Yılbaşı Gecesi Açılan Bir Zarf: Bir Ailenin Sessiz Çığlığı
“Yine mi kız?” Annemin sesi, yılbaşı gecesinin neşesini bir anda bıçak gibi kesti. Sofrada herkesin yüzü dondu, gözler bana çevrildi. Elif’in elleri titriyordu, Murat ise başını önüne eğmişti. O an, içimde yıllardır bastırdığım bir öfke ve utanç dalgası yükseldi. Ben ise sadece gülümsedim; çünkü annemdi, çünkü aileydi, çünkü susmak bazen konuşmaktan daha kolaydı.
O zarfta yazan tek bir kelimeydi: “Kız.” İkinci torunum da kız olacaktı. Elif’in gözlerinde hem sevinç hem de annesinin onayını arayan bir korku vardı. “Anne, mutlu musun?” diye sordu fısıltıyla. Boğazım düğümlendi. Mutlu muydum? Elbette! Ama içimde, çocukluğumdan beri bana öğretilen o eski ses yankılandı: “Erkek evlat gerek, soy devam etmeli…”
Babam sağ olsaydı, sofrada şimdi başka bir hava olurdu. O da annem gibi düşünürdü. Ama ben kızımı, torunlarımı, kadın olmanın ne demek olduğunu en iyi bilenlerdenim. Yine de, o gece annemin sözleriyle geçmişin gölgesi üzerime çöktü.
Elif’in çocukluğunu düşündüm. İlkokulda saçlarını iki yandan örüp okula gönderdiğim sabahları… Her bayramda yeni elbise almak için harçlık biriktirdiğim günleri… Sonra Murat’la tanışmasını, üniversiteyi bitirip kendi ayakları üzerinde durmasını… Hep gurur duydum onunla. Ama annem için bunların hiçbiri yeterli olmadı. O hep bir erkek torun istedi.
Sofrada sessizlik uzadıkça uzadı. Küçük torunum Asya, “Anneanne, ben abla olacağım!” diye sevinçle bağırınca herkes biraz rahatladı. Murat’ın annesi Gülseren Hanım hemen lafa girdi: “Kız çocukları evin bereketidir, Allah sağlık versin.” Annem ise başını iki yana salladı: “İyi de, soyumuz ne olacak?”
O an patlamak istedim. Yıllardır sustuğum her şey dilimin ucuna geldi. Ama Elif’in gözlerindeki endişeyi görünce yutkundum. Çünkü biliyordum; bu sofrada söylenecek her söz, yarın başka bir tartışmanın fitilini ateşleyecekti.
Gece ilerledikçe herkes kendi köşesine çekildi. Elif yanıma geldi, sessizce oturdu. “Anne, ben yanlış mı yaptım?” dedi. Gözleri dolmuştu. Ona sarıldım. “Sen hiçbir zaman yanlış yapmadın kızım,” dedim. “Senin kızın olacak diye üzülmek mi? Asıl utanmamız gereken bu düşünceler.”
Ama Elif’in içi rahatlamadı. “Babaannem bana hep erkek çocuk doğurmanın ailedeki yerimi güçlendireceğini söyledi. Şimdi ikinci kez kızım olacak diye korkuyorum.”
O an içimdeki zincirler koptu. “Bak kızım,” dedim, “Ben de senin yaşındayken aynı korkuları yaşadım. Sen doğduğunda baban çok sevinmişti ama annem günlerce surat astı. Hep erkek torun istedi. Ama ben seni hiç eksik görmedim.”
Elif başını omzuma yasladı. “Peki ya Murat? O da üzülüyor mu?”
Murat kapının önünde sigara içiyordu. Yanına gittim. “Oğlum,” dedim, “Sen ne hissediyorsun?”
Başını kaldırmadan konuştu: “Anne, ben Elif’i seviyorum. Kız ya da erkek fark etmez ama ailede herkesin beklentisi sırtıma yük oldu.”
O an anladım ki bu mesele sadece kadınların değil, erkeklerin de yüküydü bu ülkede. Herkesin sırtında görünmez zincirler vardı.
Gece yarısı olmuştu, havai fişekler patlıyordu dışarıda ama bizim evde sessizlik vardı. Annem odasına çekilmişti, Gülseren Hanım torununu uyutmaya çalışıyordu.
Ben mutfakta tek başıma bulaşıkları yıkarken gözyaşlarımı tutamadım. Kendi anneme kızgındım ama ona da acıyordum; çünkü o da aynı baskılarla büyümüştü. Onun annesi de ona aynı şeyleri söylemişti.
Sabah olduğunda Elif kahvaltı sofrasına gelmedi. Kapısını çaldım, içeri girdim. Yatakta oturmuş, elinde bebek kıyafetleriyle ağlıyordu.
“Anne,” dedi, “Kızımı sevecek miyim? Ya ona da yetemem diye korkuyorum.”
Yanına oturdum, ellerini tuttum: “Sen çok iyi bir annesin Elif’im. Kızın da senin gibi güçlü olacak.”
O gün karar verdim; bu döngüyü kıracaktım. Anneme gittim, karşısına oturdum.
“Anne,” dedim, “Bize yıllardır erkek çocuk doğurmanın önemini anlattın ama ben iki kızımla da gurur duyuyorum. Torunlarımı ayırmanı istemiyorum.”
Annem başını eğdi: “Ben de zamanında çok çektim kızım… Ama alışkanlık işte.”
“Alışkanlıklar değişir anne,” dedim kararlı bir sesle.
O günden sonra sofralarımızda bu konu daha az konuşulur oldu ama biliyorum ki tam anlamıyla bitmedi. Yine de Elif’in ikinci kızı doğduğunda annem hastaneye ilk gelenlerden biri oldu ve torununu kucağına alınca gözyaşlarını tutamadı.
Şimdi bazen düşünüyorum: Biz kadınlar neden hep birilerine kendimizi ispatlamak zorundayız? Neden ailedeki sevgimiz bile cinsiyete göre ölçülüyor? Sizce bu zincirleri kırmak mümkün mü?