Annemin Dayatmaları ve Kızımın Sessiz İsyanı: Bir Nesil Çatışmasının Hikayesi
“Bu pantolonun paçası neden bu kadar yırtık? Böyle mi okula gidiyorsun?” Annemin sesi mutfağın duvarlarında yankılandı. Kızım Elif, başını önüne eğmiş, elleriyle tişörtünün ucunu çekiştiriyordu. O an, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Annem, her zamanki gibi, Elif’in ne giyeceğine karışıyor, ona kendi gençliğinden kalma değerleri dayatıyordu. Elif ise, on beş yaşında, kendi tarzını bulmaya çalışan bir genç kız olarak, annemin bu baskısından bıkmıştı.
“Anneanne, bu moda artık. Herkes böyle giyiniyor,” dedi Elif, sesi titrek ama kararlı. Annem ise, “Moda olsa ne olur? Bizim zamanımızda böyle şeyler ayıptı. İnsanlar ne der?” diye üsteledi. O an, aralarındaki o görünmez duvarın bir tuğlası daha yerine konmuştu. Ben ise arada kalmış, ne annemi ne de kızımı tam anlamıyla savunamayan bir köprüydüm.
Annemin Elif’e kıyafet alma sevdası, Elif daha ilkokuldayken başlamıştı. Her bayram, her doğum günü, annem büyük bir hevesle rengarenk elbiseler, fırfırlı etekler alırdı. Elif küçüktü, ne giyse yakışıyordu, annem de bundan büyük bir mutluluk duyuyordu. Ama Elif büyüdükçe, kendi zevkleri oluşmaya başladı. Artık annemin aldığı pembe elbiseleri giymek istemiyor, siyah tişörtler, bol pantolonlar tercih ediyordu. Annem ise bunu bir isyan, bir nankörlük olarak görüyordu.
Bir gün, Elif’in odasına girdiğimde, yatağının üstünde annemin aldığı yeni bir kazak duruyordu. Etiketi hâlâ üstündeydi. “Neden giymiyorsun?” diye sordum. Elif, gözlerini kaçırarak, “Anne, ben bunu sevmiyorum. Anneannem alınca üzülmesin diye bir şey diyemiyorum ama giymek istemiyorum,” dedi. O an, Elif’in içinde biriken duyguları, anneme söyleyemediği şeyleri hissettim.
Bir akşam yemeğinde, annem yine Elif’e yeni aldığı bir eteği gösterdi. “Bak, sana ne güzel bir etek aldım. Yarın okulda giyersin,” dedi. Elif’in yüzü asıldı, ama bir şey demedi. Ben de araya girmek istemedim, çünkü biliyordum ki annem en ufak bir itirazda hemen alınır, “Benim sevgimden mi rahatsız oluyorsunuz?” diye sitem ederdi. O gece Elif odasına kapanınca, annem bana döndü: “Bu kız iyice başına buyruk oldu. Hiçbir dediğimizi dinlemiyor. Eskiden ne güzel giydirirdim, şimdi surat asıyor.”
O an, anneme yıllardır söyleyemediğim şeyleri söylemek istedim. “Anne, Elif büyüdü. Artık kendi zevkleri var. Senin aldıklarını giymek istemeyebilir. Bu, sana sevgisi olmadığı anlamına gelmiyor,” dedim. Annem, gözleri dolu dolu bana baktı: “Ben sadece onu mutlu etmek istiyorum. Benim annem bana hiç bir şey alamazdı. Ben de torunuma almak istiyorum. Ne var bunda?”
O gece, Elif’in odasına gittim. Kapıyı tıklatıp içeri girdim. Elif, yatağında telefonuyla oynuyordu. Yanına oturdum. “Biliyorum, anneannenin bu tavrı seni yoruyor. Ama o da seni mutlu etmek istiyor. Belki ona açıkça neyi sevip neyi sevmediğini söylemelisin,” dedim. Elif, “Ama anne, ne zaman söylesem üzülüyor. Ben de istemiyorum üzülmesini. Ama artık bunaldım. Okulda arkadaşlarım dalga geçiyor, ‘Bunu annen mi aldı?’ diye. Ben de giymek istemiyorum,” dedi.
Bir sabah, Elif okula gitmek için hazırlanırken, annem yine kapının önünde bekliyordu. “Bak, bu kazak çok yakışacak sana. Hadi, bunu giy,” dedi. Elif, “Anneanne, ben bugün bunu giymek istemiyorum,” dedi. Annem, “Neden? Beğenmedin mi? O kadar para verdim, hiç mi kıymet bilmiyorsun?” diye çıkıştı. Elif, gözleri dolu dolu, “Anneanne, lütfen. Ben kendi kıyafetlerimi kendim seçmek istiyorum,” dedi ve odasına kapandı. Annem ise bana dönüp, “Bu kız iyice şımarık oldu. Sen de hiç bir şey demiyorsun,” dedi. O an, içimde bir öfke kabardı. “Anne, lütfen. Elif artık çocuk değil. Onun da bir tarzı var. Lütfen biraz anlayış göster,” dedim. Annem, sessizce mutfağa gitti.
O gün Elif okuldan eve geldiğinde, gözleri şişmişti. “Ne oldu?” diye sordum. “Arkadaşlarım yine dalga geçti. ‘Anneannen mi aldı bu kazağı?’ dediler. Anne, ben istemiyorum artık. Lütfen anneanneme söyle, bana kıyafet almasın,” dedi. O an, Elif’in ne kadar incindiğini, annemin ise ne kadar iyi niyetli ama bir o kadar da baskıcı olduğunu düşündüm.
Bir akşam, annemle otururken, cesaretimi topladım. “Anne, Elif artık büyüdü. Onun kendi zevkleri var. Senin aldıklarını giymek istemiyor. Lütfen ona baskı yapma. Onu sevdiğini biliyor, ama bu şekilde aranızdaki bağ zedeleniyor,” dedim. Annem, gözleri dolu dolu bana baktı: “Ben sadece onu mutlu etmek istiyorum. Ama galiba yanlış yapıyorum,” dedi. O an, annemin de ne kadar kırıldığını, kendini dışlanmış hissettiğini anladım.
Bir hafta sonra, Elif’in doğum günüydü. Annem, bu sefer ona bir kıyafet almak yerine, bir kitap aldı. Elif, hediyeyi açınca gözleri parladı. “Teşekkür ederim anneanne, tam da okumak istediğim kitaptı,” dedi. Annem, ilk defa Elif’in gerçekten mutlu olduğunu gördü. O an, aralarındaki buzların biraz olsun eridiğini hissettim.
Ama hâlâ içimde bir burukluk var. Annem, Elif’in çocukluğunu özlüyor, Elif ise büyümek istiyor. İkisi de birbirini seviyor ama sevgilerini ifade etme biçimleri farklı. Ben ise arada kalmış, iki tarafı da anlamaya çalışan bir anneyim.
Bazen düşünüyorum, acaba anneme daha önce açıkça konuşmalı mıydım? Yoksa Elif’e daha çok destek mi olmalıydım? Siz olsaydınız ne yapardınız? Sevgiyle yapılan bir şey, bazen neden bu kadar acı verebilir ki?