annen böyle mi yapardı Elif?” Kayınvalidem Fatma Hanım’ın sesi, mutfağın soğuk fayanslarında yankılandı. Elimdeki çay tepsisini titrek ellerle masaya bırakırken, içimdeki öfkeyi bastırmaya çalışıyordum. Kadir, her zamanki gibi gazeteye gömülmüş, hiçbir şey duymamış gibi davranıyordu. O an, bu evde ne kadar yabancı olduğumu bir kez daha hissettim. Kendi evimde misafirdim; her hareketim, her sözüm tartılıyordu.
Kadir’le üniversitede tanışmıştık. O zamanlar bana İstanbul’un büyüsünü, ailesinin sıcaklığını anlatırdı. Ben de Ankara’dan kalkıp, hayallerle dolu bir kalple bu şehre geldim. Nikâhımızdan sonra, Kadir’in ailesinin Üsküdar’daki üç katlı eski evine taşındık. “Bir süreliğine,” demişti Kadir, “annem yalnız kalmasın, babam da hastalandı biliyorsun.” Oysa o “bir süre” hiç bitmedi.
İlk günler, Fatma Hanım’ın gözlerinde beni ölçen bakışları hissettim. Her sabah kahvaltı sofrasında, “Bizim evde börek böyle yapılmaz Elif,” derdi. Benim annemin tarifleri, alışkanlıkları, hatta konuşma şeklim bile burada tuhaf karşılanıyordu. Kadir ise arada kalmaktan şikayetçi, ama annesinin yanında hep sessizdi. “Sen de biraz idare et Elif, annem yaşlı işte,” derdi. Ama ben her gün biraz daha içime kapanıyordum.
Bir sabah, Fatma Hanım mutfağa girdiğinde beni pencerenin önünde ağlarken buldu. “Ne oldu kızım, yine mi memleketini özledin?” dedi. Sesi yumuşaktı ama içinde bir sitem vardı. “Yok anne, sadece biraz başım ağrıyor,” dedim. O an, annemi, Ankara’daki evimizi, çocukluğumun kokusunu öyle özledim ki… Ama burada, bu evde, duygularımı bile saklamak zorundaydım.
Günler geçtikçe, evin duvarları üzerime gelmeye başladı. Akşam yemeklerinde, Fatma Hanım’ın bitmek bilmeyen eleştirileri, Kadir’in sessizliği, kayınpederimin arada bir bana attığı meraklı bakışlar… Bir gün, sofrada Fatma Hanım yine bana döndü: “Elif, bizim ailede kadınlar sabah namazından sonra uyumaz. Sen de alışsan iyi olur.” O an, içimde bir şeyler koptu. “Benim annem de sabah namazını kılar, ama sonra biraz daha uyurdu. Herkesin alışkanlığı farklı anne,” dedim. O an sofrada bir sessizlik oldu. Kadir başını kaldırıp bana baktı, ama hiçbir şey söylemedi. Fatma Hanım ise dudaklarını büzüp, “Bizim evde öyle olmaz,” dedi ve konuyu kapattı.
Bir akşam, Kadir’le odada yalnızken ona içimi dökmeye çalıştım. “Kadir, ben burada kendimi çok yalnız hissediyorum. Sanki her hareketim yanlış, her sözüm eksik. Sen de bana destek olmuyorsun.” Kadir derin bir iç çekti. “Elif, annem yaşlı. Onu üzmek istemiyorum. Biraz daha sabret, bak babam da hastalandı, şimdi taşınamayız.” O an anladım ki, bu evde benim hislerim hep ikinci planda kalacaktı.
Zamanla, kendi içime bir dünya kurdum. Sabahları erken kalkıp, Üsküdar’ın ara sokaklarında yürüyüşe çıkmaya başladım. O kısa yürüyüşlerde, kendimi yeniden bulmaya çalışıyordum. Bir gün, eski bir kitapçıda çocukluğumdan kalma bir roman buldum. Kitabı elime aldığımda, gözlerim doldu. O an, kendi hayatımın romanını yazmak istedim. Ama her akşam eve döndüğümde, Fatma Hanım’ın “Nerede kaldın Elif? Akşam yemeği hazır,” diyen sesiyle gerçeklere dönüyordum.
Bir gün, annem aradı. Sesini duyunca, içimdeki bütün duvarlar yıkıldı. “Kızım, iyi misin? Sesin hiç iyi gelmiyor,” dedi. Dayanamadım, ağlamaya başladım. “Anne, burada çok yalnızım. Sanki bu evde bana yer yok.” Annem sustu, sonra yavaşça, “Kızım, güçlü ol. Senin kalbin temiz, sabırlı ol. Ama kendini de unutma,” dedi. O sözler bana güç verdi. O günden sonra, kendim için küçük mutluluklar yaratmaya başladım. Balkonda çiçekler yetiştirdim, eski dostlarımla buluşmaya başladım. Ama her seferinde eve döndüğümde, Fatma Hanım’ın bakışlarıyla karşılaştım.
Bir akşam, Kadir işten geç geldi. Yorgundu, ama ben de o gün çok yorulmuştum. “Kadir, biraz konuşabilir miyiz?” dedim. “Elif, bugün çok yorgunum, yarın konuşalım,” dedi. O an, bu evde ne kadar yalnız olduğumu bir kez daha anladım. O gece, pencereden İstanbul’un ışıklarına bakarken, kendi kendime sordum: “Ben ne zaman kendi evimde huzur bulacağım?”
Bir gün, Fatma Hanım hastalandı. O zaman, bütün evin yükü bana kaldı. Yemek, temizlik, kayınpederimin ilaçları… Kadir yine işteydi. O günlerde, Fatma Hanım’ın bana bakışları değişti. Bir sabah, ona çorba götürdüğümde, elimi tuttu. “Elif, sen iyi bir kızsın. Belki de sana çok yüklendim. Ama bu evde düzen böyleydi, ben de annemden böyle gördüm.” O an, gözlerim doldu. “Anne, ben de sizi üzmek istemedim. Sadece biraz anlayış istedim,” dedim. O günden sonra, aramızda sessiz bir barış oldu. Ama yine de, bu evde tam anlamıyla kendim olamadım.
Aylar geçti. Bir gün, Kadir’le ciddi bir konuşma yaptık. “Kadir, ben artık böyle devam edemem. Ya kendi evimize çıkarız, ya da ben Ankara’ya dönerim.” Kadir önce şaşırdı, sonra sessizce başını salladı. “Haklısın Elif, seni ihmal ettim. Annemi de, seni de üzmek istemedim. Ama artık bir karar vermemiz lazım.” O konuşmadan sonra, Kadir’le birlikte küçük bir ev aramaya başladık. Fatma Hanım önce karşı çıktı, ama sonra, “Elif’in de huzura ihtiyacı var,” dedi.
Şimdi, kendi evimizdeyiz. Bazen Fatma Hanım’ı ziyarete gidiyoruz, bazen o bize geliyor. Aramızda hâlâ mesafe var, ama artık kendi hayatımı yaşıyorum. O günlerde yaşadığım yalnızlık, bana kendimi bulmayı öğretti. Şimdi bazen pencereden dışarı bakarken, kendi kendime soruyorum: “Bir kadın, kendi evinde huzur bulmak için ne kadar savaşmalı? Sizce, aile olmak ne demek?”