Bir Akşamüstü Sessizliği: Annemin Ardından

“Senin yüzünden mi oldu, yoksa ben mi çok kırıcıydım?” diye kendi kendime sorarken, annemin mutfakta bana dönüp gözlerimin içine bakışı hâlâ aklımda. O gün, akşamüstüydü; güneş yavaşça Kadıköy sokaklarına süzülüyordu. Annem, elinde çay tepsisiyle bana doğru yürürken, içimde biriken öfkeyi artık tutamıyordum. “Neden hep bana karışıyorsun? Ben artık büyüdüm, kendi kararlarımı verebilirim!” diye bağırdım. Annem bir an durdu, gözleri doldu, ama hiçbir şey söylemedi. O anın sessizliği, evimizin duvarlarına kazındı sanki.

Babam işten geç gelirdi, ablam ise üniversite için Ankara’ya gitmişti. Evde sadece annemle ben kalmıştık. Annem, babamın yokluğunda bana hem anne hem baba olmaya çalışıyordu. Ama ben, ergenliğin verdiği asi ruhla, onun her sözünü emir gibi algılıyor, sürekli tartışıyordum. O gün, tartışmamızdan sonra annem odasına çekildi. Kapısını kapattı, ardından ince bir ağlama sesi duydum. O an içimde bir şeyler kırıldı, ama gururumdan yanına gidemedim.

Ertesi sabah, annem erken kalkıp kahvaltı hazırlamıştı. Masada sessizce oturduk. Göz göze gelmemeye çalışıyordum. Annem, “Kızım, bazen insan sevdiklerine kızar ama yine de onları bırakmaz. Ben de seni bırakmam,” dedi. O an gözlerim doldu, ama yine de özür dileyemedim. O gün okula gittim, akşam eve döndüğümde annemi salonda bulamadım. Babam, annemin rahatsızlandığını ve hastaneye kaldırıldığını söylediğinde, dünya başıma yıkıldı.

Hastaneye koştuğumda annem yoğun bakımdaydı. Doktorlar, kalp krizi geçirdiğini söylediler. Yanına giremedim, sadece camın arkasından onu izledim. O an, anneme söyleyemediğim her şey boğazımda düğümlendi. “Anne, lütfen uyan. Sana sarılmak, özür dilemek istiyorum,” diye içimden geçirdim. Ama annem bir daha uyanmadı. O gün, hayatımda bir dönüm noktası oldu.

Cenazede, akrabalarımız, komşularımız, herkes annem için ağlıyordu. Babam, gözyaşlarını saklamaya çalışıyordu. Ablam Ankara’dan geldiğinde, birbirimize sarılıp saatlerce ağladık. O günden sonra evimizde bir sessizlik hâkim oldu. Annemin yokluğu, her köşede hissediliyordu. Onun yaptığı yemeklerin kokusu, sabahları mutfaktan gelen çay sesi, hepsi birer anı olarak kaldı.

Babam, annemin yokluğunda daha da içine kapandı. Akşam yemeklerinde konuşmaz olduk. Ablam, arada bir arayıp halimizi soruyordu ama o da kendi hayatına dönmek zorundaydı. Ben ise, annemin bana bıraktığı defteri buldum bir gün. İçinde bana yazdığı mektuplar vardı. Her satırda, annemin sevgisini, endişesini, bana olan inancını hissettim. “Kızım, bazen hayat seni zorlayacak. Ama unutma, ben her zaman senin yanında olacağım,” yazmıştı bir mektubunda. O satırları okurken, gözyaşlarım deftere damladı.

Günler geçtikçe, annemin yokluğuna alışmaya çalıştım. Ama hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Okulda arkadaşlarım annelerinden bahsederken, içimde bir boşluk oluşuyordu. Anneler Günü geldiğinde, herkes annesine çiçek alırken, ben mezarlığa gidip annemin mezarına bir demet papatya bıraktım. “Anne, keşke sana daha çok sarılsaydım, keşke özür dileseydim,” dedim mezarının başında. O an, affetmenin ne kadar zor ama bir o kadar da gerekli olduğunu anladım.

Bir gün, babamla otururken, “Biliyor musun, annen seni çok severdi. Seninle gurur duyardı,” dedi. O an, babamın da ne kadar yalnız olduğunu fark ettim. Annemin yokluğunda, birbirimize daha çok sarılmamız gerektiğini anladım. Babamla birlikte annemin anılarını konuşmaya başladık. Onun yaptığı yemekleri birlikte yapmaya çalıştık. Her seferinde, annemin tarif defterini açıp, onun yazdığı notları okuduk. “Bir tutam sevgi eklemeyi unutma,” yazmıştı bir tarifin altına. O an, annemin sevgisinin hâlâ bizimle olduğunu hissettim.

Zamanla, annemin yokluğuyla yaşamayı öğrendim. Ama içimdeki pişmanlık hiç geçmedi. Keşke ona daha çok zaman ayırsaydım, keşke onun kıymetini daha önce bilseydim. Şimdi, annemin bana bıraktığı defterdeki satırlarla, onun sevgisini yaşatmaya çalışıyorum. Her gün, annemin bana öğrettiği değerleri hatırlayarak, onun anısını yaşatıyorum.

Bazen geceleri, annemin sesini duyar gibi oluyorum. “Kızım, hayat kısa. Sevdiklerine sarılmayı, affetmeyi unutma,” diyor sanki. O an, gözlerim doluyor ve kendi kendime soruyorum: “Acaba annem beni affetti mi? Sizce, geç kalmış bir özür, bir kalbi iyileştirmeye yeter mi?”