Ailemizi Bıraktı, Ama Bizi Değil mi?

“Yeter artık anne! Lütfen, susar mısın?” diye bağırdım, sesim titriyordu. Ellerim pencerenin kenarında yumruk olmuştu, dışarıda yağmurun cama vuran damlalarını izlerken içimdeki fırtına daha da büyüyordu. Annem, mutfağın kapısında durmuş, gözleriyle beni delip geçiyordu. “Ne susması oğlum? Kaç kere söyledim, bu evde yalan istemiyorum! Baban bizi bıraktı, sen de mi bırakacaksın?” dedi, sesi çatallandı.

O an içimde bir şeyler koptu. Babamın başka bir kadınla, başka bir şehirde yeni bir aile kurduğunu öğrendiğimizden beri annemle aramızda hiç bitmeyen bir savaş başlamıştı. Her gün aynı tartışmalar, aynı suçlamalar… Sanki babamın gidişiyle birlikte evimizdeki tüm renkler solmuştu. Annem, her fırsatta bana babamı hatırlatıyor, onun ihanetiyle beni de cezalandırıyordu.

“Anne, defalarca anlattım. Ben kimseyi bırakmıyorum. Sadece… Sadece babamı anlamaya çalışıyorum. Belki de o da mutsuzdu, belki de başka bir hayat istiyordu,” dedim, gözlerim dolmuştu. Annem bir an sustu, sonra gözyaşlarını silmeden bana döndü. “Senin baban başka bir kadına gitti, başka çocuklara baba oldu! Biz ne olacağız? Bizim suçumuz neydi?”

O an içimdeki öfke yerini çaresizliğe bıraktı. Babamın gidişinden sonra annemle aramızda bir duvar örülmüştü. Her gün, her akşam, aynı tartışmalar… Annem, babamı affedemediği gibi, bana da güvenemiyordu artık. Sanki ben de bir gün onu bırakıp gidecekmişim gibi korkuyordu.

Bir gün okuldan eve döndüğümde, annemi mutfakta ağlarken buldum. Elinde eski bir fotoğraf vardı; babam, annem ve ben, bir doğum günü pastasının başında gülüyorduk. Annem fotoğrafa bakarken, “Her şey ne kadar güzeldi, değil mi oğlum?” dedi. O an, içimde bir şeyler kırıldı. “Anne, geçmişi geri getiremeyiz. Babam artık yok. Lütfen, hayatımıza devam edelim,” dedim. Ama annem, “Sen de mi gideceksin? Sen de mi beni bırakacaksın?” diye sordu, gözleri dolu dolu.

Bir akşam, babam aradı. “İgor, oğlum, nasılsın?” dedi. Sesinde bir tedirginlik vardı. “Baba, neden gittin?” dedim, sesim titriyordu. “Oğlum, bazen insan hayatında yeni bir sayfa açmak zorunda kalıyor. Seni hiç bırakmadım, hâlâ seni seviyorum,” dedi. Ama ben, “Beni sevseydin, annemi bırakmazdın!” diye bağırdım ve telefonu kapattım. O an, içimdeki öfkenin babama mı, yoksa anneme mi olduğunu bilemedim.

Geceleri uyuyamaz oldum. Annemin gözyaşları, babamın yokluğu, evdeki sessizlik… Her şey üstüme üstüme geliyordu. Okulda da arkadaşlarımın babalarıyla ilgili anlattıkları hikâyeleri dinlerken içim acıyordu. Bir gün, en yakın arkadaşım Murat, “Senin baban neden yok?” diye sordu. “Başka bir aile kurdu,” dedim, gözlerimden yaşlar süzülürken. Murat, “Benim babam da işten atıldı, eve gelmiyor artık. Annem de sürekli ağlıyor,” dedi. O an, yalnız olmadığımı anladım.

Bir gün, annemle yine tartışırken, “Senin yüzünden babam gitti!” diye bağırdım. Annem bir an durdu, sonra yere çöktü ve ağlamaya başladı. O an, ne kadar büyük bir hata yaptığımı anladım. Annem bana sarıldı, “Oğlum, ben de çok yalnızım. Sadece seni kaybetmekten korkuyorum,” dedi.

O günden sonra, annemle daha çok konuşmaya başladık. Babamın yokluğunu birlikte kabullenmeye çalıştık. Ama her şey bir anda düzelmedi. Annem hâlâ bazı geceler ağlıyordu, ben de hâlâ babamı özlüyordum. Ama artık birbirimize daha çok sarılıyorduk.

Bir gün, babamın yeni ailesiyle birlikte yaşadığı şehre gitmek zorunda kaldım. Üniversite sınavını kazanmıştım ve orada okuyacaktım. Annem, “Gitmek zorunda mısın?” dedi, gözleri dolu doluydu. “Anne, hayatıma devam etmem lazım. Ama seni asla bırakmam,” dedim. Annem bana sarıldı, “Seni bekleyeceğim,” dedi.

Yeni şehirde, babamla karşılaştım. Yanında yeni eşi ve küçük bir kız çocuğu vardı. Babam bana sarılmak istedi, ama ben geri çekildim. “Baba, ben seni affedemem. Ama hayatıma devam etmek zorundayım,” dedim. Babam başını eğdi, “Haklısın oğlum. Ama bil ki, seni hep sevdim,” dedi. O an, içimdeki öfke biraz olsun azaldı.

Şimdi, üniversite yurdunda, geceleri pencereden dışarı bakarken, annemi ve babamı düşünüyorum. Hayat bazen insanı hiç istemediği yerlere sürüklüyor. Ama en çok da, sevdiklerimizi kaybetmekten korkuyoruz.

Bazen düşünüyorum: Affetmek mi zor, yoksa unutmak mı? Siz olsanız, babanızı affedebilir miydiniz? Yoksa her şeyin suçunu anneme mi yüklerdiniz?