Baba, Sadece Seninle Gurur Duymanı İstedim: Bir Kız Çocuğunun Erken Büyüme Hikayesi

“Baba, lütfen gitme!” diye bağırdım, gözyaşlarım yanaklarımdan süzülürken. Annem mutfağın kapısında sessizce ağlıyordu; babam ise valizini kapının önüne bırakmış, gözlerini kaçırıyordu. O an, altı yaşında bir çocuğun dünyası ne kadar büyükse, işte o kadar küçüldü benim için. Babam bana bakmadan, “Büyüyünce anlarsın, İpek,” dedi ve kapıyı arkasından çekip gitti. O kapının kapanış sesi, yıllarca kulaklarımda yankılandı.

O gece annemle birlikte salonda oturduk. Annem, gözyaşlarını silerken bana sarıldı. “Her şey yoluna girecek, kızım,” dedi ama gözlerindeki korkuyu ve çaresizliği görmemek imkânsızdı. O günden sonra evimizdeki sessizlik, babamın yokluğuyla daha da ağırlaştı. Annem sabahları işe gitmek için erkenden kalkar, ben ise kendi başıma kahvaltı hazırlamayı öğrenirdim. Okula giderken annemin bana sarılışı, sanki bir daha dönmeyecekmiş gibi uzun ve hüzünlüydü.

İlkokulda arkadaşlarım babalarından bahsederken, ben susardım. Öğretmenimiz, “Babalar Günü için herkes babasına bir mektup yazsın,” dediğinde, kalem elimde titrerdi. “Baba, seni özledim,” diye başlayan mektuplarımı hiçbir zaman göndermedim. Çünkü adresini bilmiyordum. Anneme sorduğumda, “Baban kendi yolunu seçti, İpek. Biz de kendi yolumuzu bulacağız,” derdi. Ama ben, o yolu bulamadım. Her gece yastığıma sarılıp, “Baba, neden gittin?” diye fısıldardım.

Ortaokula başladığımda, annem iki işte birden çalışmaya başladı. Akşamları eve yorgun argın döner, bazen yemek bile yapamazdı. Ben de ona yardım etmek için elimden geleni yapardım. Komşumuz Ayşe Teyze, “Sen daha çocuksun, İpek. Oyun oyna, ders çalış,” dese de, içimdeki sorumluluk duygusu bana izin vermezdi. Çünkü annem üzülmesin, yorulmasın istiyordum. Babamın yokluğunda, anneme hem kız hem oğul olmaya çalıştım. Ama geceleri, yorganın altında sessizce ağladığımda, hâlâ küçük bir kız çocuğu olduğumu hatırlardım.

Liseye geçtiğimde, babamın yokluğu daha da derinleşti. Arkadaşlarımın babaları onları okula bırakır, sınavlardan önce moral verir, mezuniyet törenlerinde gururla alkışlardı. Ben ise annemin yorgun bakışları arasında, kendi kendime büyüdüm. Bir gün okuldan eve dönerken, kapının önünde bir adam gördüm. Yüzü tanıdıktı ama yabancıydı. Babamdı. Yıllar sonra ilk kez karşıma çıkmıştı. “İpek, nasılsın?” dedi, sesi titrek ve suçluydu. İçimde bir öfke kabardı. “Sen neden geldin?” diye sordum. “Sadece seni görmek istedim,” dedi. O an, yıllardır biriktirdiğim tüm soruları sormak istedim ama kelimeler boğazımda düğümlendi. Sadece, “Artık ihtiyacım yok,” diyebildim ve kapıyı kapattım.

O gece annemle uzun uzun konuştuk. Annem, “Babanı affetmek zorunda değilsin, ama kendini de bu yükle cezalandırma,” dedi. Ama ben affedemedim. Çünkü onun gidişiyle çocukluğum da gitmişti. Üniversiteye başladığımda, burs kazanmak için gece gündüz çalıştım. Annemin yüzünde ilk kez bir gurur ifadesi gördüğümde, içimde bir boşluk daha büyüdü. Çünkü o gururu babamdan duymak istiyordum. Her başarımdan sonra, “Baba, bak başardım!” diye haykırmak istedim ama o hiçbir zaman yanımda olmadı.

Bir gün, üniversitenin bahçesinde otururken, arkadaşım Zeynep yanıma geldi. “İpek, neden hep yalnızsın?” diye sordu. “Bazen insan en çok sevdiklerinden en çok yarayı alır,” dedim. Zeynep, “Belki de affetmek, kendin için bir şans vermektir,” dedi. O gece, babama yıllar sonra ilk kez bir mesaj attım: “Baba, ben büyüdüm. Ama içimdeki çocuk hâlâ seni bekliyor.” Cevap gelmedi. Ama ben ilk defa, içimdeki yükün biraz hafiflediğini hissettim.

Yıllar geçti, annem yaşlandı. Onunla birlikte yaşlanırken, babamdan bir daha haber almadım. Kendi ailemi kurmaya cesaret edemedim, çünkü bir gün sevdiklerimi kaybetmekten korktum. Her doğum günümde, babamın bana sarılıp “İyi ki doğdun, kızım,” demesini hayal ettim. Ama o hayal, her zaman eksik kaldı.

Şimdi, otuz yaşında bir kadın olarak, çocukluğumun gölgesinde yaşamaya devam ediyorum. Babamın yokluğunda büyüdüm, ama onun yokluğuyla baş etmeyi bir türlü öğrenemedim. Bazen aynaya baktığımda, “Baba, sadece seninle gurur duymanı istedim,” diyorum. Peki, bir çocuğun en büyük arzusu, sadece babasının sevgisi ve gururu mudur? Sizce, affetmek mi daha zor, yoksa unutmak mı?