Kapılar Kapalı Kaldığında: Bir Gece, Bir Vicdan, Bir Hayat
“Aç kapıyı, ne olur! Çocuklar üşüyor!” Lejla’nın sesi, yağmurun ve gök gürültüsünün arasında yankılandı. O an, mutfağın loş ışığında, elimde çay bardağıyla donup kaldım. Serkan, gözlerini benden ayırmadan, “Sakın açma, Zeynep. Bize bulaşmasınlar. O işlere karışmak istemiyorum,” dedi. İçimde bir şeyler koptu. Lejla benim çocukluk arkadaşım, kardeşimden farksız. Onun gözyaşlarını, çocuklarının korkusunu görmezden gelmek… Nasıl olurdu?
Ama Serkan’ın bakışları, yıllardır süren evliliğimizin ağırlığı, mahalledeki dedikodular… Her şey üstüme üstüme geliyordu. “Serkan, Lejla’nın kocası ona vurmuş. Çocuklar korkudan titriyor. Onları nasıl dışarıda bırakırım?” dedim, sesim titreyerek. Serkan ise kararlıydı: “O kendi hayatını yaşasın. Bizim ailemizi tehlikeye atamazsın. Yarın herkes konuşur, çocuklarımızı da etkiler.”
O an, içimdeki vicdanla, ailemin huzuru arasında sıkışıp kaldım. Kapının arkasında Lejla’nın hıçkırıkları, içeride Serkan’ın öfkesi… Bir adım attım kapıya doğru, ama elim titredi. “Zeynep, yalvarırım!” dedi Lejla, sesi neredeyse fısıltıya dönmüştü. O an, gözümün önüne çocukluğumuz geldi. Birlikte ip atladığımız, sırlarımızı paylaştığımız günler. “Serkan, lütfen… Sadece bu gece. Sabah olunca giderler,” dedim. Ama Serkan’ın yüzü taş kesildi: “Ya ben ya o, Zeynep. Seçimini yap.”
O an, hayatımın en zor seçimini yapmak zorunda kaldım. Kapının tokmağını tuttum, ama açamadım. Lejla’nın ayak sesleri uzaklaştı, çocukların ağlaması yağmurun sesine karıştı. O gece, sabaha kadar gözyaşları içinde, kendimden nefret ederek bekledim. Sabah olduğunda, Lejla’dan bir haber alamadım. Telefonunu açmadı, mesajlarıma cevap vermedi. Mahallede dedikodular dolaşmaya başladı. “Lejla çocuklarıyla birlikte kaybolmuş,” dediler. Kimse ona sahip çıkmamıştı. Ben de…
Günler geçtikçe, içimdeki suçluluk büyüdü. Serkan, “Doğru olanı yaptın,” dedi her fırsatta. Ama ben aynaya bakamaz oldum. Çocuklarımın gözlerine bakarken, içimde bir boşluk hissettim. Onlara nasıl insanlık, vicdan anlatabilirdim ki? Bir gün, markette Lejla’nın annesiyle karşılaştım. Gözleri kan çanağı gibiydi. “Sen de mi kapını kapattın, Zeynep?” dedi. O an, yerin dibine girdim. “Ben… Korktum. Serkan izin vermedi,” diyebildim. Kadıncağız başını salladı: “Kızım, insan insanın yurdudur. Sen yurt olamadın.”
O günden sonra, mahallede bana bakışlar değişti. Herkesin bildiği ama kimsenin konuşmadığı bir suçun ortağıydım artık. Serkan’la aramda görünmez bir duvar örüldü. O, her zamanki gibi hayatına devam etti. Ama ben, her gece Lejla’nın ve çocuklarının başına ne geldiğini düşünerek uyuyamaz oldum. Bir gün, Lejla’dan bir mektup geldi. “Zeynep, o gece kapını açmadın ya, ben de bir daha kimseye güvenmemeyi öğrendim. Çocuklarım için başka bir şehirde, sıfırdan başladım. Seni affedemem, ama anlıyorum. Herkes kendi korkusunun esiri. Hoşça kal.”
Mektubu okurken, gözyaşlarım sel oldu. O an, hayatım boyunca taşıyacağım bir yükün altına girdiğimi anladım. Serkan’a döndüm, “Biz ne yaptık?” dedim. O ise, “Kendimizi koruduk,” dedi. Ama ben biliyorum ki, insan bazen başkasını korumadan kendini de koruyamaz. O günden sonra, mahallede birine bir şey olsa, ilk ben koşuyorum. Ama Lejla yok. Onun yokluğunda, dostluğun, vicdanın ve insanlığın ne demek olduğunu yeniden öğreniyorum.
Şimdi, her yağmurlu gecede, kapımın önünde birinin durup durmadığını kontrol ediyorum. Belki bir gün, Lejla geri döner. Belki affeder. Ama asıl soru şu: Biz, korkularımızı aşmadan gerçekten insan olabilir miyiz? Siz olsaydınız, ne yapardınız?