Kızın Plaja Gitmiyor Ama Yine de Gezi İçin Para Lazım
“Senin kızın plaja gelmiyor ama yine de bana gezi için para lazım,” dedi annem, mutfakta kahvaltı masasının başında otururken. Sesi, çaydanlığın fokurtusunu bastıracak kadar netti. Bir an için elimdeki bardağı bırakıp ona baktım. Gözlerinde, yıllardır alışık olduğum o kararlı bakış vardı. Annem, torunlarını tatile götürmek istiyordu; biri abimin oğlu Emir, diğeri ise benim kızım Zeynep. Ama Zeynep, bu yıl sınavlara hazırlanıyordu ve gitmek istememişti. Buna rağmen annem, benden de para istiyordu.
“Anne, Zeynep gelmiyor ki. Neden ben de para vereceğim?” dedim, sesim titreyerek. Annem, kaşlarını çatıp bana döndü. “Kızım, Emir de benim torunum, Zeynep de. Ben onları ayırmam. Hem bu işin adeti böyledir, herkes elini taşın altına koyacak.”
O an içimde bir şeyler koptu. Yıllardır, abimle aramızdaki farkı hissetmişimdir. Annem, her zaman abimi kayırırdı. Çocukken bile, abim bir hata yaptığında üstü örtülür, ben ise en küçük yanlışımda azar işitirdim. Şimdi de aynı şey oluyordu. Kızım gitmiyor, ama ben yine de para vereceğim. Çünkü annemin gözünde, abimin çocuğu her zaman daha öncelikliydi.
Kahvaltı masasında bir sessizlik oldu. Emir, ekmeğine reçel sürerken göz ucuyla bana baktı. Zeynep ise odasında, sınav kitaplarının arasında kaybolmuştu. Annem, çayını yudumladıktan sonra, “Bak kızım, bu işler böyle. Sen de anne olunca anlarsın,” dedi. Oysa ben zaten anneyim. Ve annemin adalet anlayışını hiçbir zaman anlamadım.
Birden, çocukluğumdan bir anı geldi aklıma. Bir bayram sabahı, abime yeni bir gömlek alınmıştı, bana ise geçen senenin elbisesi verilmişti. Annem, “Sen zaten dikkatli kullanıyorsun, yenisine gerek yok,” demişti. O gün, abimin gözlerindeki sevinci ve kendi içimdeki kırgınlığı hiç unutamadım. Şimdi ise, aynı adaletsizlik torunlarımıza yansıyordu.
“Anne, adil değil bu. Zeynep gitmiyor, ama ben de para vereceğim. Abim zaten senden daha çok destek görüyor. Neden hep ben fedakarlık yapmak zorundayım?” dedim. Annem, yüzünü buruşturdu. “Senin derdin para mı? Kardeşin zor durumda, işsiz kaldı. Ben de torunlarımı mutlu etmek istiyorum. Senin de elin rahat, biraz destek olsan ne olur?”
İçimde bir öfke kabardı. Evet, abim işsizdi. Ama yıllardır, ne zaman dara düşse annem hemen ona koşardı. Ben ise kendi sorunlarımı hep kendim çözmek zorunda kalmıştım. Eşimle birlikte, Zeynep’in okul masraflarını, evin borçlarını, her şeyi tek başımıza sırtlamıştık. Annem ise, abime her fırsatta destek olmuş, bana ise “Sen güçlüsün, halledersin,” demişti.
O an, eşim Murat mutfağa girdi. Durumu fark etti ve sessizce bana yaklaştı. “Sorun ne?” diye fısıldadı. Ona gözlerimle “Sonra anlatırım,” dedim. Annem ise, Murat’a dönüp, “Bak oğlum, ben torunları tatile götüreceğim. Senin de katkın olursa sevinirim,” dedi. Murat, bir an duraksadı. “Tabii anne, ama Zeynep bu yıl gitmek istemiyor. Sınavları var,” dedi. Annem, “Olsun, olsun. Herkesin katkısı olsun. Sonuçta aile işi bu,” diye üsteledi.
Kahvaltıdan sonra, Zeynep yanıma geldi. “Anne, babaanne bana kızgın mı? Ben gitmek istemiyorum diye…” dedi, sesi kısık. Ona sarıldım. “Hayır kızım, senin suçun yok. Herkesin kendi hayatı, kendi öncelikleri var,” dedim. Ama içimde, annemin adaletsizliğinin Zeynep’i de etkilemesinden korkuyordum.
O gün, abim aradı. “Anne senden para isteyecekmiş, kusura bakma. Benim elim kolum bağlı,” dedi. Sesi üzgündü ama bir yandan da rahatlamış gibiydi. Çünkü annem, onun yükünü bana yıkıyordu. “Abla, senin durumun iyi ya, annem de ondan istiyor,” dedi. İçimden “İyi mi?” diye geçirdim. Kimse benim geceleri uykusuz kaldığımı, Zeynep’in dershanesini nasıl ödeyeceğim diye düşündüğümü bilmiyordu.
Akşam, eşimle oturup konuştuk. “Ne yapacaksın?” dedi Murat. “Bilmiyorum,” dedim. “Bir yandan annemi kırmak istemiyorum, bir yandan da bu adaletsizliğe daha fazla göz yumamıyorum.” Murat, elimi tuttu. “Sen ne hissediyorsan onu yap. Ama kendini ezdirme,” dedi.
Ertesi sabah, anneme gittim. “Anne, sana para veremeyeceğim,” dedim. Gözleri büyüdü. “Nasıl yani? Herkes elini taşın altına koyacak dedik,” dedi. “Anne, ben yıllardır hep elimi taşın altına koydum. Ama bu sefer yapamayacağım. Zeynep gitmiyor. Hem, abime de biraz sorumluluk düşsün. Benim de yüküm ağır,” dedim. Annem, bir süre sessiz kaldı. Sonra, “Sen bilirsin,” dedi, sesi kırık. O an, içimde bir burukluk hissettim. Ama aynı zamanda bir rahatlama… İlk kez, kendi sınırlarımı çizmiştim.
O hafta, annem Emir’i alıp tatile gitti. Zeynep evde kaldı, ders çalıştı. Annem, döndüğünde bana soğuk davrandı. Ama ben, ilk kez kendim için doğru olanı yapmıştım. Zeynep’e sarıldım, “Kendin için karar vermek bazen zor olur ama en doğrusu budur,” dedim.
Şimdi düşünüyorum da, aile olmak bazen fedakarlık, bazen de sınır koymak demek. Peki, siz olsanız ne yapardınız? Annemin yerinde olsanız, ya da benim yerimde? Ailede adalet gerçekten mümkün mü, yoksa hep bir taraf daha mı fazla yük taşır?