Artık Kimsenin Beklemediği Pencere
“Anne, neden hâlâ o pencerenin önünde oturuyorsun?” diye sordum bir sabah, sesim titreyerek. Annem, incecik omuzlarını silkti, gözlerini camdan ayırmadan, “Belki biri gelir,” dedi. O an, içimde bir şeyin kırıldığını hissettim. O pencere, yıllardır bizim için bir umut kapısıydı; babamın işten dönüşünü, ablamın okuldan gelişini, hatta komşuların selamını beklerdik. Ama artık kimse gelmiyordu. O pencerenin önünde, kimseyi beklemenin anlamı kalmamıştı.
Her şey geçen baharda başladı. Babam, işten çıkarıldıktan sonra evdeki sessizlik daha da ağırlaştı. Annem, sabahları erkenden kalkıp kahvaltı hazırlamayı bıraktı. Ben ise üniversite sınavına hazırlanıyordum ama kafamı toparlayamıyordum. Evdeki hava, sanki sürekli yağmur yağacakmış gibi griydi. Bir gün, ablam Elif, “Ben İstanbul’a taşınıyorum,” dedi. Annem önce karşı çıktı, “Kızım, burada kal, birlikte atlatırız,” dedi. Ama Elif kararlıydı. “Burada boğuluyorum anne. Benim de bir hayatım var,” diye bağırdı. O tartışmanın ardından Elif, bir valizle çıktı gitti. Annem, o günden sonra pencerenin önünden kalkmaz oldu.
Babam ise kendi içine kapandı. Akşamları televizyonun karşısında oturup, eski Türk filmlerini izlerdi. Bir gün, ona iş bulup bulmadığını sordum. Gözlerini kaçırdı, “Sen dersine bak,” dedi. O an, babamın da artık umut etmediğini anladım. Evde herkes kendi köşesine çekilmişti. Annem pencerenin önünde, babam koltukta, ben ise odamda, Elif ise artık başka bir şehirdeydi. Birbirimize dokunamıyorduk, konuşamıyorduk. Sanki evin duvarları kalınlaşmış, seslerimizi birbirimize ulaştırmıyordu.
Bir akşam, annemin ağladığını duydum. Sessizce odasına girdim. “Anne, iyi misin?” dedim. Gözleri şişmişti. “Biliyor musun, eskiden bu pencereden bakınca, hayatın devam ettiğini hissederdim. Şimdi ise sadece bekliyorum. Kimse gelmeyecek biliyorum ama yine de bekliyorum,” dedi. O an, annemin ne kadar yalnız olduğunu fark ettim. Ona sarıldım, ama sarılmamız bile o soğukluğu dağıtmadı. İçimde bir öfke büyüdü; neden bu kadar yalnızdık, neden kimse birbirine el uzatmıyordu?
Bir gün, babam ansızın evi terk etti. Masanın üstünde bir not bıraktı: “Kendimi bulmam lazım.” Annem, notu okurken titriyordu. “Ben ne yaptım ki?” diye mırıldandı. O günden sonra, evdeki sessizlik daha da derinleşti. Annem, pencerenin önünde oturup saatlerce dışarı bakıyordu. Ben ise, ders çalışmaya çalışıyor ama hiçbir şeye odaklanamıyordum. Arkadaşlarım aradığında, “Her şey yolunda,” diyordum ama içimde fırtınalar kopuyordu.
Bir gece, Elif aradı. “Anne nasıl?” diye sordu. “İyi değil,” dedim. “Sen de iyi değilsin, biliyorum,” dedi. O an, gözlerim doldu. “Elif, neden gittin?” dedim. “Burada kalırsam ben de annem gibi olacaktım. Kendi hayatımı kurmak istedim,” dedi. Ona kızamıyordum, çünkü ben de kaçmak istiyordum. Ama annemi yalnız bırakamazdım. O pencerenin önünde, annemin bekleyişini izlerken, kendi hayatımın da durduğunu hissediyordum.
Bir sabah, annem pencerenin önünde uyuyakalmıştı. Üzerine bir battaniye örttüm. O an, ona ne kadar ihtiyacım olduğunu fark ettim. Ama aynı zamanda, onun da bana ihtiyacı vardı. “Anne, birlikte bir şeyler yapalım mı?” dedim. Gözleri parladı, ama hemen ardından söndü. “Ne yapabiliriz ki?” dedi. “Birlikte yürüyüşe çıkabiliriz, bir yerlere gidebiliriz,” dedim. Başını salladı ama kalkmadı. O pencere, annemi kendine hapsetmişti sanki.
Günler geçtikçe, evdeki hava daha da ağırlaştı. Komşular bile artık uğramıyordu. Bir gün, annem hastalandı. Doktora götürdüm. “Psikolojik olarak çok yıpranmış,” dedi doktor. “Onu mutlu edecek bir şeyler bulmalısınız.” Ama ne yapabilirdim ki? Annemi ne mutlu ederdi? Elif’i aradım, “Anneye bir mektup yazar mısın?” dedim. “Yazarım,” dedi. Birkaç gün sonra, Elif’in mektubu geldi. Annem, mektubu okurken ağladı. “Kızım beni unutmamış,” dedi. O an, ilk kez gülümsediğini gördüm. Ama o gülümseme, kısa sürdü.
Bir akşam, annemle birlikte otururken, “Sen de gitmek istiyor musun?” diye sordu. “Bilmiyorum anne,” dedim. “Ama seni burada yalnız bırakmak istemiyorum.” Annem, elimi tuttu. “Benim için hayatını feda etme. Senin de bir hayatın var,” dedi. O an, annemin ne kadar güçlü olduğunu fark ettim. Ama aynı zamanda, ne kadar kırılgan olduğunu da. O pencerenin önünde, annemin bekleyişi devam ediyordu. Ama artık, ben de o pencerenin önünde bekliyordum. Belki bir gün, babam döner, Elif gelir, her şey eski haline döner diye umut ediyordum. Ama içimde bir ses, bunun asla olmayacağını fısıldıyordu.
Bir sabah, pencerenin önünde otururken, dışarıda oynayan çocukları izledim. Onlar, hayatın devam ettiğini gösteriyordu. Anneme döndüm, “Anne, belki de beklemeyi bırakmalıyız,” dedim. Annem, uzun uzun bana baktı. “Belki de haklısın,” dedi. O an, içimde bir huzur hissettim. Belki de, hayat beklemekten ibaret değildi. Belki de, yeni bir başlangıç yapmanın zamanı gelmişti.
Şimdi, o pencerenin önünde otururken, kendime soruyorum: Gerçekten beklediğimiz şey, geri dönecek mi? Yoksa, beklemeyi bırakıp hayatımıza devam etmeli miyiz? Siz olsanız, ne yapardınız?