Pani Meryem’e Artık Posacı Olamam: Sakladığım Gerçek ve Sessiz İsyanım

“Yeter artık, Meryem Hanım! Ben daha fazla yapamayacağım!” diye bağırdım, sesim titreyerek. O an, mutfakta bulaşıkların arasında ellerim sabunlu, gözlerim dolu dolu, yıllardır içimde biriktirdiğim her şey bir anda döküldü. Meryem Hanım şaşkınlıkla bana baktı, elindeki çay bardağını masaya bırakırken, “Ne oldu Ayşe? Bir derdin mi var?” dedi. Oysa derdim bir tane değildi, yılların yorgunluğu, suskunluğu, kabullenmişliği vardı.

Ben Ayşe, kırk yaşında, iki çocuk annesi, bir yandan kendi evimin derdiyle uğraşırken, bir yandan da başkasının evinde posacı, temizlikçi, bakıcı, her şey olmuştum. Meryem Hanım’ın eşi vefat ettiğinden beri, onun yanında oldum. Kızı Elif ise, İstanbul’da büyük bir şirkette çalışıyor, ayda yılda bir uğruyor, annesinin halini bana soruyor, sonra yine kayboluyordu. Oysa Meryem Hanım’ın her derdi, her hastalığı, her yalnızlığı bana kalıyordu.

O akşam, Meryem Hanım’ın tansiyonu yine yükselmişti. Elif’i aradım, “Annenizin durumu kötü, hastaneye götürmemiz lazım,” dedim. Elif’in sesi telefonda soğuktu, “Ayşe abla, sen ilgilenir misin? Benim çok önemli bir toplantım var, haftaya gelirim,” dedi. O an içimde bir şey koptu. Ben kimdim? Neden bir başkasının annesinin yükünü kendi annemden, kendi çocuklarımdan daha fazla taşıyordum?

O gece, eve döndüğümde çocuklarım uyumuştu. Kocam Mehmet, “Yine geç kaldın, Ayşe. Bizim evin işleri ne olacak?” diye sitem etti. Gözlerim doldu, ama ağlamadım. Yıllardır sustum, hep başkalarını düşündüm. Ama artık yorulmuştum.

Ertesi sabah, Meryem Hanım’ın evine gittiğimde, o bana her zamanki gibi gülümsedi. “Ayşe kızım, iyi ki varsın. Sen olmasan ben ne yapardım?” dedi. İçimden bir ses, “Senin kızın var, Elif’in var!” diye bağırdı. Ama dışarıya sadece yorgun bir tebessüm çıktı.

O gün, Elif aradı. “Ayşe abla, anneme ilaçlarını verdin mi? Evde bir eksik var mı?” diye sordu. Sanki ben onun annesinin bakıcısı değil de, kendi annesiymişim gibi. “Her şey yolunda,” dedim, ama içimden bir şeyler koptu.

Akşam olunca, Meryem Hanım’la oturduk, çay içtik. O bana kendi gençliğini anlattı, “Ben de senin yaşındayken iki çocuğum vardı, eşimle birlikte çok zorluk çektik,” dedi. Gözleri uzaklara daldı. “Ama Elif’i iyi yetiştirdim, şimdi büyük bir yerde çalışıyor, kendi hayatı var,” dedi. O an, içimdeki isyan büyüdü. “Peki ya senin hayatın?” diye sormak istedim. Ama sustum.

Gece eve döndüğümde, çocuklarım bana sarıldı. “Anne, neden hep başkalarının evindesin?” dedi küçük kızım Zeynep. O an, içimdeki suçluluk büyüdü. Kendi çocuklarımı ihmal ettiğimi, onların gözlerinde gördüm.

Ertesi gün, Meryem Hanım’ın evine gitmedim. Telefonunu açmadım. O gün, kendi evimde kaldım, çocuklarımla ilgilendim. Akşamüstü, Meryem Hanım kapıya geldi, gözleri yaşlı. “Ayşe, bir şey mi oldu? Ben sensiz ne yaparım?” dedi. O an, ona bakıp, “Meryem Hanım, ben artık yapamıyorum. Kendi ailem var, kendi çocuklarım var. Sizin kızınız var, Elif var. O gelsin, sizinle ilgilensin,” dedim.

Meryem Hanım bir an sustu, sonra ağlamaya başladı. “Elif’in işi var, o çok meşgul,” dedi. “Ben de meşgulüm, Meryem Hanım. Ben de anneyim,” dedim. O an, yıllardır içimde biriktirdiğim her şey döküldü. “Ben sizin kızınız değilim, ben kendi çocuklarımın annesiyim. Sizin yükünüzü daha fazla taşıyamam,” dedim.

O gece, Elif aradı. Sesi öfkeliydi. “Ayşe abla, annemi nasıl yalnız bırakırsın? Senin işin bu!” dedi. O an, içimdeki öfke patladı. “Benim işim bu değil, Elif Hanım. Ben insanım, ben de yoruluyorum, ben de annem, ben de evlatlarımı özlüyorum. Sizin annenizle ilgilenmek sizin göreviniz,” dedim ve telefonu kapattım.

O gece, ilk defa huzurla uyudum. Sabah çocuklarımın kahvaltısını hazırladım, onlarla parka gittim. Kendi hayatımı, kendi ailemi hatırladım. Meryem Hanım’dan bir daha haber almadım. Elif bir daha aramadı. Ama ben, ilk defa kendim için bir şey yaptım.

Şimdi bazen düşünüyorum, acaba bencil mi davrandım? Yıllarca başkalarının yükünü taşırken, kendi ailemi ihmal ettim. Ama sonunda, kendi sınırlarımı çizdim. Siz olsanız ne yapardınız? Başkasının yükünü taşımaya devam eder miydiniz, yoksa kendi hayatınızı mı seçerdiniz?