Kayınvalidemin Gölgesinde: Kimim Ben, Eğer Onun Gözünde ‘Tatlım’ Değilsem?
“Sen asla Elif gibi olamazsın, bunu biliyorsun değil mi?” Sevim Hanım’ın sesi, mutfağın soğuk fayanslarında yankılandı. Elimdeki çay bardağı titredi, ama gözlerimi yere indirmedim. O an, kendi evimde bile yabancı olduğumu hissettim. Murat işteydi, evde sadece ben ve kayınvalidem vardık. O, oğlunun eski eşini hâlâ evimizin duvarlarında yaşatıyordu.
Beş yıl önce Murat, Elif’ten boşanmıştı. Elif’in ihaneti, Murat’ın kalbinde derin bir yara bırakmıştı. Ama Sevim Hanım için Elif hâlâ “bizim kızımız”dı. Elif, boşandıktan kısa süre sonra başka biriyle evlenmişti, ama Sevim Hanım’ın gözünde hâlâ biricik geliniydi. Ben ise, üç yıldır Murat’la evli olmama rağmen, onun gözünde sadece bir yabancıydım.
İlk zamanlar, Sevim Hanım’ın bana karşı soğukluğunu anlamaya çalıştım. Belki zamanla alışır, beni de sever diye umut ettim. Ama her geçen gün, Elif’in gölgesi üzerime daha da ağır bastı. Bir gün, Murat’ın doğum günü için hazırlık yaparken, Sevim Hanım mutfağa girdi. “Elif olsa, Murat’ın en sevdiği pastayı yapardı. Senin yaptığın kekin tadı yok,” dedi. O an, içimde bir şeyler kırıldı.
Murat’a bu durumu anlatmak istedim, ama o hep arada kalıyordu. “Annemin huyu böyle, zamanla alışır,” dedi. Ama ben alışamıyordum. Her gün, Elif’in yaptığı yemeklerden, onun giydiği kıyafetlerden, hatta evin düzeninden bile bahsediliyordu. Bir gün, Sevim Hanım’ın telefonunda Elif’le mesajlarını gördüm. “Murat hâlâ seni unutamadı, biliyorum. O kızcağızla mutlu olamaz,” yazmıştı. O an, gözlerim doldu.
Bir akşam, Murat eve geldiğinde yüzümdeki hüznü fark etti. “Ne oldu?” diye sordu. “Senin annen, Elif’i geri getirmeye çalışıyor. Ben burada ne yapıyorum, Murat?” dedim. Murat, derin bir iç çekti. “Biliyorum, ama annemi değiştiremiyorum. Seni seviyorum, bunu unutma,” dedi. Ama sevgisi, annesinin gölgesini silemiyordu.
Bir gün, Sevim Hanım, Elif’i eve davet etti. Hiçbir şeyden haberim yoktu. Kapı çaldı, açtım ve karşımda Elif’i gördüm. Göz göze geldik. Elif, bana küçümseyici bir bakış attı. “Merhaba, Zeynep. Sevim Hanım beni çaya çağırdı,” dedi. O an, içimdeki öfkeyi bastıramadım. “Burası benim evim, izinsiz gelme,” dedim. Sevim Hanım hemen araya girdi. “Burası Murat’ın evi, ben de annesiyim. Kimi istersem çağırırım,” dedi. O an, Murat’ın nerede olduğunu düşündüm. O, işteydi ve ben bu savaşta tek başımaydım.
Elif, salona geçti. Sevim Hanım ona sarıldı, sanki yıllardır görmediği kızını bulmuş gibi. Ben ise mutfakta, ellerim titreyerek çay demledim. O an, kendi evimde misafir gibi hissettim. Elif, salonda yüksek sesle gülüyordu. Sevim Hanım, “Bak, Elif nasıl da neşelendiriyor evi. Sen hep sessizsin,” dedi. Gözlerim doldu, ama ağlamadım.
O akşam, Murat eve geldiğinde Elif’i görünce şaşırdı. “Senin ne işin var burada?” dedi. Elif, gülümseyerek, “Sevim Hanım çağırdı,” dedi. Murat, annesine döndü. “Anne, lütfen artık bu işleri bırak. Ben Zeynep’le evliyim,” dedi. Sevim Hanım, gözlerini kaçırdı. “Ben sadece eski günleri özledim,” dedi. Ama ben biliyordum ki, o eski günleri değil, Elif’i geri istiyordu.
O gece, Murat’la uzun uzun konuştuk. “Ben burada ne yapıyorum, Murat? Senin annen beni istemiyor. Her gün Elif’le kıyaslanıyorum. Ben kimim senin için?” dedim. Murat, ellerimi tuttu. “Sen benim eşimsin, hayatımsın. Annemle konuşacağım,” dedi. Ama o konuşmalar hep havada kaldı. Sevim Hanım, bana karşı daha da soğuklaştı.
Bir gün, Sevim Hanım hastalandı. Hastaneye kaldırıldı. Murat işteydi, ben hemen yanına koştum. Odaya girdiğimde, Elif başucundaydı. Sevim Hanım, beni görünce yüzünü çevirdi. Elif, bana küçümseyici bir bakış attı. “Sen git, ben buradayım,” dedi. O an, içimdeki bütün sabır tükendi. “Ben Murat’ın eşiyim, burada kalacağım,” dedim. Sevim Hanım, “Senin burada işin yok. Elif benim kızım,” dedi. O an, gözyaşlarımı tutamadım. Odayı terk ettim.
Hastaneden eve dönerken, içimde bir boşluk vardı. Kendi evimde, kendi hayatımda, hep bir yabancıydım. Murat’a her şeyi anlattım. “Beni seç, Murat. Ya ben, ya annenin Elif sevdası,” dedim. Murat, sessiz kaldı. O an, her şeyin bittiğini hissettim.
Bir hafta boyunca, Murat’la aramızda soğuk rüzgarlar esti. Sevim Hanım hastaneden çıktı, ama bana hâlâ soğuktu. Elif ise, her fırsatta eve gelmeye devam etti. Bir gün, Murat eve geldiğinde Elif’i salonda buldu. “Artık yeter!” diye bağırdı. “Burası benim evim, Zeynep benim eşim. Anne, ya bu evde huzur olur, ya da ben giderim,” dedi. Sevim Hanım, ilk defa sustu. Elif, sessizce kalkıp gitti. O an, Murat’ın arkamda olduğunu hissettim. Ama içimdeki yara hâlâ kanıyordu.
O gece, Murat’la uzun uzun konuştuk. “Sana söz veriyorum, Zeynep. Annemle arana girmesine izin vermeyeceğim. Seninle yeni bir hayat kurmak istiyorum,” dedi. Gözlerim doldu. “Peki ya ben? Kimim ben, eğer onun gözünde ‘tatlım’ değilsem? Kendi evimde, kendi hayatımda, ne zaman gerçekten ait hissedeceğim?” dedim.
Şimdi size soruyorum: Hiç kendi hayatınızda, kendi evinizde yabancı gibi hissettiniz mi? Sevdiğiniz insan için ne kadar fedakârlık yapardınız?