Kayınvalidemin Gölgesinde: Bir Kadının Sabrı

“Elif, şu perdeyi neden hala değiştirmedin? Ben sana geçen hafta da söyledim, bu renk bizim ailemize uğursuzluk getirir!”

Kayınvalidem Necla Hanım’ın sesi, mutfakta çay demlerken bile kulaklarımda yankılanıyordu. O sabah, yine evimize ansızın gelmiş, salonda otururken gözleriyle her köşeyi süzmeye başlamıştı. Eşim Murat işe gitmişti, evde sadece ben ve Necla Hanım vardık. İçimden derin bir nefes aldım, ama o nefes bile boğazımda düğümlendi. “Tamam Necla Hanım, en kısa zamanda değiştiririm,” dedim, ama sesim titriyordu. O ise başını hafifçe salladı, sanki söylediklerim hiç önemli değilmiş gibi.

Evliliğimizin ilk yılında, Murat’ın ailesiyle yakın olmam gerektiğini biliyordum. Annem hep, “Kızım, evlilik sadece iki kişi arasında olmaz, aileler de birleşir,” derdi. Ama kimse bana, bu birleşmenin bazen insanın kendi benliğini kaybetmesine neden olabileceğini söylememişti. Necla Hanım, oğlunun evlendiği günden beri, evimizin her köşesinde kendi izini bırakmak istiyordu. Perdelerden halılara, mutfak dolaplarından yemek menüsüne kadar her şeye karışıyordu. Hatta bir keresinde, “Elif, bizim ailede pazar günleri kuru fasulye pişer, sen neden makarna yapıyorsun?” diye çıkışmıştı.

Bir gün, Murat eve geldiğinde gözlerim dolmuştu. “Yine mi ağlıyorsun Elif?” dedi, yorgun bir sesle. “Biliyor musun, annen bugün yine bana bağırdı. Sanki evin hanımı ben değilim de oymuş gibi davranıyor,” dedim. Murat, annesinin huyunu bildiği için genellikle sessiz kalırdı. “Boşver, annem öyledir, aldırma,” derdi. Ama ben aldırıyordum. Her geçen gün, kendi evimde yabancı gibi hissetmeye başlamıştım.

Bir akşam, aile yemeği için kayınvalidemin evine davetliydik. Sofrada herkes neşeliydi, ama ben sürekli Necla Hanım’ın bakışlarını üzerimde hissediyordum. Bir ara, “Elif, senin annenin böreği daha güzel olurdu, sen neden onun tarifini almıyorsun?” dedi. O an, içimde bir şeyler koptu. Annem yıllar önce vefat etmişti ve onun böreğini bir daha kimse yapamazdı. Gözlerim doldu, ama kendimi tutmaya çalıştım. Murat ise yine sessizdi, annesine karşı çıkmaya cesaret edemiyordu.

Zamanla, Necla Hanım’ın istekleri daha da artmaya başladı. Sabahları erken saatte arayıp, “Bugün pazara git, taze sebze al, bizim ailede hazır gıda yenmez,” diyordu. Bazen de, “Murat’ın gömleklerini ütülemeyi unutma, oğlumun işi başından aşkın,” diye tembihliyordu. Kendi annemden görmediğim ilgiyi, kayınvalidemden baskı olarak görüyordum. Her gün biraz daha tükeniyordum.

Bir gün, Murat’la tartıştık. “Senin annen yüzünden evimizde huzur kalmadı!” dedim. O ise, “Annem yaşlı, biraz anlayışlı ol,” diye karşılık verdi. “Ama ben de insanım Murat! Kendi evimde nefes alamıyorum,” diye bağırdım. O gece, ilk defa ayrı odalarda yattık. Sabaha kadar gözyaşlarım yastığımı ıslattı.

Bir sabah, kapı çaldı. Açtığımda Necla Hanım karşımdaydı. Elinde bir poşet, içinde kendi yaptığı reçeller vardı. “Bunları Murat çok sever, senin reçellerin biraz sulu oluyor,” dedi. O an, içimdeki öfke patladı. “Necla Hanım, lütfen artık bana karışmayın! Ben elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum, ama hiçbir zaman size yaranamıyorum!” dedim. O ise şaşkınlıkla bana baktı, ilk defa sesimi yükselttiğimi görüyordu. “Ben sadece oğlumun iyiliğini istiyorum,” dedi. “Ama ben de onun karısıyım, biraz da benim iyiliğimi düşünün!” dedim, gözlerimden yaşlar süzülürken.

O günden sonra, Necla Hanım bir süre eve gelmedi. Murat, annesinin kırıldığını söyledi. “Belki de biraz uzak kalmak iyi gelir,” dedim. O günlerde, evimizde ilk defa huzur vardı. Kendi yemeklerimi yapıyor, istediğim gibi giyiniyor, perdeleri bile değiştirdim. Murat da zamanla annesinin baskısından kurtulmaya başladı. Bir akşam, “Elif, annemle konuşmamız lazım,” dedi. “Ben de senin yanında olacağım.”

Bir pazar günü, Necla Hanım’ı çaya davet ettik. Masada üçümüz oturduk. Murat, “Anne, Elif benim eşim. Onun da bir hayatı, bir tarzı var. Lütfen biraz daha anlayışlı ol,” dedi. Necla Hanım başını eğdi, uzun süre sessiz kaldı. Sonra, “Belki de haklısınız. Ben oğlumu kaybetmekten korkuyorum, o yüzden bu kadar karışıyorum,” dedi. O an, onun da aslında yalnız ve korkmuş bir kadın olduğunu fark ettim. “Biz bir aileyiz, ama herkesin nefes almaya ihtiyacı var,” dedim. O günden sonra, ilişkimiz yavaş yavaş düzeldi. Necla Hanım hâlâ zaman zaman eski huylarını gösterse de, artık sınırlarımızı daha iyi koruyabiliyorduk.

Bazen düşünüyorum, bir kadının sabrı ne kadar zorlanabilir? Kendi evimde huzuru bulmak için nelerden vazgeçtim, neleri göze aldım? Siz olsaydınız, kayınvalidenizin baskısına nasıl dayanırdınız?