Yine Sadece Annen İçin mi Hediye Aldın?
“Yine sadece annen için mi hediye aldın, yoksa ben bu evde bir gölge miyim?” Elif’in sesi mutfağın soğuk fayanslarında yankılandı. Elimdeki küçük kutuyu sıkıca kavrarken, gözlerim bir an anneme, bir an Elif’e kaydı. Annem Ayşe Hanım, başındaki ipek eşarbı düzeltti, gözlerini yere indirdi. Elif’in yeni aldığı şal omzundan kaymıştı, elleriyle sinirle düzeltti. Dışarıda kar, İstanbul’un Arnavutköy sokaklarını beyaza bürürken, evimizin içinde buz gibi bir hava esiyordu.
Yılbaşı gecesi, evimiz portakal ve tarçın kokusuyla dolmuştu. Annem, mutfağın bir köşesinde patates salatasını karıştırıyor, Elif ise nar tanelerini ayıklıyordu. Ben ise elimdeki küçük kutuyla, hangi tarafa yaklaşsam yanlış yapacakmışım gibi hissediyordum. Elif’in gözlerindeki kırgınlık, annemin sessizce bana bakışı… O an, yıllardır süren bir gerilimin tam ortasında olduğumu hissettim.
“Beni hiç düşündün mü? Sadece annenin oğlu musun, yoksa benim de eşim misin?” Elif’in sesi titriyordu. Annem hemen araya girdi: “Kızım, yılbaşı gecesi kavga etmeyelim. Oğlum zaten işten güçten yorgun, bir de üstüne gelme.”
Elif’in gözleri doldu, bana döndü: “Bak, yine beni anlamıyor. Senin annenin yanında hep fazlalık gibi hissediyorum. Sanki bu evde misafirim, kendi evimde bile.”
O an, içimde bir şeyler kırıldı. Annemle Elif’in arasında kalmak, yıllardır üzerime yüklenen bir görev gibiydi. Babamı küçük yaşta kaybettikten sonra, annem bana hem anne hem baba olmuştu. Onun için her şeyimi feda ederdim. Ama Elif’le evlendiğimde, ona da bir yuva sözü vermiştim. Şimdi ise iki kadın arasında, kime daha çok borçlu olduğumu bilemez haldeydim.
Annem, mutfakta sessizce çalışmaya devam etti. Elif ise salona geçti, gözyaşlarını silerken bana arkasını döndü. Elimdeki hediye kutusuna baktım. Annem için aldığım küçük bir altın kolye… Elif’e ise bu yıl hiçbir şey almamıştım. Unutmuş muydum, yoksa annemin gölgesinde mi kalmıştı Elif’in varlığı? İçimde bir suçluluk duygusu kabardı.
Salona geçtim, Elif’in yanına oturdum. “Bak, haklısın. Sana da hediye almam gerekirdi. Ama annem… O yalnız, biliyorsun. Babamdan sonra tek dayanağı benim. Sen de benim eşimsin, hayat arkadaşım. İkinizi de üzmek istemiyorum.”
Elif gözlerini bana dikti: “Ama hep anneni seçiyorsun. Benim duygularım hiç önemli değil mi? Seninle evlenirken, bir aile olacağımıza inanmıştım. Ama her yılbaşı, her bayram, hep annenin gölgesinde kalıyorum.”
O an, çocukluğumdan beri anneme verdiğim sözler, Elif’le kurduğum hayaller arasında sıkışıp kaldım. Annem mutfaktan seslendi: “Oğlum, sofrayı kurayım mı?”
Elif ayağa kalktı, mutfağa gitti. Annemin yanına yaklaştı, sesi titriyordu: “Ayşe Hanım, ben de yardım edeyim.” Annem başını kaldırmadan, “Sağ ol kızım, ben hallederim,” dedi. Elif’in gözleri yine doldu. O an, iki kadının arasında görünmez bir duvar olduğunu fark ettim. Annem, Elif’i hiçbir zaman tam olarak kabul etmemişti. Elif ise annemin yanında hep eksik, hep yabancı hissediyordu.
Sofra kuruldu, herkes yerini aldı. Annem dua etti, Elif sessizce tabağına bakıyordu. Ben ise elimdeki hediye kutusunu masanın ortasına koydum. “Bu yıl, anneme küçük bir hediye aldım. Ama Elif, sana bir şey alamadım. Özür dilerim.”
Elif’in gözlerinden yaşlar süzüldü. “Özür dilemekle olmuyor. Ben de bir insanım, ben de değer görmek istiyorum.” Annem ise sessizce kolyeyi aldı, kutuyu açmadan kenara koydu. “Oğlum, ben hediye için değil, senin yanında olmak için geldim. Ama görüyorum ki, bu evde huzur yok.”
O an, sofrada bir sessizlik oldu. Dışarıda kar yağmaya devam ediyordu. İçimde bir boşluk hissettim. Annemle Elif’in arasında kalmak, beni her geçen gün biraz daha yıpratıyordu. Annem bana bakıp, “Oğlum, ben artık yaşlandım. Senin mutluluğun önemli. Elif’i üzme,” dedi. Elif ise başını öne eğdi, “Ben de sadece sevilmek istiyorum,” dedi.
Gece ilerledikçe, evdeki hava daha da ağırlaştı. Annem erkenden odasına çekildi. Elif ise salonda, pencerenin önünde karı izliyordu. Yanına gittim, elini tuttum. “Biliyorum, seni ihmal ettim. Ama annemi de bırakamam. Ne yapmamı istersin?”
Elif gözlerini bana çevirdi: “Sadece benim de senin ailen olduğunu hissetmek istiyorum. Annene olan borcunu anlıyorum. Ama ben de senin eşinim. Bir gün, bu evde gerçekten bana da yer açacak mısın?”
O gece, sabaha kadar düşündüm. Annemle Elif arasında bir seçim yapmak zorunda kalmak, bana hayatımın en büyük yükü gibi geldi. Annem, yıllarca bana emek verdi, beni büyüttü. Elif ise bana yeni bir hayat, yeni bir umut sundu. İkisini de kaybetmekten korkuyordum.
Sabah olduğunda, annem kahvaltı hazırlamıştı. Elif ise sessizce sofraya oturdu. Annem bana döndü: “Oğlum, Elif’i üzme. Benim zamanım geçti. Sen artık kendi aileni kurmalısın.” Elif ise gözlerimin içine baktı: “Birlikte yeni bir başlangıç yapalım. Geçmişi arkada bırakalım.”
O an, içimde bir karar verdim. Annemi de, Elif’i de üzmeden, yeni bir denge kurmalıydım. Anneme sarıldım, “Sen her zaman benim annemsin. Ama Elif de benim ailem. İkinizi de kaybetmek istemiyorum,” dedim. Elif’in elini tuttum, “Sana söz veriyorum, bundan sonra seni de, duygularını da asla ihmal etmeyeceğim,” dedim.
Ama içimde hâlâ bir korku vardı. Gerçekten iki kadını da mutlu edebilir miydim? Yoksa birini seçmek zorunda mı kalacaktım? Siz olsanız ne yapardınız? Bir evlat, bir eş, iki farklı sevgi arasında nasıl bir yol bulmalı?