İnancın Gücü: Elif’in Kemoterapiyle Mücadelesi

“Elif, kalk kızım, kahvaltı hazır!” Annemin sesi, evin koridorunda yankılanırken, gözlerimi araladım. Yastığımda bir tutam saç gördüm; parmaklarım titreyerek dokundu. İçimde bir şeyler koptu o an. “Allah’ım, bu da mı başıma gelecekti?” dedim içimden. O sabah, kemoterapinin ilk etkilerini bedenimde hissetmeye başlamıştım. Annem kapıdan başını uzattı, gözleri dolu dolu, ama gülümsemeye çalışıyor. “Hadi kızım, Murat bekliyor.”

Murat, mutfakta çay doldururken bana bakmamaya çalışıyordu. O da biliyordu, ben de biliyordum; ama ikimiz de konuşamıyorduk. Oğlum Emir ise köşede sessizce çizgi film izliyordu, ama gözleri sürekli bana kayıyordu. “Anne, saçların neden dökülüyor?” diye sordu birden. Boğazım düğümlendi. “Hastayım oğlum, ama iyileşeceğim. Söz veriyorum.”

İlk kemoterapi günü, hastanenin soğuk koridorlarında Murat’ın elini sımsıkı tutarak yürüdüm. İçimde korku, öfke ve çaresizlik birbirine karışmıştı. Hemşire, “Hazır mısınız Elif Hanım?” diye sorduğunda, gözlerimi kapatıp dua ettim: “Allah’ım, bana güç ver. Oğlumu annesiz bırakma.”

Tedavi odasında, yanımda başka kadınlar da vardı. Kimisi başörtüsüyle, kimisi perukla oturuyordu. Bir kadın bana gülümsedi, “İlk günün mü?” dedi. Başımı salladım. “Geçecek, hepsi geçiyor. Yeter ki sabret.”

Her seans sonrası eve döndüğümde, Murat bana çorba yapar, annem başımı okşardı. Ama geceleri yalnız kalınca, korkularım büyürdü. Bir gece, Murat yanıma uzandı. “Elif, ben sensiz ne yaparım?” dedi fısıltıyla. O an, gözyaşlarım sel oldu. “Ben de sensiz ne yaparım Murat? Ama Allah büyük. Dua edelim, birlikte atlatacağız.”

Bir gün, Emir okuldan ağlayarak geldi. “Arkadaşlarım saçların yok diye benimle dalga geçti. Sen ölecek misin anne?” dedi. Kalbim paramparça oldu. Dizlerimin üstüne çöküp onu kucakladım. “Ölmeyeceğim oğlum. Allah izin verirse, daha çok uzun yıllar yanında olacağım.”

Ailemin desteği olmasa, bu yükün altından kalkamazdım. Annem her sabah bana dua okur, Murat işten gelir gelmez elimi tutardı. Ama bazen, onların da ne kadar yorgun olduğunu hissediyordum. Bir gece, annemi mutfakta ağlarken gördüm. “Anne, ben iyileşeceğim, korkma,” dedim. O ise, “Kızım, senin acını almak için canımı verirdim,” dedi. O an, annemin de ne kadar çaresiz olduğunu anladım.

Bir gün, kemoterapi sonrası eve dönerken, Murat arabayı kenara çekti. “Elif, ben de çok korkuyorum. Ama sana belli etmek istemiyorum. Güçlü olmam gerektiğini düşünüyorum, ama bazen dayanamıyorum,” dedi. Elini tuttum. “Birlikte güçlüyüz Murat. Yalnız değilsin.”

Tedavi ilerledikçe, vücudum zayıfladı, ama ruhum güçlendi. Her gece dua ettim, “Allah’ım, bana sabır ver.” Komşularımız, akrabalarımız arayıp moral vermeye çalıştı. Ama bazıları, “Elif, çok zayıflamışsın, Allah yardımcın olsun,” deyince, içimde bir öfke kabardı. Ben aciz değildim, mücadele ediyordum!

Bir sabah, Emir yanıma geldi. Elinde küçük bir kağıt vardı. “Anne, sen iyileşince birlikte parka gidelim mi?” yazmıştı. O an, hayata tutunmam gerektiğini bir kez daha anladım. Oğlum için, Murat için, annem için…

Tedavinin sonlarına doğru, saçlarım tamamen döküldü. Aynaya bakınca kendimi tanıyamıyordum. Bir gün, Murat bana bir başörtüsü aldı. “Çok yakışacak,” dedi. Aynanın karşısında başörtüsünü bağlarken, gözlerim doldu. “Ben hala benim,” dedim kendi kendime. “Saçlarım yok, ama umudum var.”

Son kemoterapi günü, hastaneden çıkarken Murat bana sarıldı. “Başardın Elif!” dedi. Annem gözyaşları içinde dua etti. Emir ise, “Anne, artık parka gidebilir miyiz?” diye sordu. Gülümsedim. “Evet oğlum, artık gidebiliriz.”

Bu süreçte, inancım bana güç verdi. Her zorlukta Allah’a sığındım, dualarla ayakta kaldım. Ailemle birlikte, hayatın ne kadar değerli olduğunu bir kez daha anladım. Şimdi, aynaya baktığımda saçlarım yavaş yavaş çıkıyor. Ama asıl değişen, ruhum oldu.

Bazen düşünüyorum: İnsan, en karanlık anında bile nasıl umut bulabiliyor? Siz hiç, bir duanın insanı hayata döndürdüğünü hissettiniz mi?