Bezwstydsin! Çocuğun Yok Ki, Ben Anneyim! — Baldızımın Borcunu Ödememek İçin Yaptığı Skandal
“Senin hiç çocuğun olmadı ki, ne anlarsın aileden! Ben anneyim, benim ihtiyaçlarım var!” diye bağırdı baldızım Elif, masanın tam ortasında, herkesin gözleri önünde. O an, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Annem, babam, abim, yeğenlerim, hepsi şaşkınlıkla bana bakıyordu. Oysa ben, otuz beşinci yaş günümde sadece huzurlu bir akşam, biraz sohbet ve belki birkaç güzel anı beklemiştim. Ama hayat, her zaman olduğu gibi, en sıradan günü bile bir trajediye çevirmekte ustaydı.
Bir ay önce, Elif bana telefon açmıştı. Sesi titriyordu, “Ayşe abla, çok zor durumdayım. Kredi kartım patladı, çocukların okul masrafları, evin kirası… Biraz borç verebilir misin?” demişti. O an hiç düşünmeden, “Tabii Elif, ne kadar lazımsa söyle,” dedim. Çünkü ailede dayanışma önemliydi, hele ki annemiz küçükken bize hep bunu öğretmişti. Elif’e beş bin lira gönderdim. O günden sonra, ne bir teşekkür, ne de bir geri ödeme sözü duydum. Ama içimden, “Belki zamanı gelince öder,” diye geçirdim. Sonuçta, aileydik.
Doğum günümde, evde küçük bir masa kurmuştum. Annem börek yapmış, babam pastayı getirmişti. Abim, Elif ve iki çocuklarıyla geldiler. Her şey güzeldi, ta ki Elif’in sesi yükselene kadar. “Ayşe abla, senin hayatın kolay. Çocuğun yok, sorumluluğun yok. Benim iki çocuğum var, bir de borçlarım! Senin anlaman mümkün değil!” dedi. O an, herkesin gözü bana çevrildi. Abim, “Elif, ne diyorsun?” diye araya girmeye çalıştı ama Elif dinlemedi. “Senin gibi rahat birinin, bana borç vermesi zaten kolay. Ama geri istemen ayıp! Benim çocuklarım var, ben anneyim!”
İçimde bir öfke kabardı. “Elif, ben senden borcunu geri isterken ayıp bir şey yapmıyorum. Herkesin sorumlulukları var. Benim de hayatım kolay değil,” dedim. Ama Elif, gözlerini bana dikip, “Senin ne derdin olabilir ki? Sabah işe gidip akşam eve geliyorsun. Kimseye hesap vermiyorsun. Benim gibi anne olsaydın, anlardın!” diye bağırdı. Annem, “Kızım, bugün Ayşe’nin günü. Lütfen kavga etmeyin,” dedi ama Elif’in gözü hiçbir şeyi görmüyordu.
O an, çocuklar ağlamaya başladı. Abim, Elif’i sakinleştirmeye çalıştı ama Elif, “Benim yerimde olsanız, siz de böyle olurdunuz! Kimse bana yardım etmiyor, herkes benden bir şeyler bekliyor!” diye bağırmaya devam etti. Masadaki herkes susmuştu. Ben, gözlerim dolu dolu, “Elif, ben sana yardım etmek için borç verdim. Ama şimdi beni suçluyorsun. Bu adil mi?” dedim. Elif, “Senin anlaman mümkün değil! Çocuğun yok ki!” deyip masadan kalktı, kapıyı çarpıp çıktı.
O an, evde bir sessizlik oldu. Annem gözyaşlarını sildi, babam başını öne eğdi. Abim, “Kusura bakma Ayşe, Elif’in son zamanlarda sinirleri çok bozuk,” dedi. Ama ben, içimde bir boşluk hissettim. Yıllardır ailem için, kardeşlerim için, herkes için çabaladım. Ama çocuk sahibi olmadığım için, sanki hiçbir şeyim yokmuş gibi hissettirdiler bana. O gece, yatağımda uzun süre uyuyamadım. Elif’in sözleri kulağımda yankılandı: “Senin anlaman mümkün değil!”
Ertesi gün, annem aradı. “Kızım, Elif’in gönlünü al. O da zor durumda,” dedi. Ama ben, neden hep anlayış göstermesi gerekenin ben olduğumu düşündüm. Neden annelik, bir kadının tek değeriymiş gibi? Benim de hayallerim, acılarım, yalnızlıklarım var. Ama kimse bunu görmek istemiyor. Herkes, çocuk sahibi olmayan kadını eksik sanıyor. Oysa ben, kendi ayaklarımın üzerinde durmaya çalışıyorum. Kimseye yük olmadan, kimseye zarar vermeden.
Bir hafta sonra, Elif’ten bir mesaj geldi. “Ayşe abla, kusura bakma. O gün çok sinirliydim. Ama borcu hemen ödeyemem. Çocukların masrafları var. Biraz daha zaman ver,” yazmıştı. İçimden, “Yine çocuklarını bahane ediyor,” diye geçirdim. Ama ona, “Tamam Elif, ne zaman ödeyebileceksen o zaman öde,” diye yazdım. Çünkü ailede kavga etmek istemiyordum. Ama içimde bir yara açılmıştı. O yara, Elif’in borcundan çok, bana söylediği sözlerdi.
Bir akşam, abim aradı. “Ayşe, Elif hâlâ üzgün. Seninle konuşmak istiyor,” dedi. Elif telefona geçti, sesi titriyordu. “Ayşe abla, ben bazen çok bencil oluyorum. Ama inan, çok zorlanıyorum. Kimse beni anlamıyor. Sen de anlamıyorsun diye düşündüm. Ama belki de en çok sen anlıyorsundur,” dedi. O an, gözlerim doldu. “Elif, ben seni anlıyorum. Ama sen de beni anlamaya çalış. Benim de hayatım kolay değil,” dedim. Bir süre sessizlik oldu. Sonra Elif, “Haklısın. Belki de birbirimizi daha çok dinlemeliyiz,” dedi.
O günden sonra, Elif’le aramızda bir mesafe oldu. Borcunu hâlâ ödemedi. Ama ben, artık ondan para beklemiyorum. Sadece, bana söylediği o sözleri unutamıyorum. “Senin anlaman mümkün değil!” Oysa, insanın en çok ihtiyacı olan şey, anlaşılmak değil mi? Sizce, ailede en çok kim fedakârlık yapıyor? Anneler mi, yoksa sessizce her şeyi sineye çekenler mi?