Arkamdan Dalga Geçen Kocama Hayatının Dersini Verdirdim
“Elif, senin gibi biriyle evli olduğuma bazen inanamıyorum, gerçekten!” dedi Murat, kahkahasını zor tutarak, telefonda arkadaşına. O an, mutfakta çay demlerken duydum bu cümleyi. Kalbim sanki yerinden çıkacak gibi oldu. O ana kadar, evliliğimizdeki sorunları hep görmezden gelmiş, her şeyi yoluna koyabileceğime inanmıştım. Ama Murat’ın, benimle dalga geçtiğini, arkamdan alay konusu yaptığını duymak, bana hayatımın en büyük tokadını attı.
Ben Elif Yıldız, 35 yaşındayım. İstanbul’un kalabalığında, hayatımı kendi tırnaklarımla kazıyarak inşa ettim. Üniversiteden mezun olduktan sonra, büyük bir hukuk bürosunda avukat olarak çalışmaya başladım. Herkes bana “Elif, senin gibi bir kadın her şeyi başarır” derdi. Gerçekten de, işimde başarılıydım, saygı görüyordum. Sonra Murat’la tanıştım. O zamanlar bana güven veren, sıcak, anlayışlı bir adamdı. Birlikte bir hayat kurduk, kızımız Zeynep dünyaya geldi. O gün, hayatımın en mutlu günüydü. Ama annelikle birlikte, kariyerimi biraz geriye çekmek zorunda kaldım. Murat ise işinde yükselmeye devam etti.
Zamanla aramızda bir mesafe oluştu. Ben evde çocukla ilgilenirken, Murat iş toplantılarında, arkadaş buluşmalarında daha çok vakit geçirir oldu. Yine de, ona hep destek oldum. Onun için en iyi eşi, en iyi anne olmaya çalıştım. Ama o gün, mutfakta duyduğum o cümleyle, her şeyin bir yalan olduğunu anladım. Murat, telefonda arkadaşına benim ne kadar “saf” olduğumu, “her şeye inandığımı”, “evde oturup çocuk bakmaktan başka bir işe yaramadığımı” anlatıyordu.
O gece, gözyaşlarımı yastığıma akıttım. Sabah olduğunda ise, artık eski Elif olmayacağıma karar verdim. Kendime söz verdim: Ya Murat’a hak ettiği dersi verecektim, ya da bu evlilikte tamamen yok olacaktım.
Bir hafta boyunca, hiçbir şey olmamış gibi davrandım. Murat, akşamları eve geç gelmeye devam etti. Yorgun olduğunu, işlerinin yoğunlaştığını söyledi. Ama ben artık ona inanmıyordum. Bir gün, telefonunu masada unuttu. Dayanamadım, mesajlarına baktım. Arkadaşlarıyla yazışmalarında, benimle ilgili yaptığı alaycı esprileri, hatta bazen hakaretleri gördüm. “Elif yine evde dır dır ediyor”, “Karı koca değil, ana oğul gibiyiz” yazmıştı. İçimden bir şeyler koptu.
O akşam, annemi aradım. “Anne, ben artık dayanamıyorum. Murat bana saygı duymuyor, arkamdan dalga geçiyor” dedim. Annem, “Kızım, kimseye kendini ezdirme. Sen güçlü bir kadınsın. Ne gerekiyorsa yap” dedi. O an, içimde bir güç hissettim.
Ertesi gün, eski iş yerimi aradım. Patronum, “Elif, seni tekrar aramızda görmek harika olur” dedi. Kızımı anneme bıraktım, görüşmeye gittim. Yeniden çalışmaya başlamam için her şey hazırdı. Eve döndüğümde, Murat’a hiçbir şey söylemedim. Ama artık onun gözünün içine bakarak, eski Elif olmadığımı hissettirdim.
Bir hafta sonra, Murat yine arkadaşlarıyla dışarı çıkmak istedi. Ben de “Benim de bu akşam bir işim var, Zeynep’i anneme bırakacağım” dedim. Şaşırdı. “Ne işi?” diye sordu. “Çalışmaya başladım, Murat. Artık ben de kendi hayatıma dönüyorum” dedim. Yüzü bembeyaz oldu. “Sen… bana sormadan mı başladın?” dedi. “Evet, çünkü artık senin onayına ihtiyacım yok” dedim.
O gece, Murat eve geç geldi. Surat asıktı. “Seninle konuşmamız lazım” dedi. “Elif, ben seni kırmak istemedim. Arkadaşlarla şakalaşıyorduk, ciddiye alma” dedi. Gözlerinin içine baktım. “Murat, ben seninle evlenirken bana saygı göstereceğine inandım. Ama sen, beni küçümsedin, arkamdan dalga geçtin. Şimdi ise, ben kendi hayatımı kuruyorum. Ya bana hak ettiğim değeri verirsin, ya da bu evlilik burada biter” dedim.
O an, Murat’ın gözlerinde ilk defa bir korku gördüm. “Elif, özür dilerim. Gerçekten… seni kaybetmek istemem” dedi. Ama ben, onun sözlerine artık inanmıyordum. Ertesi gün, avukatıma gittim. Boşanma davası açmaya karar verdim. Murat, yalvardı, ağladı. Ama ben kararımı vermiştim.
Boşanma süreci zorlu geçti. Aileler araya girdi, Murat’ın annesi “Oğlum hata yaptı, affet” dedi. Ama ben, yıllarca biriktirdiğim acıyı, aşağılanmayı affedemedim. Kızım Zeynep için güçlü olmak zorundaydım.
Aylar sonra, boşandık. Kendi evime taşındım, işime dört elle sarıldım. Zeynep’le birlikte yeni bir hayat kurduk. İlk başta çok zorlandım. Geceleri yalnız ağladım, “Neden ben?” diye sordum. Ama zamanla, kendi ayaklarım üzerinde durmanın gururunu hissettim.
Bir gün, Murat aradı. “Elif, seni kaybettiğim için çok pişmanım. Keşke sana daha çok değer verseydim” dedi. Sadece “Artık çok geç, Murat” dedim. Telefonu kapattıktan sonra, aynaya baktım. Karşımdaki kadını ilk defa bu kadar güçlü gördüm.
Şimdi, bazen düşünüyorum: Bir insan, sevdiği kişiye nasıl bu kadar acımasızca davranabilir? Sizce, bir kadının kendine saygısı, bir evliliği kurtarmak için feda edilmeli mi? Yoksa, insan önce kendine mi sahip çıkmalı? Yorumlarınızı bekliyorum.