Dede ve Torunun Sessiz Çığlığı: Bir Süpermarkette Yaşananlar
“Dede, annem yine kızacak mı bana?” Efe’nin sesi, süpermarketin uğultusu arasında bir bıçak gibi kalbime saplandı. Elimdeki alışveriş listesini titreyen parmaklarımla sıkıca tutarken, gözlerimi onun endişeyle büzülmüş yüzüne çevirdim. Rafların arasında kaybolmuş gibi duran o küçük çocuk, benim torunumdu; ama o an, sanki kendi çocukluğuma bakıyordum.
O sabah, kızım Zeynep’in aceleyle kapıdan çıkarken bana bıraktığı Efe’yle birlikte markete gitmek zorunda kalmıştım. Zeynep’in işi vardı, Efe ise son zamanlarda çok içine kapanıktı. “Baba, Efe’yi biraz dışarı çıkar, belki iyi gelir,” demişti. Ama ben, torunumun içindeki fırtınayı dindirmek için ne yapacağımı bilmiyordum.
Süpermarketin koridorlarında ilerlerken, Efe birdenbire durdu. Elini sıkıca tuttum, ama o, gözlerini yere dikmiş, dudaklarını ısırıyordu. “Dede, annem yine kızacak mı bana?” diye tekrarladı. O an, içimde yıllardır sakladığım bir suçluluk duygusu kabardı. Zeynep’in çocukluğunda da hep böyleydim; sessiz, mesafeli, sevgimi göstermekte zorlanan bir babaydım. Şimdi ise, torunumun gözlerinde aynı korkuyu görmek, beni paramparça etti.
“Hayır oğlum, annen sana kızmayacak. Sen hiçbir yanlış yapmadın,” dedim, ama sesim titriyordu. Efe, başını kaldırıp bana baktı. Gözlerinde, annesinin öfkesinden, evdeki tartışmalardan, babasının yokluğundan kalan bir gölge vardı. Zeynep, Efe’nin babasından yıllar önce ayrılmıştı. O günden beri, evdeki huzursuzluk Efe’nin içine işlemişti.
Yanımızdan geçen bir kadın, kısa bir an için bize baktı. Yüzünde merak ve hafif bir acıma vardı. Belki de kendi torununu, kendi geçmişini düşündü. Ben ise, Efe’nin elini bırakmadan, alışveriş arabasını yavaşça itmeye devam ettim.
Birden, Efe bir çikolata gördü ve almak istedi. “Dede, bunu alabilir miyim?” dedi, sesi neredeyse fısıltıydı. O an, Zeynep’in sıkı kurallarını hatırladım. Şeker yasaktı, abur cubur yasaktı. Ama Efe’nin gözlerinde bir anlığına parlayan o umut kıvılcımı, bana yıllar önce Zeynep’in de aynı şekilde bana bakışını hatırlattı. O zamanlar, ben de ona hayır derdim. Şimdi ise, geçmişin pişmanlığıyla, “Tabii oğlum, alalım,” dedim.
Kasaya doğru ilerlerken, Efe çikolatayı sıkıca tutuyordu. Sıra uzundu, insanlar sabırsızdı. Bir adam, “Biraz hızlı olsanıza!” diye homurdandı. Efe irkildi, ben ise adama sert bir bakış attım. “Çocukla alışveriş kolay mı sanıyorsun?” diye geçirdim içimden. Ama sesimi çıkarmadım.
Kasada, Efe çikolatayı uzattı. Kasiyer kadın gülümsedi, “Ne güzel bir seçim yapmışsın,” dedi. Efe utandı, başını eğdi. O an, kasiyerin sıcaklığı bana umut verdi. Belki de, Efe’nin hayatında daha fazla böyle sıcak anlara ihtiyacı vardı.
Alışveriş poşetlerini toplarken, Efe birden ağlamaya başladı. “Dede, annem çikolatayı görünce kızacak. Ben istemiyorum, geri verelim,” dedi. Gözyaşları yanaklarından süzülüyordu. İnsanlar bize bakıyordu. O an, içimdeki bütün duvarlar yıkıldı. Diz çöküp Efe’ye sarıldım. “Oğlum, bazen anneler de hata yapar. Ben de yaptım. Ama seni çok seviyoruz. Korkma, ben yanında olacağım,” dedim.
Efe, hıçkırıklar arasında bana sarıldı. O an, marketin ortasında, insanların bakışları arasında, yıllardır içimde biriken pişmanlık gözyaşlarımla karıştı. Zeynep’in bana çocukken söylediği o cümle aklıma geldi: “Baba, neden hiç sarılmazsın bana?” Şimdi ise, torunuma sarılırken, geçmişin yükünü biraz olsun hafifletmeye çalışıyordum.
Market çıkışında, Efe biraz sakinleşmişti. Elini tutup dışarı çıktık. Hava soğuktu, ama içimde bir sıcaklık vardı. Efe’ye döndüm, “Biliyor musun, ben de çocukken çok korkardım. Deden bana hiç sarılmazdı. Ama ben sana sarılacağım, söz veriyorum,” dedim. Efe gülümsedi, gözlerinde ilk defa bir huzur gördüm.
Eve dönerken, Zeynep kapıda bizi bekliyordu. Efe hemen koşup ona sarıldı. Zeynep bana baktı, gözlerinde bir soru vardı. “Bir sorun mu oldu?” dedi. Ben ise sadece başımı salladım. “Her şey yolunda,” dedim. Ama içimde fırtınalar kopuyordu.
O gece, Efe uyurken odasına girdim. Yavaşça yanına oturdum, saçlarını okşadım. “Keşke zamanında kızına da böyle sarılsaydın,” dedim kendi kendime. O an, geçmişin pişmanlığıyla, geleceğe dair bir umut arasında sıkışıp kaldım.
Şimdi size soruyorum: Bir dede, geçmişte yaptığı hataları torunuyla telafi edebilir mi? Sevgi, gerçekten her yarayı iyileştirir mi?