Artık Sadece Kendi Çocuğuma Borçluyum: Bir Anne Hikayesi
“Zeynep, sen artık kimseye borçlu değilsin, sadece kendi çocuğuna…” Annemin sesi, yıllar önceki bir akşamdan kulağımda yankılanıyor. O zamanlar anlamamıştım, şimdi ise her kelimesi içimi yakıyor. Bugün, haftalardır beklediğim o nadir izin günlerinden biriydi. Sabah erkenden kalktım, evde sessizlik hâkimdi. Eşim Murat ve oğullarım Emir ile Kerem, futbol maçı için şehir dışına gitmişlerdi. Evde yalnızdım. Bu fırsatı ailem için özel bir şey yapmakla değerlendirmek istedim. Herkesin bayıldığı elmalı kek aklıma geldi. Mutfağa girdim, elmaların kabuklarını soymaya başladım. Şeker, tarçın, ceviz… Her şey hazırdı. Ama un bitmişti.
Bir an duraksadım. “Ne zaman alışverişe çıkmıştım en son?” diye düşündüm. Son zamanlarda her şey üst üste gelmişti. Murat’ın iş yerindeki sorunları, çocukların okul masrafları, annemin hastalığı… Kendimi hep ikinci plana atmıştım. Ama bugün, sadece ailem için bir şey yapmak istiyordum. Hemen montumu giydim, anahtarı aldım ve evden çıktım. Hava kapalıydı, hafif bir yağmur çiseliyordu. Mahalledeki bakkala doğru yürürken, içimde garip bir huzursuzluk vardı. Sanki bir şey olacakmış gibi.
Bakkala vardığımda, kasada Ayşe Abla vardı. “Zeynep, hayırdır, bugün yalnızsın?” diye sordu. Gülümsedim, “Çocuklar ve Murat dışarıda, ben de kek yapacağım ama un kalmamış,” dedim. Ayşe Abla, “Senin gibi bir anneye helal olsun, vallahi. Herkes kendi derdinde, sen hâlâ ailenin peşindesin,” dedi. İçimden bir şeyler koptu. Gerçekten de öyle miydi? Hep başkalarının mutluluğu için mi yaşıyordum?
Unu alıp eve dönerken, komşumuz Sevim Hanım kapıda beni bekliyordu. “Zeynep, bir dakika konuşabilir miyiz?” dedi. Yorgun bir şekilde başımı salladım. “Buyur Sevim Abla.” “Dün gece Murat’ı gördüm, parkta biriyle tartışıyordu. Sesi yüksekti, yanındaki kadın ağlıyordu. Bir sorun mu var?” dedi. İçim buz kesti. Murat’ın son zamanlarda gergin olduğunu biliyordum ama başka bir kadınla tartıştığını duymak… “Bilmiyorum Sevim Abla, belki iş yerinden biridir,” dedim, ama sesim titriyordu. “Sen iyi misin?” diye sordu. “İyiyim, sağ ol,” deyip eve girdim.
Kapıyı kapatır kapatmaz, sırtımı duvara yasladım. Gözlerim doldu. Murat bana hiçbir şey anlatmıyordu. Son zamanlarda aramızda bir duvar vardı. Akşamları eve geç geliyor, çocuklarla bile ilgilenmiyordu. Ben ise her şeyi toparlamaya çalışıyordum. Annemin hastalığı, çocukların ödevleri, evin işleri… Hepsi benim omuzlarımdaydı. Peki ya ben? Ben ne istiyordum? Kimse bana bunu sormuyordu. Ben de kendime sormuyordum.
Kek hamurunu hazırlarken, gözyaşlarım una karıştı. Elmaların kokusu mutfağı sardı ama içimde bir boşluk vardı. Fırının başında beklerken, Murat’ın telefonunu karıştırdığım o geceyi hatırladım. Bir kadından gelen mesajlar… “Seninle konuşmamız lazım.” Murat’a sorduğumda, “İş yerinden bir arkadaş, yanlış anlama,” demişti. Ama içimde bir şüphe vardı. O şüphe, her geçen gün büyüdü. Murat bana yabancılaşmıştı. Ben ise çocuklar için her şeyi görmezden geliyordum.
Kek piştiğinde, ev mis gibi koktu. Ama ben o kokunun ardında boğuluyordum. Pencerenin önüne oturdum, yağmur damlalarını izledim. Annemin sözleri yine aklımda: “Zeynep, hayat kısa. Kendini unutma. Herkes gider, bir tek çocuğun kalır yanında.” O an, oğlum Emir’in geçen hafta bana söylediği sözleri hatırladım: “Anne, sen hiç mutlu olmuyor musun?” O kadar şaşırmıştım ki cevap verememiştim. Mutlu muyum? Bilmiyorum. Belki de yıllardır sadece başkalarını mutlu etmeye çalışıyordum.
Akşam oldu, Murat ve çocuklar geldi. Emir ve Kerem sevinçle kekin başına üşüştü. Murat ise sessizce salona geçti. Göz göze gelmedik. Çocuklar odalarına çekilince, Murat yanıma geldi. “Zeynep, konuşmamız lazım,” dedi. Kalbim hızla çarptı. “Ne oldu?” dedim. “Bilmiyorum, son zamanlarda aramızda bir şeyler değişti. Ben de mutsuzum. Belki de biraz ayrı kalmamız gerekiyor,” dedi. Gözlerim doldu. “Başka biri mi var?” diye sordum. “Hayır, kimse yok. Sadece… kendimi kaybettim,” dedi. O an, yıllardır içimde biriktirdiğim her şey döküldü. “Ben de kendimi kaybettim Murat. Hepimiz kaybolduk. Ama ben çocuklar için ayakta kalmaya çalışıyorum. Sen ise kaçıyorsun,” dedim. Murat başını eğdi. “Belki de ikimiz de biraz kendimize dönmeliyiz,” dedi.
O gece, çocuklar uyuduktan sonra uzun uzun düşündüm. Annemin sözleri, Emir’in sorusu, Murat’ın itirafı… Hepsi bir aradaydı. Sabah olduğunda, aynada kendime baktım. Gözlerimin altı mor, yüzüm yorgundu. Ama ilk defa, içimde bir karar vardı. Artık kimseye borçlu değildim. Sadece kendi çocuğuma, kendi hayatıma borçluydum. Murat’la konuşup bir süre ayrı kalmaya karar verdik. Kolay olmadı. Ailelerimiz tepki gösterdi, komşular dedikodu yaptı. Ama ben ilk defa kendim için bir şey yaptım.
Şimdi, aylar geçti. Annem vefat etti, çocuklar büyüyor. Murat’la aramızda hâlâ bir mesafe var ama birbirimize saygı duymayı öğrendik. En önemlisi, ben kendime dönmeyi öğrendim. Her sabah, aynaya bakıp kendime soruyorum: “Zeynep, bugün ne istiyorsun?” Belki de hayat, başkalarını mutlu etmeye çalışırken kendimizi unutmamakmış. Siz hiç kendinizi unuttuğunuz oldu mu? Ya da sırf başkaları için yaşadığınız bir an? Lütfen bana yazın, yalnız olmadığımı bilmek istiyorum.